![]() |
![]() |
![]() |
|
Anılara yolculuk Hüseyin Peker'in ikinci kitabı 'İzmirli', anıların gücüyle oluşmuş, birikimiyle büyümüş bir roman. Yazar, romanının çıkış noktasının, yaşayıp öğüttüğü art arda sıralanan anılar olduğunu söylüyorİZMİR - Hüseyin Peker, ikinci romanı `İzmirli'de, bir yazarın romanını oluşturma serüveninin tam ortasında bırakıyor okuyucuyu; roman içinde roman yaratıyor. Anıların gücüyle oluşmuş, büyümüş bir roman `İzmirli'. "Eve döndüğümde, kendimi eşyaları uçurulmuş, her yakası yalnızlıktan parlayan boş odalarla karşı karşıya buldum" diye başlıyor roman. Asık yüzlü bir evliliği en sonunda biten yazar, yalnızlık içinde hayatını sorgularken bir de yeni romanını yazmaya başlıyor. Anıların art arda geldiği, delilik ve gerçekliğin sorgulandığı `İzmirli'de, Hüseyin Peker kendi anılarından yola çıktığını söylüyor. Son iki yılda üçüncü kitabınızı yayımladınız. Geç gelen ama art arda gelen ürünler oldu bunlar. Edebiyat serüveninizden bahseder misiniz? Neden kitaplar bu kadar geç geldi? 1968'lerde şiirle başlayan serüvenim Cemal Süreya (Papirüs), Kemal Özer (Şiir Sanatı), Ülkü Tamer (Sanat Olayı, Milliyet Sanat), Hüseyin Cöntürk (Yordam), Enis Batur (Oluşum), Doğan Hızlan (Yeni Edebiyat) vb. desteğiyle yıllarca sürdü. Sonra bankacılık mesleğinin beni koyulaştırması nedeni ile emekli olunca içimde kalan edebiyat tozları genişledi, içimde gelişen her türlü yazın fırtınası kopuverdi işte! Bana gösterilen ilgi kesilene kadar çok şeyler yazmak istiyorum. En azından etkili yapıtlar vermek üzere oturuyorum masamın başına, kalemimin ucuna. Her şeyi okurun ve eleştirmenin tayin edeceğini bile bile durmadan yazıyor ve bu konuda düşünce sınırlarımı zorluyorum. Yaşamdaki koşturan hırsım, bu kez edebiyattaki coşturan hıza dönüştü. Romanda İzmir'de edebiyatla uğraşmanın zorluklarından bahsetmişsiniz, İzmir sizin yazın hayatınızı nasıl etkiledi? Edebiyatın, sanatın ve her türlü yaşamanın odak noktası saydığımız İstanbul'un, o insanı kavrayan gürültüsü yanında, İzmir elbette o sıcak palmiye kokan iniltisiyle kocaman bir taşra kentidir. Sessizlik, dinginlik bulursunuz yaşayıp dururken. Yazmak, düşünmek için elverişlidir, ama yerinde saymak için de, her türlü sıcak, miskinlik çöker üzerinize. İlgilenen yoktur, büyümeniz zordur. İstanbul'u düşlemek de; şair yapar İzmir'de insanı. İzmir'de rahat yaşama koşullarıyla düzgün ve sessiz yaşıyorsunuz ve rahat kayboluyorsunuz ortalardan. Son romanınız 'İzmirli' nasıl oluştu? Bir gün şiirin yetmediğini, söyleyeceklerimi daha gür bir sesle konuşmam için yeni bir alan gerektiğini düşledim. Bu romanın içinde çok şey olsun istedim. Belki her şeyi bir araya koyabileceğim geniş bir alan. Tıpkı Dostoyevski'nin 'Yeraltından Notlar'ı, Albert Camus'nun 'Yabancı'sı gibi az sayfada çok şey anlatıp, okuru bir yerinden yaralayan bir roman yakalamaktı, çıkış noktam. İlk romanım 'Yazıcı ya da Bir Yol Romanı' bunun başlangıcı oldu bende. 'İzmirli' aynı istemlerimin bir devamı. Çıkış noktam, hep bir büyük yapıt yakalamak hevesinden doğdu. Romanın çok farklı bir dil ve anlatım biçimi var. Bu biçim nasıl oluştu? Görsel zenginlikler izleyicinin tepesini sardı bence. Sinemanın o görkemli atmosferi, tiyatronun, müziğin yenilik araştırmalarıyla dolu, yeni teknik gösterilere dönüşmüş biçimleri, özellikle gözümüzün önünde durmadan kıpırdaşan televizyonun, bizlere sımsıkı sarılmış görüntü yapışkanlığı; biraz da okuru yazılı sanatları yeniden gözden geçirmeye yöneltti bence. Bakın artık, gazetelerde köşe yazarları bile, okunmak için tepeden tırnağa giysilerini değiştirdi, yeni süsler takındı. Şiir ve roman da, öykü de bu yönde gelişiyor. Yeni teknikler, yeni gelişimler aranıyor. Okumaya süreklilik kazandırmak adına en azından. Ben değişik ve özgün anlatım biçimine, değişik gözlerle hayata bakma edimine bu noktalardan vardım. Hem düz, yormayan bir yöntem, hem de şiddetle okuru kendine bağlayan bir sürekliliğin peşinde koştum. Roman parça parça anılardan oluşuyor. 'Anı' sizin için ne ifade ediyor? Anı, yaşadığımız dakikanın bir öncesi bence. Yaşayıp katladığımız her şey anıya dönüşüyor. Biz onları ayıklıyoruz, iyilerini seçiyoruz. Bir hafta sonunda günlük anılardan da az şey kalıyor. Onları eleye eleye bir anılar bütününe dönüşüyor yaşamımızın hepsi. Anıları değiştirmek mümkün mü? Burada yazarlık başlıyor bence. Anılara şekil veren yazarın kendisidir. Onları yeniden yaratmak için gereken hazırlığını yapar ve ulu yapıtını tamamlamaya başlar. Her yapıt yazarın bir tanesi olarak doğar böylece, yaşayıp kuruttuğu anı demetlerinden. Bu romanın bir anılar şeridi üzerine kurulu olduğunu söyleyebilir miyiz? Yukarıda söylediğim gibi çıkış noktası, yaşayıp öğüttüğüm anıların kendisi. Ama iş kurmacaya gelince, elimde o anıların tümü yeniden doğdu, çoğu istediğim biçimde genişledi, açılım kazandı, yeni plastik boyutlarda, tekrar derlendi, yeniden yaşandı.
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans] [Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar] |
|
|
Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
|
Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız |