Radikal-online Sanal Kütüphanesi için tıklayınız...

Kutsal annelikliklik görevlerimi ifa ederken

G eçen hafta sonu kızımla Bandırma'daydık. Bu ekstra bir olay;
zira ben seyyahlık yıllarım yüzünden midir nedendir bilinmez, Kadıköy'e geçmek zorunda dahi kalsam, panik atağına yakalanıyorum.
Muammer kırlar, piknik, balık, deniz vaat etti;
ben de Melek pek beğenir diye kabul ettim. Zira kızım tüm sosyalleşme ve eğlence kontenjanını anneannesiyle dolduruyor; beni büyüyünce bir ev robotu olarak hatırlamasından korkuyorum.
Pek eğlendi. O kadar çok eğleniyor ve eğlenceye doymuyordu ki, gece bir buçukta yatağa girip (normalde
10-10.30'da uyuyor) sabah yedi buçukta kalkmaya başladı. Ben: "Melek niye hâlâ uyumuyorsun? Bak çok geç oldu" dediğimde de şu lafı etti: "Anne biliyor musun uyumak istemiyorum; çünkü uyurken eğlenemiyorum." Melek Bandırma süresince arkadaşlarımı itip kaktı, koştu durdu, habire konuştu; hakikaten çok eğlendi.
Pazartesi sabahı biricik İstanbulumuzdaydık. Melek'i yuvaya bırakıp eve dönecek, ordan da gazeteye vınlayacaktım. O gün yuvanın taşınacağını biliyordum. "İki üç ev aşağıda bir eve" demişlerdi. Birkaç kapıda şansımı boşuna denedim.
Telefonları değişmişti. Yalnızca evlerden oluşan bu sokaklarda, yuvayı bulmamın imkânı yoktu. Eve döndük. Melek yuvaya gitmeme fikrini derhal benimsedi; oyun faaliyetlerine girişti. Akşam olduğunda posam çıkmıştı. A.T.'la (39) birlikte Bebek'te yeni açılan bir Çin Lokantası'na gittik. Yemekten sonra Melek parkta kurulan küçük lunaparktaki tüm imkânları değerlendirdi. Saat gecenin onu olmuştu. Kaydıraktan kayma isteğini reddettim! "İyi o zaman sen git. Ben artık burda yaşayacağım, park çocuğu olacağım" dedi. "Melek artık gecenin onu. Biraz uslu olamaz mısın; niye bu kadar yaramazsın?" dedim. Şu tarihi cevabı yapıştırdı: "Anne, içime yaramaz bir tavşan kaçtı.
O bunları yapıyor."
Perşembe günü 'öskürük' olduğu gerekçesiyle yuvaya gidemeyeceğini bildirdi. 'Karnı ağrıdığı için' 'çok sıkıldığı için' 'oyuncak götüremediği için' yuvaya gitmemeyi talep ettiğinde, kararlı bir anne tablosuyla karşısına dikiliyorum. Ama 'öskürükler' içinde onu yuvaya yollamaya gönlüm razı olmadı: Çorbasını içer, iki üç saat öğle uykusunu uyur, bu dertten kurtulur diye (safça) düşündüm. Bütün gün zıp zıp zıpladı, kendisine iki üç beden büyük ayaklı pijamayı gardırobundan çıkardı, zorla giydirdi: Artık her yerde hoplamaya ve kırlarda uyumaya hazır bir tavşandı. Tabii ki beş dakika bile uyumadı, 'tavşan giysisi' içinde terlediği için, ancak bir saat sonra üstünden çıkarmaya razı oldu, muhtelif faaliyetler yürüttü ve bir kere bile öksürmedi. Demek 'pkisolojik' bir 'öskürük' çeşidiymiş!
Sabah kahvaltıdan sonra, Zorro kılığında dolanan şizofren bir ördeğin maceralarını, çizgi film formatında izliyordu ki, Ayşe Özgün Şov devreye girdi. Ayşe Özgün'e nasıl düşkün olduğumu, okurlarım kestirebilirler. Ama bugüne dek itiraf etmediğim bir ince zevkim daha var: Aydın'ın da hastasıyım.
Ayşe Özgün, Aydın'ı konu ve konuk edecekmiş. Heyecan ve sevinçten elim ayağım titremeye başladı, "Yaşasın! Aydın! Aydın!" diye bağırmaya koyuldum. Melek sert çıktı. "Hayır seyretmeyeceğiz, ben hiç sevmiyorum onu. Kapıyorum televizyonu" dedi. Sonunda Aydın'ı seyretmeme izin verdi. Kendisi de bu esnada bebeği Neşe'yi balkonda büyük bir kovada yıkayacaktı.
Melek'in bana olan tavrını, Operatör Dr. Nahide Haşin'in asistanlarına olan tavrı olarak tasvirleyebilirim. Sanki bir Ordinaryüs Profesör Beyin Cerrahı, ben ise onun çantasını ve alet edavatını taşıyan, yemeklerini götürüp
getiren, ayakkabılarını boyayan zavallı asistanıyım.
Neşe'yi yıkama 'operasyonu' da aynen böyle cereyan etti. "Anne, şampuanı getir!" "Anne hani öbür şampuan var ya, ondan da getir!" "Anne su çok açıldı" "Anne havluyu
getir!" Ben bu yıkama operasyonu esnasında, tavşanlar
gibi salona hoplayıp Aydın'ın doyumsuz sohbet ortamından nasiplenmeye çalışıyorum.
Yıkama faslından sonra başka faaliyetler, başka Kunta Kinte görevler; güçlükle şu kırıntıları yakalayabildim: Türk halkının hayatta en büyük arzusu Aydın'ı evlendirebilmek; ancak o zaman rahat bir nefes alacaklar. Aydın, evini somon, mint yeşili ve bej renklerini kullanarak (ağaçlar ise kızıl kahve) dömi-klasik döşemiş. Gece hayatını hiç sevmez,
10-15 kişilik arkadaş grubuyla çat kapı ben geldim yaparak şahane vakit geçirirlermiş. Yer sofrasında iki üç yemek attırıp arkadaşlarıyla yemeye bayılırmış. Tek çocukmuş. Aydın, tek çocuk olduğunu en az 21 kez belirtti. Acaba Sayın Mehmet Y. Yılmaz'ın tek çocuk münazarasına bir
katkısı olabilir mi diye, ben de belirtmeden edemeyeceğim.
Muhafazakâr bir Laz olduğunu ısrarla vurgulayan bir amca, Aydın'ın bir an önce evlenmesi gerektiğini, yoksa armutta sap üzümde çöp diye işin fazla uzayacağını açık seçik ifade etti. Bir teyze, "Bir oğlun, bir de kızın olsun evladım" dedi. Allahtan Aydın'ın hayatında şu sıralarda bir kız varmış, hem de çalışan bir kızmış. Zeki Müren'in mürüvvetini görmek milletçe bize nasip olmadı. İnşallah Aydın'ın düğününde göbek atar, cinsel kurtlarımızı dökeriz.
Melek'le maceralarımız devam ediyor. Daha yıllarca da devam edecek. Ben, sabırla güçlerimizin eşitleneceği günleri bekliyorum. O zaman, sıra bana gelecek. Cekcekcek. Ya da tabii ki tam tersi. Hep onun sırası. Oyun sırası.

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ------------------>
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->
    

[Ana Sayfa] [İnsan] [Yaşam] [Türkiye] [Politika]
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans]
[Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar]


 

Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !

 
Yukarı  Yukarı Çık

Geri  Geri Dön

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
 

Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız