Sahaya kim ine? Tribüne kim çıka?

Bazı şeylerin nasıl olduğunu anlamakta zorluk çekiyorum. Şöyle şeyler, kastettiğim: geçen gün Yalım Erez siyasi durum üstüne (oldukça hamasi) bir şeyler söyledi, anlaşıldığı kadarıyla bir çağrıda bulundu. Çağrıda bulunulduğunu anlamak aslında o kadar zor değildi de, kimin ne zaman nerede bulunması gerektiğini pek anlamadım.
İki büyük gazete bunu manşet yaptı. 'Anlamakta zorluk çekiyorum' dediğim şeyler, işte böyle şeyler. Yalım Erez'in söylediği bu sözlerin, niçin, hem de 'Ağzına sağlık!' 'Helal olsun!' gibi tezahüratla manşete çıkarıldığına doğrusu pek akıl erdiremiyorum.
Bunlar kimsenin söylemediği sözlerdi de, söylenince olay mı oldu? Yoo, hiç öyle değil. Nitekim bugün (pazartesi) Yalım Erez'in bu konuşması hakkında yorum yapan yazarlar tam da bunu söylemişler: herhangi bir yeniliği, özgünlüğü olmadığını. Hatta aynı şeyi Erez kendisi de söylemiş: "Söylenenleri, yazılanları bir araya getirdim," demiş.
Yavuz Donat, söylenen yeni olmasa da, dinlemeye hazır ortamın yeni oluştuğu yorumunu yaparak, aynı zamanda bunun niçin 'manşetlik' bir olay olduğunu açıklıyor. Yorumu doğruysa bu da şaşırtıcı. Söylenenler, Erez dahil herkesin kabul ettiği gibi 'sıradan' şeylerse niçin şimdi bu dinleme (ve 'hak verme') ihtiyacı doğuyor. bir bıkkınlığın ne zaman taşma noktasına geleceğini hesaplamak şüphesiz zor bir şeydir... Demek ki şimdi gelmiş...
Yoksa başka bir etken mi var? Örneğin, şöyle bir şey: Biri bir işi yapmak gereğinden söz eder, siz bu sözü haklı da bulursunuz; ama söyleyene bakarsınız, pek yapacak bir hali yoktur. O zaman, 'bu da böyle bir söz işte,' der, fazla üstünde durmazsınız. Acaba Yalım Erez bu anlamda çok 'sözünün eri' bir kişi de, onun için mi o konuşunca toplum kulak kabartıyor ya da söz konusu manşetler topluma 'Kulağını kabart!' diyor.
Bunun böyle olduğunu da pek sanmıyorum. Erez, siyasete biraz dışarıdan gelme biri ve sözüne ne kadar sadık olursa olsun, o siyaset dediğimiz yapının kemikleşmiş koşullanmalarını kıpırdatması kolay değil.
Türkiye'nin bugünkü siyasi konjonktüründe solun bölünüklüğü fazla dert değil, ama sağın dağınıklığından tasalananlar hem kalabalık, hem etkili. 'Şu ANAP'la DYP niçin kendilerini huysuz lider rekabetinden kurtarıp bir araya gelmezler?' sorusu durmadan soruluyor.
Belki Erez'in sözleri, 'Söyleyene değil, söyletene bak' misali, burada bir irade oluştuğunun ipucu olarak yorumlandı ve o zaman 'ehemmiyet kesbetti'. Böylece 'anlaşılırlığa' biraz daha yaklaşsak da, böyle şeylerin nasıl kocaman senaryolar haline geldiğini anlamakta gene de güçlük çekiyorum. Herhalde anlamak istemediğim için.
Bakalım... Birçok durumda, zaten, 'bakmak'tan daha etkin bir eylem biçimimiz olamıyor.

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ------------------>
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->
    

[Ana Sayfa] [İnsan] [Yaşam] [Türkiye] [Politika]
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans]
[Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar]


 


 
Yukarı  Yukarı Çık

Geri  Geri Dön

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
 

Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız