Cihannüma

"Dön ve geçmişe bak!"
Hâlâ tartışmamızdan ve tarife kalkışmamızdan da anlaşıldığı gibi, Türkiye demokrasiyi tam anlamıyla benimsemiş değil.

   - Ne demekmiş askeri müdahale, aklınızdan bile geçirmeyin, diyecek; ayrıca bunu söylemeye bile gerek duymayacak kadar demokrat değiliz.
Sağlıklı kamuoyu oluşuyor diye sevinmemizin, sivil toplum kuruluşlarıyla övünmemizin altında da bu gerçek yatıyor: yeterince sivil olamayışımız. İşçi ve işveren birliklerinin bir araya gelerek topluca ses vermesi, demokrasiye sahip çıkması küçümsenecek gelişme değildir, biliyorum. Ama bakın bu yeni cephenin temsilcilerinden biri olan (Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu) TESK Başkanı Derviş Günday, genel kurullarında yaptığı konuşmada iktidarı nasıl uyarıyor:

   - Hata yapılmamasını istiyoruz. Yapılırsa ne olur? Cevabım: dön ve geçmişe bak!
Yani 27 Mayıs'ı, 12 Mart'ı, 12 Eylül'ü unutmayın, demek istiyor. İşte bu tavır, askeri müdahaleyi iktidarda nöbet değiştirmenin yollarından biri olarak zımnen kabul etme anlamına gelir ki, günümüz Türkiye'sinde demokrasiyi tehdit eden ana sebeplerden biridir. Ve sık sık tekrarlanan bir hatadır.
Günday'ı güç bulunur bir örnek olarak seçmedim. Günümüzde asıl güç olan, bu hataya düşmeyen birilerini bulabilmektir.

Dil Yâresi
l A Takımı'nda Savaş Ay soruyor: "Sokaktaki adam bu tartışmaya duhul olduğunda, bakalım ne diyor?" (atv, 3 mayıs).
"Katılmak" anlamında dahil olmak denir. Gene bu anlamda duhul etmek de denirdi. Ama duhul olmak diye bir deyiş yoktur.
Not. Türkçe eleştirisi diye hep Osmanlıca kelime ve deyişler üzerinde duruyorsunuz, şikâyetleri benim kulağıma da geliyor. Siz de lütfen, üstelik bilmediğiniz bu kelimeleri lüzumsuz yere kullanmayın!

  • "Kızı Kayahan'ı çıldırtıyor" başlıklı haberde iddet-i müddet davasından söz ediliyor (Hürriyet, 30 nisan).
    Hukukta iddet müddeti diye bir terim var; "Kocasından boşanmış veya kocası ölmüş kadının, bu tarihlerden sonra doğabilecek çocuğun nesebinin karışmaması için beklemesi gereken süre" anlamında kullanılır. Ama iddet-i müddet deyişini bilmiyorum.
  • Bir bilmece-başlık daha: "Ankara'da tek tipe 40 gözaltı" (Milliyet, 2 mayıs). Haberi okuyunca "tek tip elbise giyen kırk kişi"den söz edildiği anlaşılıyor. Ama tek tip diye yerleşmiş bir deyim veya terim, hatta son günlerde çok tekrarlanmış bir deyiş bile olmadığına göre, başlık hatalıdır.
  • Ali Rıza Kardüz yaygın bir hatayı tekrarlıyor. "Emlağin gerçek değeri" (Sabah, 30 nisan) yanlıştır. İmla kurallarına göre emlakin yazmamız gerekiyor. Bunun böyle olduğu, yani ek alan k'ların yumuşayıp yumuşamayacağı Türkçe Sözlük'te (TDK) belirtilmiştir.

    Türkçe test sualleri
    Hıncal Uluç, Muzaffer Buyrukçu'nun cümlelerinde görüp de altını çizdiği iki hatayı bir de bana doğrulatmak istemiş (Sabah, 2 mayıs).

İlki şu: "Evet, genç ve güzel erkeklere düşkün Selçuk Sultanı Melikşah'ın Başveziri Nizamülmülk, yepyeni bir siyasetin, yepyeni bir devlet yönetiminin kurucusuydu."
ĞGenç ve güzel erkeklere düşkün olan, Melikşah mı, Nizamülmülk mü, diye soruyor Uluç. Sormakta haklı!
Devam ediyor: Nizamülmülk idiyse "Selçuk Sultanı Melikşah'ın genç ve güzel erkeklere düşkün başveziri Nizamülmülk" dememiz gerekirdi. Bu da doğru!

   - Peki, düşkün olan Nizamülmülk değil de Melikşah olsaydı, o zaman okuyanı hiç şüpheye düşürmeyecek cümle nasıl kurulurdu?
Bence, mesela şöyle: "Nizamülmülk, genç ve güzel erkeklere düşkün Selçuk Sultanı Melikşah'ın başveziri, yepyeni bir siyasetin, yepyeni bir devlet yönetiminin kurucusuydu."
Hatalı ikinci cümle de şu: "Ve ben, kenar mahallenin yorgun ve yakışıklı, ama-cinsellik dahil-pek çok temel gereksiniminden mahrum delikanlısı, öyle bir mekân düşlüyordu."
Ve Uluç'un suali: "Cümlenin öznesi Ben, yani birinci şahıs mı, yoksa delikanlısı, yani üçüncü tekil şahıs mı?" Cümle düşlüyordu diye mi bitmeli, düşlüyordum diye mi?
Düşlüyordum, diye!
Hıncal Uluç'un sevdiğim bir yanı hiç eksilmeyen ve aksamayan dil duyarlığı. Mesleğinin gereği bu, diyeceksiniz. Romancıların, hikâyecilerin mesleği de bu duyarlığı gerektirmiyor mu?

Trafik
TEM yolunun Levent tarafında servis yolu niyetine faydalandığımız asfaltta tamirat var. O noktaya gelmeden önce bir uyarı konmadığı için, yol-altı geçit sabahları tıkanıyor. Bu yüzden yirmi dakika kadar zaman kaybediyoruz.
Biz kural çiğnemeyen "budalalar" adım adım ilerlerken, hepimizi sollayıp burun hamleleriyle geçide önde giren "açıkgözler"'de eksik olmuyor.
4 mayıs pazartesi sabahı, plaka numarasını not edebildiğim saygısızlar şunlardı: 34 YIN 18, 34 GSY 67 ve 34 HLS 89.

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ------------------>
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->
    

[Ana Sayfa] [İnsan] [Yaşam] [Türkiye] [Politika]
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans]
[Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar]


 


 
Yukarı  Yukarı Çık

Geri  Geri Dön

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
 

Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız