![]() |
![]() |
![]() |
|
İtiraf ve uygarlıkOsmanlı İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşı'nı da kaybetmesi halinde Batı Anadolu'yu Yunanistan'ın elinden kurtaramayacağını biliyordu. Bu sırada Rus kuvvetlerinin Doğu Anadolu'ya girmesinden yararlanan Ermeniler de, nüfusun ortalama yüzde 15'ini oluşturdukları altı Osmanlı vilayetinde bağımsız devlet kurmak için mücadeleye başladılar. Homojen devlet kurmak Türklerin değil, ayrılanların tercihiydi. Herkes homojen olmak için Türkleri atarken, Türkler ne yapacaktı? Bu kez Türkler için gidecek yer de kalmıyordu. Kimin rakamı doğru olursa olsun, olayların vahametini kimse inkâr etmiyor. Sıradan biri değil, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı'nın kaleminden çıkan ve belli başlı tüm dillere çevrilen bir kitapla Türkiye olanları olduğu kadarıyla kabul etti. Bu işin 12 Eylül rejimi sırasında yapıldığı da unutulmamalı. Buna karşılık kendi homojen milli - devletlerini kurmak için Türkleri etnik temizlik yaparak Balkanlar'dan söküp atan Balkan ülkelerinden nasıl bir itiraf gelmediyse, Ermeniler'den de kendi yaptıklarına ilişkin en ufak bir itiraf gelmedi. Tersine bunlar Türklerin soykırım yaptığında ısrar ediyorlar. Demek istiyorlar ki, Ermenilerin başına gelenler toprak için yapılan mücadelede iki tarafta da vuku bulan ölüm ve acıdan yenilene düşen büyük pay değil. Türkler onları durup dururken salt yok etmek için soykırıma tabi tutmuş. Yani her soykırım kurbanı gibi tümüyle masumlar. Tabii bu doğru değil. Türkiye bunu hiçbir şekilde kabul etmez, edemez. Ayrıca, böyle gerçek dışı bir şeyi kabul etmenin Ermenilere de bir yararı yok. Ermeni kimliği büyük travmanın derin izlerini kuşkusuz hep taşıyacak. Ancak Ermenilerin bu tartışmayı yanlış zeminde sürdürmeleri, tarihte kalması gereken bir döneme en sağlıksız biçimde saplanmalarına ve bizim yerimize koydukları Azerbaycan'a karşı zaman ötesi bir intikam peşinde koşmalarına yol açıyor. Başkalarının da tarihte soykırım yaptığına inanmanın Batı Avrupa'ya da bir yararı yok. Zira, soykırımın muharrik gücü olan yoketme iradesinin sadece ırkçılığın son aşamasında ortaya çıktığını, bunun ise hemen yalnız Batı Avrupa'nın Protestan kültüründe bulunan nedenlerden kaynaklandığını keşfetmesi gerekiyor. Unutulan geçmişi bilinçüstüne çıkarmayı öngören psikanalizdeki katarsiz ile itiraf arasında bir ilişki yok. Yeni bir norm olarak sunulan itiraf, aslında eski bir Katolik uygulaması. Etik normlar geçmişin tekrarlanmasını hiçbir zaman önleyememiş. Günümüzün geçmişle kıyaslanamayacak kadar iyi şartlarında yapılan itiraflar bile, bir yandan anti - semitizm ve ırkçılığın hortlamasını, öte yandan Bosna ve Ruanda soykırımlarını engelleyemedi. Nerede kaldı ki olayları yaşamamış insanların yüzeysel itirafları, geçmiştekine benzer dağılma şartları tekrar oluştuğunda evrimin geliştirdiği saldırgan refleksleri engelleyebilsin? Bu nedenle uluslararası toplum fantezileri bir yana bırakıp, ülkelerdeki nesnel şartların bozulmamasına öncelik vermeli. Geçmişi itiraf edenin insanlık adına tarih önünde gerçekleri söylemiş olacağı boş bir iddia. İnsan kendi gerçeğini henüz bilmiyor ki. Uygarlığın ince cilası altında saklanan insan doğasının karanlık yönünü kavrayabilirsek, bunun yol açtığı faciaların tekerrürünü belki önleyebiliriz.
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans] [Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar] |
Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
|
|
Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
|
Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız |