Fransa 98 Dünya Futbol Kupası'nın heyecanı bu sayfalarda atıyor...

Radikal-online Sanal Kütüphanesi için tıklayınız...

Cihannüma

İsmail Hakkı Paşa
hdevrim@radikal.com.tr
Musikide makam'ı tarife, belirli seslerin belirli görevleri vardır, diye başlanır. Yönetimdeki makam'ın gereği de, belirli görevlerde belirli sesleri vermektir. Falsolu ses yalnız sahibini değil, onun geçici bir süre için işgal ettiği makamı da tahrip eder. Burada sesten maksat elbette, bütünüyle benimsenen tavır ve üslup.

   - Çankaya Parkı'nda bastonuna yaslanıp çoluk çocuğa devlet işlerinden söz eden cumhurbaşkanı mı istersiniz; yoksa miting kürsülerinde Kuran ayetleri yorumlayanı mı?

   - Başbakanın çeşidine bereket! Anayasada ufak tefek delinmeleri, memurun "iş bilir" olmasını hoş görenlerden tutun; anadilinden ve bırakın hükûmet başkanlığını, vatandaşlık haysiyetinden bile nasibi olmayanlara; pespaye aşiret reisi çadırlarında, Türk tarihinde örneği görülmemiş utanç sahneleriyle içimizi karartanlara kadar...

   - Savunamaz olduğumuz Meclis başkanları, mahalle kahvesi üslubuyla oturum yöneten yardımcıları; toplantı-kürsü-ekran meraklısı yüce hâkimler; siyasi tartışmalarda taraf olan, şoför ağzıyla yöneticileri eleştiren yüksek komutanlar; heykel-tiyatro-şiir özürlüsü belediye başkanları... Daha sayayım ister misiniz?
Bütün bunları, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üst komuta kademesinde beklenen değişikliklere dair haberleri dünkü gazetelerde okurken düşündüm. Genelkurmay Başkanı'nın, görev nöbetini kendinden sonra gelene devretmekte hiç tereddüt etmediğini görüyoruz. Kararının bu olduğunu ilk söylediğinde de, ona bütün kalbimle inanmıştım.
Niçin? Bilmiyorum! Belki size çocuksu bir cevap gibi gelecek:

   - İsmail Hakkı Paşa olduğu için!
Böyle davranmakla, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kurumlaşmasına hizmet edeceğini bildiği için!
Kocca bir kumandan da olsa, biliyorsunuz yaşça benim küçüğüm. Gene de, meslek ocağına veda edeceği gün, selama durup İstiklal Marşı'nı dinlediği sırada, ben de televizyonumun karşısında ayağa kalkıp, içimden gelen bir saygıyla onu uğurlayanlara katılacağım. "Allah senden razı olsun, iyi örneklere çok ihtiyacımız vardı Paşa!" diye dua edeceğim.
Bu meyanda, bazen beni anlamakta güçlük çekenlere, birileriyle yıldızımın neden barışmadığını, bilmem biraz olsun anlatabiliyor muyum?

Cüneyt Arkın'ın suali
Salı programından sonra 32. Gün de yaz tatiline çıkıyormuş. Geçen akşam hani neredeyse, sahnedekiler ile salondaki gençler arasında gerçek bir alışveriş başlamak üzereydi, denebilir (Show TV, 23 haziran).
Mehmet Ali Birand bu yeni tarzı sürdürecekse, ön çalışmalara daha fazla ağırlık vererek, sahne-salon sohbetini belli bir kıvama oturtmalıdır.
Sahnedeki rol bölümü ilgi çekiciydi: Rauf Denktaş, Cüneyt Arkın ve Yılmaz Erdoğan. Gençler zaman zaman Denktaş gibi ağır bir taşı bile yerinden oynatmayı denediler. Bu üçlüden onlara en yakın geleni -ve olanı- Yılmaz Erdoğan'dı. Onu da bir genç, doğrusu fena sıkıştırdı; kitabından bir cümlenin anlamını açıklamasını rica ederek. Cümleyi Melih Aşık'tan apartıyorum: "Sual olunma yenilgisine tünemiş kırılgan deniz..." (Milliyet, 26 haziran).
Gecenin suali salondan değil, sahneden geldi. Üzerlerine üzerlerine gelmeye çalışan gençlere bu defa soran Cüneyt Arkın'dı:

   - Başından beri bu programlarda siz... söyler misiniz neye tepki veriyorsunuz?

   - Cahit Arf gibi bir bilim adamının ölümü, televizyon haberlerinde üç dakikalık bir haber oldu. Sibel Can çocuğuyla Amerika'da haberi, günlerce sürüyor cevabı, asıl konuya giriş noktalarından sadece biriydi. Ardını getirebilmek önemlidir.
Birand'ı bekleyen imtihan da bu. Boğaziçili gençler iyiydi.

Dil Yâresi
l Fiyat, Arapça Çdeğer, pahaÈ anlamına gelen fi'den Osmanlıcanın türettiği bir kelimeydi: fiat, "değerler, pahalar" demek; giderek bildiğimiz anlamda ("alım-satım açısından bir şeyin para olarak değeri") kullanılır ve daha sonra fiyat diye yazılır oldu.
Fatih Altaylı biat kelimesini (ki "Birinin hâkimiyetini tanıma" demektir) biyat diye yazmış (Hürriyet, 25 haziran). Dizgi hatasıdır, fiyat'ta olduğu gibi araya bir "y" girdiğini hiç sanmıyorum. (Aslında kelime Arapça beyat'tan gelmedir.)

Türkçe dostlarından (Mete Göker)
l Spor sayfalarından birinde "Trabzon Abant'ta gidiyor" başlıklı haber: Transfer sezonunda Bordo-Mavili renklere kazandırılan tek futbolcu olan Trabzonspor ve Galatasaray arasında yapılan anlaşma gereği takas edilen ve birbirlerine halef-selef olan Tolunay ile Fethi dün Trabzon da bir araya geldiler (Radikal, 21 haziran).
1) Başlık yanlış, Abant'a olacak. 2) Bordo-Mavili'nin büyük harfle başlaması gerekmez. 3) Futbolcunun adı Fethi değil Feti'dir. 4) Trabzon'da derken kesme işareti ister. 5) Bunlar doğru yazılmış olsaydı bile, cümle bozuk.

  • Aslı Aydıntaşbaş "Art arda gelen iki olay, bu günlerde Amerikan medyasını çok meşgul ediyor. Olaylardan ikisi de..." (Radikal, 21 haziran).
Olayların ikisi de... demesi gerekmez miydi?

   - Eleştirilere katılıyorum.
Not. Her seferinde bunu yazmayayım. Bir şey demediysem, yapılan eleştiriye katıldığım anlamına gelsin.

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ------------------>
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->
    

[Ana Sayfa] [İnsan] [Yaşam] [Türkiye] [Politika]
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans]
[Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar]


 

Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !

 
Yukarı  Yukarı Çık

Geri  Geri Dön

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
 

Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız