![]() |
![]() |
![]() |
|
Suyun Öte YANINDAN Ya Clinton kızarsa?ABD Başkanı Bill Clinton, Türk - Yunan ilişkilerinde bugüne kadar uyguladığı eşit mesafeli politikayı değiştirebilir ve Kardak'ın, hatta neden olmasın, tüm Ege'nin Türkiye'ye ait olduğunu bile söyleyebilir. Clinton bu, kafası kızarsa yapar. Peki 180 derecelik bir dönüş için Clinton'ı bu kadar kim kızdırabilir? Bu ismi bir yerlere yazın: Platon Kaçeris. Ailesi 20. yüzyılın başlarında Mora Yarımadası'ndaki Nafplion şehrinden Penssylvania'ya göç eden Yunan asıllı Kaçeris, Monica Lewinsky'nin yeni avukatı. Kaçeris bir Yunan gazetesine konuştu ve Beyaz Saray'ı sarsan Lewinsky skandalının siyasi bir mesele olduğunu, müvekkilinin sonunda bu davayı kazanacağına inandığını ve ne olursa olsun sonucun Yunan-ABD ilişkilerini etkilemeyeceğine inandığını söyledi. Şaka yollu da olsa kaygı işaretleri var Atina'da. Radyolar, televizyonlar, gazeteler, Bayan Lewinsky'nin Yunan asıllı bir avukat tutmasına sevindiler ama şaka ile karışık Kaçeris'ten anavatanını düşünerek Başkan Clinton'ı fazla sıkıştırmamasını istediler. Hülya Avşar'ın Atina macerası Önceki gün Türk TV'lerinden birinde üniversite öğrencilerinin Hülya Avşar'ı epey sıkıştırdıkları bir programı izlerken, 'Avşar Kızı'nın 80'li yıllardaki Atina macerasını hatırladım. İsmini ve temasını hatırlamadığım bir filmi, Atina'da üçüncü sınıf bir iki sinemada vizyona konmuştu. Hülya Avşar da annesi ile birlikte davetli olarak Atina'ya gelmişti. Başkentte Akropol mabedinin tam karşısındaki Likavitos Tepesi'nde St. George Oteli'nde kalıyordu. 'Gala' gecesi otelden Patision semtindeki sinemaya büyük gecikmeyle geldi. Bir türlü taksi bulunamıyordu. Limuzin beklerken, taksiye binmek zorunda kalınca hayli öfkelenen Hülya Avşar'ı sinema salonunda başka bir sürpriz bekliyordu. Salonda üç İstanbullu Rum (ben, eşim ve kaynanam) dışında sadece Çingeneler vardı. Pembe etekler, şalvarlar, yeşil, sarı yaldızlı bluzlar... anlıyorsunuz. Gayet şık döpiyesi ile tuhaf kötü bir kokunun hâkim olduğu sinemada film başlamadan önce sahneye çıktı. Mikrofonu eline aldı ve "Ben Türkiye'de galaya gittiğimde en tanınmış insanlar geliyor. Bu ne biçim rezalet. Ömrüm boyunca bu geceyi unutmayacağım. Bilseydim gelmezdim" dedi. Çat pat Türkçe bilen Çingeneler, doğrusu pek anlamadılar ne dediğini. Salonda alkış koptu. Sıra tercümana gelmişti. Ne desin gariban (ben)?: "Filmimin Atina'da gösterilmesinden çok mutluyum. Bu gecenin daha iyi olmasını isterdim. Organizatörler gereken itinayı göstermediler." Yunanistan'da da çok ünlü biri olduğunu ve Yunanlı sinema eleştirmenlerinin salonu doldurup, ertesi gün çalıştıkları gazetelerde, ne bileyim, sahil yolunda filmdeki sevgilisi ile el ele yürürken (fon müziğini size bırakıyorum) sergilediği üstün oyunculuk kabiliyetini ballandıra ballandıra anlatacalarını zanneden Hülya Avşar'ın kendine göre herhalde, 'kötü anılar' ile dolu Atina macerasından bu yana 10 yıl geçti. Vallahi hiç değişmemiş. Geliyorum Önümüzdeki hafta İstanbul'a geleceğim. Doğup büyüdüğüm, ancak her gelişimde biraz daha yabancılık çektiğim bu şehirde, aşağıdaki hususlara özellikle dikkat etmeliyim: 1. Gözlerime: Çünkü yolda karşıdan karşıya geçerken trafik lambalarında gördüğüm ışık, genellikle sürücülerin gördüklerinden farklı. Mesela ben yayalar için yeşil ışık gördüğümde, onlar kırmızı görüyor nedense. 2. Restoranlardaki garsonlara: Çünkü beni benden önce düşünüyorlar. Mesela sipariş etmediğim halde 'sizin için pişirdik' diyerek önüme bir porsiyon balık veya et koymayı ihmal etmiyorlar, sağolsunlar. 3. Sabırla beklemeye: Çünkü Atina'daki tavernalarda yemek belki gecikir, ama hesap anında gelir. İstanbul'da ise lokanta veya kebapçıda hesabı istediğimde iki tabak yemeği hesaplamak nedense uzun sürüyor. 4. Görgüsüzlük etmemeye: Çünkü polise bir şey sormak istediğimde 'affedersiniz' ya da 'memur bey' diyerek cümleye başlamamam görgüsüzlüktür. 5. Sokak çocuklarına: Tek başına bir sokak çocuğu gördüğümde sorun yok. Yanından geçip gideceğim. Ama gece vakti, örneğin Kadıköy'deki Sütiş muhallebicisinin önünde olduğu gibi, 4 - 5 çocuk etrafımda birikirse, hemencecik insani duygularım ağır basmalı ve para vermeliyim. Korku dağları bekler. 6. Beyoğlu, Heybeliada ve Boğaz'a: Defalarca, defalarca dolaşmalıyım buraları. Bana İstanbul'dasın diyen her binanın önünde durmalıyım. O denizi, o yolları, o tarihi binlerce defa yaptığım gibi bir daha beynimle, gözümle, ruhumla görmeliyim. Tam beş aydr gözlerim kapalı seyrettiğim İstanbul'u, benim İstanbul'umu yaşamalıyım. Endişe etmesin kimse sakın. Dört, beş gün sonra, yine size bırakacağım onu.
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans] [Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar] |
Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
|
|
Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
|
Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız |