Radikal-online Sanal Kütüphanesi için tıklayınız...

Cihannüma

hdevrim@radikal.com.tr
Yazı başka, görüntü başka

Kimi nereden tanıdığımı bazen çıkaramıyorum; gazeteden mi, yoksa televizyondan mı? İkisinde birden boy göstermeyi becerenlere, ben de hayranlık duyuyordum. Bu sayede biz okurlarını ve seyircilerini daha katmerli etkilemiş oluyorlar, diye düşünürdüm. Bazen ters teptiği de oluyor.
İki kişiden özür dileyerek, onları örnek göstereceğim.
Mina Urgan hatıralarını yayımladı. Bir Dinozorun Anıları hakkında yazılanları okudum. Bana çok tanıdık gelen değerlendirmelerine yakınlık duydum. Kitabı aldım, ama okumaya fırsat olmadan bir akşam ekranda yazara rastladım. (Hulki Cevizoğlu'yla sohbet ediyorlardı.) Mina Hanım'ın konuşma tarzı, bu arada mesela ÇYukarıda bir Allah olduğuna niçin inanmadığına dairÈ gerekçeli açıklamaları, araya bir yabancılık soktu. Kitaba başlamak için bu etkiden kurtulmayı bekliyorum.
Nedim Saban yuvarlacık, aydınlık yüzlü, sevimli bir adam. Televizyon programlarını seyrettim. Karşısındakilerde kendini anlatma arzusu uyandıran bir tavrı var. ArtıHaber dergisinde röportajları çıkmaya başladı. Bunlardan transseksüellerin, travestilerin, sair karmaşık cinsiyetlilerin devam ettiği gece kulüplerine dair olanını okudum. Ve yazar Nedim Saban'dan hazzetmedim.
Birinde başarılı olan, diğerinde de mutlaka şanslıdır diye düşünmek yanlış galiba.

*   *   *

Hikâyat-ı şikâyat

Bir şikâyet hikâyesi daha anlatıp, bu tefrikaya son verelim.
Fısıltı Gazetesi'nde bazı olayları kahraman adı vermeden anlatmak gerekirdi. Bunlardan biriydi; çok önemli bir Batı başkentindeki Türkiye Büyükelçiliği'nde yaşanmış bir kaza haberi.
İtalyan asıllı makam şoförünün genç karısı da Elçilik'te çalışıyormuş. Büyükelçi bir salondan geçerken onu, merdivenin tepesinde cam silerken görmüş; kalçalarına kadar açık çıplak bacakları dikkatini çekmiş ekselansın. Şeytan dürtmüş zahir, dişleriyle tadına bakmak istemiş. Portatif merdivenle birlikte yere yuvarlanmışlar.
Haber, yer ve kişi adlarıyla geldi. İsimleri çıkardım. Büyükelçinin ağzından dışarı taşan ön dişlerini yazmakla yetindim. Haber ilgi uyandırmıştı; zaman zaman konuyu tazelediğim de oluyordu.
Patron acele seni çağırıyor, dediler. Kılıçlıoğlu elindeki telefonu bana uzattı:

   - Doğan Nadi Bey, dedi.
Doğan Nadi eski bir gazeteciydi, Yunus Nadi Abalıoğlu'nun küçük oğlu. Bir Dakika başlığı altında yazdığı küçük fıkralarıyla ünlüydü. Anlattığım konuşma, zekâsı ve zarafeti hakkında da bir fikir verecektir.

   - Hakkı Bey, dedi; senden bir ricam var. Bunu Safa Bey'den isteseydim seni patronuna şikâyet etmiş duruma düşerdim. Gazetecilikte bundan büyük ayıp olmadığını, bir gazetecinin patrona gidip diğer bir gazeteciyi şikâyet etmesinin alçaklık sayıldığını bilirim.

   - Emredin Doğan Bey, dedim.
Hadisemizdeki büyükelçiyle bir yakınlıkları varmış. (Eniştesi, ünlü büyükelçilerimizden Bülent Uşaklıgil kesinlikle değil.) Sefir Bey, Fısıltı haberi yüzünden çok rahatsızmış. Doğan Nadi ÇBen sana her hafta bu kıratta bir haber vereyim, sen de artık onu yazmaktan vazgeçÈ diye latife yollu takas teklif ediyor. Bütün zarafetiyle! ÇBaş üstüne!È dedim; tez zamanda buluşup kafayı çekme kararıyla konuşmaya son verdik.
H
Gazete sahiplerinin, saymakla bitmeyecek dertlerinden sadece biridir bu şikâyetler konusu. Haberleri veya yazılarıyla, şikâyetlere yol açmamış ve açmayacak bir gazeteci düşünemediğimi de ilave etmeliyim. Ben size, kazasız belasız atlattığım eski şikâyet hikâyeleri anlattım. Şimdi siz:

   - Günümüzde de şikâyet edenler yok mu, diye sorabilirsiniz.
Olmaz olur mu! İnsanoğlu kadar eski bir meslektir bu. Hiç şüpheniz olmasın, bugün de birilerini Patrona şikâyet etmeyi iş edinmiş eş dost eksik değildir! Sivil, asker, devlet ricali, keza! Ve ne yazık ki, meslektaşlarımız dahi!
Allah ömür verirse, bir gün de onları anlatırız.
*   *   *

Hem konuşur, hem yazar

İlköğretim sözlüğünde 70 000 kelime olmaz, dedim. Ülkü Giray ÇBen o sayıları Mümtaz Soysal ile Mehmet Altan'ın yazılarından aldımÈ diyor. Hepsinin kaynağı TÖMER'in bir haberi (Hürriyet, 1 eylül 97), onu da buldum. Ama ben 70 000'in çok abartılmış bir sayı olduğunda ısrarlıyım.
Siz onu bırakın da, Ülkü Giray'ın yeni yayımlanan Güzel Konuşma ve Okuma Kılavuzu adlı kitabına bakın (Bilgi Yayınevi). Pratik ve örneklerden yana zengin bir Türkçe kitabı olmuş. İşi yazmak ve konuşmak olanların vazgeçemeyeceği bir elkitabı. Tavsiye ederim!

*   *   *

Dil Yâresi

l Eralp Baydar, Uluslararası Türk Lisesi'nin (Cambridge) gazete ilanlarında Hollandaca denmiş olmasını kınıyor ve sanırım doğru kelimenin Flemenkçe olduğunu söylüyor (Radikal, 5 haziran).
Felemenkçe, Flamanca, son yıllarda Hollandaca, deniyor; bir de Flemenkçe çıkarmayın!

Türkçe dostlarından (Mete Göker)
l Spiker, Cüneyt Canver'e soruyor: ÇAnkara'da nabız bir türlü durmuyor, değil mi? (Alem FM, 29 nisan). Nabzı durmak ÇölmekÈ anlamındadır. Mesela ÇTansiyon düşmek bilmiyorÈ dense daha doğru olmaz mı?

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ------------------>
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->
    

[Ana Sayfa] [İnsan] [Yaşam] [Türkiye] [Politika]
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans]
[Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar]


 

Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !

 
Yukarı  Yukarı Çık

Geri  Geri Dön

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
 

Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız