Radikal-online Sanal Kütüphanesi için tıklayınız...

KÖŞE BAŞI

Bir Disneyland sendromu
Luc Besson, 'Beşinci Güç/The Fifth Element'ın deneme gösteriminde yeniyetme bir çocuğu izlemiş. Onun kucağındaki kutudan aldığı patlamış mısırı tam ağzına götürecekken filme dalıp mısırı tutan eli havada, gözleri fincan gibi açılmış, birkaç saniye donup kalmasını unutamıyor. Bunu filmine yapılmış en büyük iltifat sayıyor. Dahası, esas seyircilerinin işte bunlar, 15 yaşın altındaki seyirciler olduğunu düşünüyor. Tabii, patlamış mısır ve kola takviyesiyle.
Besson'u beğenen biri olarak, bu tanımını talihsiz buluyorum. Ayrıca kendi hakkını da yiyor. Çünkü o unutulmuş mısıra yol açan heyecanın da ötesinde sorunları işleyebilen bir sinemacı. Benden üç tane 15'lik çıkıp üste de biraz bir şeyler (nerdeyse bir 15'lik daha) kalacağı için kıskançlıktan söylemiyorum ama, bu sınırlama insanın ister istemez, sinemanın bekası kaygısına kapılmış ve gişe garantisi isteyen biriyle karşı karşıya olduğu yolunda bir kuşkuya kapılmasına yol açıyor. Aksiyon filmleri için bu geçerli olabilir belki de, ben şahsen Besson'un filmlerini bu genellemenin dışında tutmuştum hep.
Aksiyon sinemasının en sağlam yıldızlarından Bruce Willis ise, sinema işini Disneyland'a, ya da Disneyland gibi temalı parkların işine benzetiyor (Malum, kendisi 'Beşinci Güç'ün de starıydı).
İkisinde de, boyuna yeni icatlar, heyecan verecek, yüreği kaldıracak, icabında miğdeyi bulandıracak yenilikler gerekli. Ortalama bir buçuk saatlik bir heyecan, havada kalan patlamış mısırlar, gişelerde ortalama yarım milyon dolar. Willis, işinden heyecan duyduğunu, her zaman istediği işi yaptığını söylemeyi de ihmal etmemiş. Öyleyse 'Gecenin Rengi/Color of the Night' için hiç başkasına kabahat bulmamıza gerek yok demektir. Alamet - i farikası haline gelmiş çarpık gülümseyişini sık sık sunma dışında herhangi bir çaba harcamadan atlattığı bu bir buçuk saat bize bir yıl gibi gelmişti. Zavallı adamın para uğruna neleri kabul ettiğini düşünüp dertlenmiştik. Mesele öyle değilmiş. Ayrıca, Willis'in, canı istediği zaman, 'Ucuz Roman'daki gibi dört dörtlük kompozisyonlar sunabildiği halde (bu çabayı genellikle ikinci derecede rollerde olduğu filmlerde harcıyor), beyazperde vaktinin büyük kısmını otomatiğe takmış olarak geçirmesi de 'işten alınan zevk' konusunda kaygılanmamıza yol açıyor.
Amerikan filmlerine bir bütün olarak hiçbir zaman düşman olmadım. İyi film - kötü film ayrımı yapmayı hep yeğlemişimdir. Aksiyon filmlerinin iyisini de, sinemaya sadece hoşça vakit geçirmek için gitmesem de, sever ve pek güzel izlerim. Ama doğrusu, kendisine pazarlama bölümü nezaretinde hazırlanmış bir buçuk saatlik heyecan sunulan ve bu heyecanın kadrini, kıymetini bilerek gişelere dolarcıklar akmasını sağlayacak biri sayılmak da pek hoşuma gitmiyor. Zaten ben sinemada patlamış mısır da yemem. Belki de üstüme alınmama gerek yoktur.
Not: Üstat Kabaağaçlı, pazar günkü köşede de dizgi marifetiyle bir 'a'sını yitirmiş. Masumiyetimi bildirir özür dilerim ama, bu özürde adının nasıl çıkacağını doğrusu düşünmek istemiyorum.

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ------------------>
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->
    

[Ana Sayfa] [İnsan] [Yaşam] [Türkiye] [Politika]
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans]
[Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar]


 

Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !

 
Yukarı  Yukarı Çık

Geri  Geri Dön

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
 

Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız