1968 başka 68'liler başka

Bu 'kuşak' bir yandan gelecek kuşaklar karşısında bir rönesans sürecinde rol üstlenmiş olmanın imtiyazını korumak ister, öte yandan 68'de ileri sürdüğü iddiaların tasfiye edilmesine bizzat katılır
Tuhaf bir biçimde Türkiye'de '1968 kuşağı' bir kuşak olduğunu, kuşak olarak hiçbir devrimci işlevinin kalmadığı bir dönemde başkaldırının 20. yıldönümünde fark etmişti. O zamandan beri bizim de bir '68 kuşağımız' oldu.
'Kuşağımızın' kendini hatırlayış tarzı da bugünkü 'postmodern' varoluşuna uygun; eklektik, plastik ve fantastik. Bir tür 'ağır roman'!
'68'liler' denilenlerin, sloganlarımız olduğuna inanmamızı istedikleri cümlenin -gerçekçi ol imkânsızı iste- Türkçeye tercüme edilmesi içinse 20 yıl beklemeleri gerekmişti. Ama bu tercüme sloganda dile gelen 'diyalektik' 1998'de bizim 'kuşak'ın dilinde bütünüyle şizofrenik bir anlama bürünüyor. 'Kuşak' adına söz alanların bugün içinden konuştukları yaşantılara bakarsanız, düzenin 1968'de 'imkânsız' dediği şey -yani bir devrim yapmak ile 1968'de de bugün de 'mümkün' ve 'gerçek' olan arasındaki seçimin varoluşsal bir değeri hiç olmamış. 1968-69'da yaptığımız seçimler, yalnızca birer 'seçim'miş, kapitalizmin yönetici seçkinlerine katılmakla, devrim için savaşmak arasında hiçbir kategorik fark yokmuş. Kimimiz, Tansu Çiller'in bakanı, kimimiz 'ölü devrimci' olmayı seçmiş olabilirmişiz, ama hepimiz aynıymışız. Yani 68'li.
'Ne yapmalı?' sorusuna verilen cevapların 68'den sonra 'ahlaki' ve 'varoluşsal bütünlüğünü yitirmesi' bu postmodern toplumda trajikomik sahnelere dönüşüyor.
Mesela; 1968'de ODTÜ'de devrimcilere karşı seferberlik açan sağcı öğrenci lideri 1994'de İstanbul'a belediye başkanı olmaya karar veriyor. Hiçbir zaman başkaldırmadığı halde 'Elveda Başkaldırı' diye kitap yazmasıyla ünlü, şimdiki milliyetçi yayın yönetmeniyle, Küba Bar'a gidip rom içiyorlar ve bu 'devrimci' atmosferde, 68'in en hakiki devrimci kişiliklerinden birini, ODTÜ'deki öğrenci ayaklanmasının önderini, Sinan Cemgil'i anıyorlar. Ve başkan adayımızın 'içlendiği'ni haber almamız sağlanıyor.
Özal'ın Özel İstihbarat Örgütü'nün başı 1968'te SBF'deki sağcı öğrenci derneği başkanı meziyetlerinden dem vurması gerekince öğünüyor: "Ben de 68 kuşağındanım. Mahir Çayan sınıf arkadaşımdır."
68'liler Vakfı Başkanı, Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın idamlarında başrolü oynayanlardan 'brifing' almak için sıra beklerken kuruma toz kondurana parmağını sallıyor: 'Gericiler sizi'
Böyle bir kuşak var mı gerçekten?
1998'den bakıldığında '68'in ortak bir ruhunun bulunduğunu söylemek mümkün. Ancak bu 'ruh'u, 1968 olmasa olamayacak olan şeyi bugüne ve geleceğe taşıyacak olan öznenin - kimi istisnalar dışında - kendilerine '68'liler' denilmesini isteyenler arasından çıkacağını söylemek neredeyse imkânsız artık. 1968 başka, 68'liler başka.
1968'in Türkiye için tarihsel önemi devletçilik ve liberalizm, merkeziyetçilik ve ademi merkeziyetçilik, doğuculuk ve batıcılık, Amerikacılık ve milliyetçilik arasındaki çatışmada yatmıyordu. 1968'de Türkiye'yi de dünya ölçeğinde bir büyük değişim sürecinin parçası kılan bu protestoyu kapitalizme karşı bir 'devrim'e bağlamayı hayatının amacı kılan öznenin ortaya çıkışındaydı. Kaybedecek hiçbir şeyleri olmayanların 'kazanılacak koca bir dünya' için adım atma sıralarının gelmiş olduğunun bilgisiyle tanışmalarındaydı.
1968'e 'kaybedilecek şeylerin', gücün, mevkinin, servetin dünyasından bakınca, 1968'in yazılmamış manifestosunu 1998'de Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin diline tercüme etmek kaçınılmaz.
Bu 'kuşak' bir yandan gelecek kuşaklar karşısında bir rönesans sürecinde rol üstlenmiş olmanın imtiyazını korumak ister, öte yandan 1968'de ileri sürdüğü bütün iddiaların alenen tasfiye edilmesine bizzat katılır. Gözlerinden yaşlar süzülür, içi sızlaya sızlaya 1968-69'da yapılan yaşamsal seçimin artık önemsiz ve yararsız olduğunun ilanını onaylar. Serden geçilmeyince bağra taş basılır yârdan geçilir.
Bu alaturkalık içinde geçecek her yılın 1968'in mirası ve değerlerinin yarına taşınmasını daha da zorlaştıracağı açık. Çünkü içindeki devrimci çekirdeği çıkartmak için, her yıl 68'in hakikati üzerine yeni bir mistifikasyon katmanı örten artık 68'li olmayan 68'lilerin oluşturduğu kalın bir kabuğu kırmak gerekecek.
1968'in toplumsal hayattan kültüre, siyasetten sanata bütün insani faaliyet alanlarının altını üstüne getiren eylemli eleştirisinin düşünsel kaynağında Marksizm vardı. Sol Kemalizm'in Marksizm'e kendini yamaması 1968'de bu eski geleneğe gençlik aşısı yapsa da 1968'in kitlesel hareketinden damıtılmış olan orijinallik Marksizm'den beslenen yeni bir devrimci zihniyetin doğuşuydu. 1968'i bir dönüm noktası kılan gücünü geçmişin anılarından değil, geleceğin imkanlarından alan, tarihi yaptığı bilinciyle yaşayan insanların eylemiydi.
1968'in 1998 için de yaşar kalan bir değeri olup olmadığını merak edecekler için hâlâ sağlam bir ipucunun olduğu söylenebilir.
Bu ipucu 'bencil hesabın buzlu sularında' donmuş bellekleriyle sayıklayan 68'li olmayan 68'lilerin mankıbelerinde değil, 68'deki bayraktarımız Deniz Gezmiş'in kısa süren yaşamının bütün amacını özetleyen son sözlerinde bulunabilir.
Ertuğrul Kürkçü, gazeteci/yazar

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ------------------>
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->
    

[Ana Sayfa] [İnsan] [Yaşam] [Türkiye] [Politika]
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans]
[Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar]


 


 
Yukarı  Yukarı Çık

Geri  Geri Dön

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
 

Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız