![]() |
![]() |
![]() |
|
68'li olunur, 78'li olunmaz Bana, bize, bizimkilere dinozor diyenlerin önce şunu bilmeleri gerekiyor. Her şeyden önce biz geçmişe olan bağlılığımızı bir özlem olarak dile getirmiyoruz. Geçmişi bugünü kurmak / yarını yaratmak için yaşamsal bir araç olarak kullanmak istiyoruz. Elbette geleceği dünde aramak gibi tuhaf bir tutum içinde değiliz. Geçmişe öncelik vermiyoruz. Ama geçmişe de göz yummuyoruz. Bize yaşanmış bir tarih gözüyle bakanlar yanılıyor. Bizi masalcı baba gibi dinleyenler aldanıyor. Karşı taraf öldürdüklerini sayarak siyaset yapıyor. Kendilerine 78'li etiketini yapıştıran çocuklar 'biz daha çok öldük, biz daha zor günler gördük' diyerek söze başlıyor. '12 Eylül 12 Mart'tan daha ağırdı' diyerek siyaset yapıyor. Böyle bir şey yok. 78'li yok ama, dünyanın her ikliminde 68'li var. 68'li olunur ama 78'li olunmaz. 78'li olunursa, 58'li de 88'li de olunur. Bir imaj dehasının 'olmayana ergi' yöntemini ters yüz edip, 'olana ergi' metoduyla vardığı bir sonuç 78'lilik. '68'li varsa, 78'li de var' mantığı dünyayı sarsan 68'liliğin içini boşaltıyor. 68 isyanını 'yarım kalmış devrim' tanımıyla sınırlıyor. 68 isyanını 'eski güzel günler' duygusallığına indirgiyor. 68'li yıllarda koşmaya başlayıp, durup dinlenmeden hâlâ koşanları elinin tersiyle bir kenarıyla itiyor. Ortasına 'kendisini' yerleştirdiği bir mantıkla tarihten vazgeçiyor. Onunki öyle bir bencillik ki, tarihi kimin yazacağına bile o karar veriyor. Siyasetten pay kapma eğilimi, genç insanları serbest piyasa ahlakının tutsağı yapıyor. 78'li olmayı kâr/zarar hesabına dayandırıp o insafsız parantezini açıyor. Hiç utanıp sıkılmadan (Bizim yerimize 12 Eylül hapishanelerini yazanlar yine 68'lilerdi) diyebiliyor. Yeni yetme serbest piyasa reklamcılarının 78'liliklerine akıl sır ermiyor. Unutulmasın ki dünyanın tüm dinozorları, her şeyden önce gayri meşru sayılan toplumsal ve siyasal geçmişi sorguluyor. Sizin dinozor dedikleriniz duygusal bağlarla da bağlı oldukları geçmişi kutsamıyor. Tam tersi anımsadıkları ve anımsattıklarıyla toplumsal ve siyasal belleği sarsıyor. Sormayan / sorgulamayan ama bir fetiş halinde yeniyi kutsayan kuşaklara yaşanmışlığı bir deneyim olarak sunuyor. Dinozor dedikleriniz darbelerle, muhtıralarla altüst edilen toplumsal ve siyasal yaşama her geçen gün biraz daha egemen olan tek tip değerlendirmelerin önüne varlıklarıyla set örüyor. Partileri, sendikaları, dernekleriyle siyasal güçleri istedikleri gibi yönlendirebileceğini, istediği gibi harmanlayacağını sananlara engel oluyor. En önemlisi, değişim/dönüşüm ve yükselen yeni değerler aldatmacasıyla toplumsal/siyasal/ekonomik bunalımlara farklı bir siyasal açılım getirme kurnazlığına başkaldırıyor. Dikkat edin hiçbir değişimci/dönüşümcü Avrupa parlamentolarında sandalye çoğunluğunu kazanan sosyalist soldan söz etmiyor. Emeğin yeni örgütlenmesine değinmiyor. Temel hak ve özgürlüklerle ilgili yeni kazanımlarını, insan hakları mücadelesini ve barış çabalarını es geçiyor. Türkiye'nin dinozorlarını şizofrenik bir yaklaşımla aşağılayan sağ ve sol liberallerin, bunca uğraşlarına karşın ortaya koyabildikleri tek sorun 'Peki ya biz?' sorusuyla sınırlı kalıyor. Dinozor dedikleriniz ellerinde bağımsızlık bayrağı, yüreklerinde özgürlük ateşiyle tıpkı 30 yıl önceki gibi coşkuyla hala yürüyor. Peki ya siz?
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans] [Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar] |
|
|
Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
|
Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız |