![]() |
![]() |
![]() |
|
Harikulade bir televizyon gecesi Perşembe günü, Melek mazaret beyan ederek yuvaya gitmeme kararını, bildirdi. (Bu günün öyküsünü ayrıca Pazar mönümüzde bulacaksınız.) Melek'le geçirilen BÜTÜN bir gün demek, benim posamın çıkarılıp atılması, demek. Habire BÜTÜN ANNELER BİR MELEKTİR diye tekrar edip kendimi sakinleştirmeye çalışırken, annem Hızır Anne kılıklarında, geldi. Kızım, kendini sıkıcı ve yorgun annesinin kucağından macera dolu anneannesinin kucağına dar attı.Annemle kızım yeni maceralara doğru yol alırken, ben baygın kendimi Ana Haber'lerin karşısında buldum. Birden elektrik yemiş gibi canlandım; zira Show TV'de Yıldız Teknik Üniversitesi'nde gerçekleştirilen 'Yılın Münazarası' olayından kesitler gösteriliyordu. Mehmet Ali Birand, büyük bir televizyonculuk olayı gerçekleştirmiş; Ajda Pekkan, Hülya Avşar ve Güzide Kasacı'yı bulamadığı için (Bayan Kahkaha) İmren Aykut'u, öğrencilerin önüne atmıştı. Bol dalgalı bir okyanusun üstünde, bambu bir salda ilerleyen bu görmüş geçirmiş üç kadın, adeta sularda kaynaşan köpekbalıklarına karşı bir ölüm-kalım mücadelesi verir, gibiydiler. Gerçi Hülya Avşar'ın kaybedecek pek bir şeyi yoktu. Bacakları kromdan, kolları paslanmaz çelikten, yüreği ise mangaldan yapılmıştı. Öğrenciler devrimci mi devrimci, keskin mi keskindiler. Ben bir tek şeyi anlamadım: Okullarına bu üç acayip kıl oldukları tip getirilmiş, önlerine konulmuştu. Bu münazara programına katılmak zorunda mıydılar? Biri kafalarına silah mı dayamıştı? Önce bir slogan, iki mesaj, üç sosyal içerik, sonra da suratlarda patlayan hakaret şeklinde cereyan eden 'sorularını' fışkırtmak yerine, cümleten o salonu doldurmasalar ve sosyoloji tarihindeki haklı yerini alacak bu 'toplantı' gerçekleşmese; çok daha 'anti-reyting' 'anti-popülist' hakiki bir protesto olmaz mıydı? Yoksa bu, onlardan çok şey talep etmek mi? Hepsi 'medya ışıkları altındaki 30 saniyelerini' yaşamak arzusundan kurtulamayacak kadar 'genç' ve tabii ki 'medyayla aşılanmış' (dolayısıyla tersinden de olsa) 'medyaya meftun' vaziyette mi? İmren Hanım, kendisine sorulan hiçbir soruyu cevaplamıyordu. Zira çocuklar, çok güzel, özel, derin, kapsamlı sorular soruyorlardı. Bu kadar kısa zamanda bu denli derin mevzulara giremeyeceğine göre, yan tarafında bulunan kahkaha düğmesine basarak soruları geçiştirmek en doğrusuydu. Hülya Avşar'ın yüksek gerilim anlarının hemen akabinde dahi, o, gevrek kahkahalarını, Türk halkından esirgemeyerek 'her koşul altında kahkaha atarak nasıl muvaffak olunur' kitapçığını dağıtmakla meşguldü. İmren Aykut, Türk politika sahnesinde yükselebilmiş nadir kadınlarımızdan. Bu nedenle de, ANAP'lı her hükümete nazar boncuğu kontenjanından bakan olarak girebiliyor. Aynı Işılay Saygın'ın mütemadiyen bakan yapılması gibi. Ben KADER'ciler gibi 'Kadın politikacı olsun da, canımı yesin' diye düşünmüyorum. Cımbızla seçilip yükseltilmiş bu kadınların, kadın haklarına karşı bir manevra, kadın mücadelesine bir hakaret olduğunu düşündüğüm karanlık anlarım dahi, mevcut. Her neyse İmren Aykut güzel diksiyonu ve boş laflarıyla sosyal demokratları da hatırlatarak, hiçbir şey söylemeyerek ve 'çocukları' üstüne fazlaca saldırtmayarak, başarıyla idare etti. Yılların fındık kurdu politikacısı olduğunu, ispatlayarak. Bir dakika: KESME. Ben salı gecesi saat 10 sularında uyuduğumdan kaçırdığım bu asrın münazarasından kesitlerle sarsım sarsım sarsıladurayım, Türk televizyonculuğunun benim için hazırladıkları bu kadarla kalmayacaktı. Ayrıca Show Haber'e zıplayıp başka kesitler de kesitlemiştim. Ama İbo Şov'da Cem Ceminay, Evin Ana ve Ajda Pekkan, muştulanmıştı. Derhal pop kültürün yurdumuzdaki en gizli ve büyük uzmanı olan Çağla'yı aradım. "AJDA" diye bağırdım, "sen programı izlemişsindir, Ajda'ya niye hiç saldırmadılar?" Çağla, "Zira", dedi, "Ajda o kadar başarılı, o kadar başarılı ki, orda dahi Amerika'dan gelen uzak akrabaları havasını yaratmaya muvaffak oldu. Hülya Avşar onların kaleminden. Onların mahalleden kapı komşularının kızı. Ona kinleniyorlar, kızıyorlar. Ajda ise 'İki Yabancı'. Ajda'ya ev sahipliği kuralları işliyor." Nitekim Hülya Avşar da Show Haber'de olanca zekâsı ve patolojik optimizmiyle: "Beni kendilerine yakın buldukları için saldırdılar" diyordu. "Ben sevindim de aslında. Beni bu kadar kendilerine yakın bulmalarına." Hülya Avşar vahşi kapitalizmin en vahşi neferiydi. En son 'Adı:Aylin'i okumuştu. Mehmet Güleryüz, Burhan Uygur tabloları topluyor, tenis ve golf oynuyor, eski starlar gibi rüküş rüküş assolist assolist giyinmiyor; Polo gömlekleri, blucinleriyle Özal Türkiyesi'nin en özel örneklerinden biri olarak yaşıyordu. Gerçek bir sınıf atlamacıydı. Gazeteci de döven, Cem Özer'e söven, annesi babası doktor, şahane bir karışım olan Kaya Çilingiroğlu'yla evlenmişti. Şovunda giderek Huysuz Virjin'i andırıyordu. Kadınsı münasebetsizliğin suyunu çıkarmıştı. İyi de etmişti. Hülya Avşar bizim Kaltak'ımızdı. Elizabeth Wurtzel ('Prozac Ulusu'nun yazarı) Amerika'yı sallayan son kitabı 'Kaltak'ta kadınların kaltak olma hakkını talep ediyor. Ona göre, Hillary Clinton da, Sylvia Plath da, Prenses Diana da birer kaltak (the bitch). Kadınlardan histerik ve kaltak olma hakkının yüzyıllardır esirgendiğini yazıyor ve Margaret Thatcher ve Golda Meir rolleri dışında rollerle de (zor, kontrolsüz, şirret, münasebetsiz vs. olarak da diyelim) kadınların varolmaya hakları olduğunu iddia ediyor. Nasıl Madonna Amerika'nın pop ikon kaltağıysa, dürüst olalım. Hülya Avşar da bizim Milli Kaltağımız. ('Bitch' kelimesini Türkçede tam karşılıyor mu bilmiyorum). Bundan on-yirmi yıl sonra Hülya Avşar kitapları yazılacak. Sosyal bir fenomen Hülya Avşar: Alır ya da almazsınız, bu size kalmış. Avşar Kızı da bunun bilincinde ve hep aynı şeyi haykırıyor: YERSE diyor, YEMEZSE JARSE. Gelelim Ajda vakasına. Ajda İbo Şov'da BAMBAŞKA BİRİYDİ. Kürt taklidi yapıyor, yaşlı kadın taklidi yapıyor, kız çocuğu taklidi yapıyor (tabii hepsini harikulade kötü yapıyor); İbrahim Tatlıses'le itiş kakış bir haller oluyordu. İbrahim Tatlıses'in nefretlik bir maço olduğunu düşündüğüm zamanlar sıkçadır, hayır, Ajda öyle bir sihir ki, onu dahi pek beğendim. 'Allah cezanı verecek' esprilerine bile (tonla patlattığı) sevecenlikle yaklaştım. Sofraya yakışmayan tek yemek, derin dondurucudan 15 saniye önce çıkartılmış Cem Ceminay'dı. Allahtan İbo seyircisiyle kan uyuşmazlığını çabuk çakıp, kendini iptal etti. Bu kabına sığamayan Ajda görüntüsü (biliyorsunuz Çarkıfelek'te de çarkın üstüne çıkmıştı) akıl hocam Çağla'yı tekrar aramama neden oldu. "Yeni bir ilaç mı söz konusu?" dedim. "Prozac tipi bizim bilmediğimiz bir şeye mi başlamış; yoksa Yıldırım Aktuna'nın terapileri bu neticeyi mi yarattı?" "50 yaşından sonra terapiye başlamak çok tehlikelidir," dedi Çağla. "Ayrıca kadın aşık. Aşk insanda böyle bir zevzeklik patlaması yaratır." Evin Ana reklamlarına çıkan bir Kırsal Ana figürümüz var ya. O da İbrahim Tatlıses'i arayıp programına katılmak istediğini söylemiş. Evin Ana (gerçek adını reklamın aşırı inandırıcılığı yüzünden unuttum) şarkı söylüyor, oynuyor, 'Kara Toprak' adlı şiirini bağıra böğüre okuyor, konuşuyor konuşuyor; güçbela seyircilerin arasına oturtuluyordu. Yakup Kadri'nin 'Yaban' romanından sonra ilk kez, Siyaset Meydanı'nın yarattığı bu post-modern köylü tipi, muhayyilelerimizi zorluyordu. Bir kere Evin Ana ruhen: Amerikalı. Devamlı spot ışıkları, devamlı kendini pazarlamak, haykırmak, serbest çağrışım yöntemiyle konuşmak konuşmak... doymuyor, doymuyordu. Heyhat! Şovu bu kadar da değilmiş. Ajda saçı başı dağıtmış 'Şimdi gel de gör beni' şarkısıyla dans ederken Japon yapıştırıcı gibi ellerine yapıştı. Ajda'yla dans etmek uğruna, tüm o büyük Ajda enerjisini heba edecek! Evin Ana kendinden başka ana baba tanımıyor. Allahtan İbo, gelip duruma el koydu. Evin Ana mazlum kocaya teslim edildi de, Ajda harikulade dans figürlerine dönebildi. Ajda'nın Evin Ana karşısındaki çaresizliği; onu idare ediş ve ellerinden kurtulamayış sahneleri, hakikaten dört dörtlüktü. Sonra Show TV'de 32. Gün yeniden gösterildi. Bütün eksik parçalar artık elimdeydi. Bahtiyardım. Müteşekkirdim. Türk televizyonculuğu olmasa ben bir hiçtim. Yıldız Teknik cengaverlerinin kendisine saldırma girişimlerini de, aynı ustalıkla savuşturdu Ajda. Çok kibardı. Çok kısa cevaplar veriyor: 'Bir kadın olarak daima ezildim. Kadın hakları mı, tabii ki. Ama önce insan hakları'; filan gibi doğru cevap kutucuğunu işaretleyerek, öğrencilerin alkışlarına mazhar oluyordu. Hülya Avşar gibi lafa laf cevaba cevap değildi. Öğrencilere 'geri zekâlı' 'sen saçlarını ne diye pembe mi kırmızı mı o acayip renge boyattın ki' 'reklamlarda da oynar paramı kazanırım; ayrıca sizin ne düşündüğünüz beni hiç mi hiç alakadar etmiyor' filan gibi cevaplar ASLA vermezdi. O, halkı için kendini her altı ayda bir yeniden yaratır; yemez yedirir, söylemez söyletirdi. Ayrıca ölen üç aylık kedisinin gündemi meşgul etmesi, onu da rahatsız etmişti. Ajda, başarıyla kendini korudu. O gerçek bir aikido ustasıydı. Siyah kuşak. Hülya Avşar, bir ajan provokatördü. Titreyen elleriyle, ezberledikleri ya da bir kâğıda yazdıkları 'soruları' okuyan öğrencilerimizi gözümüzün önüne serdi. Manzara, beterdi.
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans] [Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar] |
Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
|
|
Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
|
Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız |