Fransa 98 Dünya Futbol Kupası'nın heyecanı bu sayfalarda atıyor...

Radikal-online Sanal Kütüphanesi için tıklayınız...

Kimin için Avrupa?

ismet.berkan@radikal.com.tr
Geçen hafta yapılan Avrupa Birliği Cardiff Zirvesi'ne yeterince önem verilmedi nedense Türkiye'de. Oysa, zirvenin sonunda Türkiye ilginç bir ilerleme sağladı. Önce onu anlatmaya çalışayım.
Zirve kararlarının 64. paragrafı aynen şöyle:
"Avrupa Konseyi, Komisyon'un adayların tam üyeliğe hazırlıklarıyla ilgili raporların ilkinin 1998 sonunda vereceğini öğrenmekten memnunluk duyar. Türkiye konusunda verilecek rapor, Ortaklık Anlaşması'nın 28. maddesini ve Lüksemburg Zirvesi kararlarını temel alacaktır."
Bu paragrafta atıfta bulunulan 'Ortaklık Anlaşması'nın 28. maddesi' Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğini öngören madde. O bakımdan, iyimser bir bakış açısından hareketle, Cardiff Zirvesi'nde Türkiye 12. aday olarak ilan edilmese bile öteki adaylarla rapor bazında eşit seviyeye getirildiği sonucuna varabiliriz.
Avrupa Birliği, bundan böyle aday ülkeleri değerlendirirken Türkiye'yi de değerlendirecek ve Türkiye'nin tam üyelikle ilgili kriterlerin ne kadarını başardığını kontrol edecek.
Yani açık bir yarışma var sonuç olarak: Eğer Türkiye, en azımsadığımız aday olan Slovakya'dan daha hızlı davranır, kendisini Avrupa normlarına, daha doğrusu Kopenhag Kriterleri adı verilen kriterlere daha önce uydurursa, Slovakya'nın ya da başka bir ülkenin önüne geçebilir.
İşte, Avrupa ile ilişkiler söz konusu olunca sık sık gelip dayandığımız bir noktaya yeniden ulaşmış bulunuyoruz: Kimse bizi elimizden tutup adam edecek değil, biz kendi kendimizi adam edeceğiz.
Geçen gün, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Kıbrıs gerginliği yüzünden pek gazetelerde yer bulamayan çok önemli bir konuşma yaptı.
Demirel'in konuşmasından bazı satır başlarını aktarmak istiyorum:
"Dış politikada iyi ya da kötü 'son' yoktur. Dış politika, inişleri çıkışları olan bir süreçtir. TBMM'yi açış konuşmamda da belirttiğim gibi Avrupa Birliği ne her derdin çaresidir ne de her sıkıntının sorumlusudur. Türkiye, paylaşılan değerler zemininde ve ortak gelecek perspektifinde Avrupa ile birlikte yürümeye devam edecektir.
"AB'nin Maastricht ve Amsterdam anlaşmalarında yer alan ilkeler, Türkiye'nin kendine şiar edindiği değerlerden farklı değildir. Aynı coğrafyada yaşayan, aynı hedef ve değerleri paylaşan ülkelerin zaman içinde bütünleşmeleri önlenemeyecek ve kaçınılmaz bir sonuçtur.
"Öncelikle yapmamız gereken her alanda AB standartlarını yakalama gayretlerini sürdürmek olmalıdır. Zaten bunda başarılı olamadığımız zaman, Avrupa bizi içine de alsa, onların içinde oturmakta zorluk çekeriz. Sadece AB'nin genişleme ile ilgili kriterleri değil parasal birlikle ulaştığı aşamayı da ulaşılması gereken bir hedef olarak almalıyız.
"Türkiye'nin her alanda bu standartları yakalaması, cumhuriyetin temelindeki vatandaşlarını çağdaş bir devletin vatandaşı yapma iddiasına ve kalkınma kavgasına sahip çıkmakla mümkündür. Kalkınmış, demokrat, müreffeh büyük Türkiye bu hedeflerine ulaştığında AB'nin de facto üyesi olacaktır. Esas mesele budur.
"Bizim Türkiye olarak, devlet olarak, halk olarak, kurumlar olarak, 'İşte bu Avrupa şablonudur' denecek şablonun şartlarını yerine getirmekte büyük gayret sarfetmemiz lazım. AB üyesi olmayı niçin istiyoruz? Önemli sebeplerden birisi, o seviyeyi yakalayalım, yani kendimizi o seviyeyi yakalayacak şekilde itelim. Karşı taraftan bizi çekseler de çekmeseler de, biz kendimizi itecek 'driving force'u kendimizde bulmadıkça bir yere varamayız.
"Evvela devletimizin daha iyi işlemesini sağlayacak reformları yapmalıyız. 2000'li yıllara daha iyi eğitim reformuyla, daha iyi sağlık reformuyla girmeliyiz ve kalkınmamızdaki istikrarı getirmeliyiz. Yani böyle iki sıfırlı enflasyonla Avrupa'nın içinde ne yapacaksınız? Ayrıca bu gelir dağılımını bir hale yola koymalıyız. Sosyal güvenlik şemsiyesinin altına herkesi koymalıyız.
"AB, bizim anlayışımıza göre her şeyden önce çoğulculuğu esas alan bir anayasal demokrasiler dayanışmasıdır."
*   *   *

Gördüğünüz gibi Demirel, konunun özünü söylüyor. Belki konuşmada insan haklarına yeterince vurgu yapılmadığını söyleyebilirsiniz ama sonuç değişmiyor: Önce bütün bunları kendimiz için ve kendi başımıza yapacağız, sonra Avrupa'dan hakkımız olanı isteyeceğiz.
Cardiff zirvesi, bu kapının kapalı olmadığını bir kez daha gösterdi. Avrupa'ya kızarken kendimize de bakalım.

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ------------------>
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->
    

[Ana Sayfa] [İnsan] [Yaşam] [Türkiye] [Politika]
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans]
[Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar]


 

Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !

 
Yukarı  Yukarı Çık

Geri  Geri Dön

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
 

Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız