![]() |
![]() |
![]() |
|
Gerçekler ANAP'ı ürküttüErsever'in ifadesinin profesyonel sorgucular tarafından alınmaması, üstüne üstlük garip bir yöntem izlenerek, özel defter açılıp sanığın ne anlattığının değil, kimin ne soru sorduğunun kaydının tutulması endişeden başka neyin ifadesi ki?AVNİ ÖZGÜRELGeçtiğimiz haftalarda, önce Akın Birdal'a yönelik saldırının planlayıcıları, ardından da Yılmaz hükümetinin çete faaliyetlerini gün ışığına çıkarmakta zorlanma nedenlerine ilişkin yazılarda ortaya koymaya çalıştık ki: gerçekler ANAP'ı ürküttü. Oysa Mesut Yılmaz, Birdal olayı vesilesiyle gerçeğin kırıntısını ortaya koyduğunda kimleri nasıl geri adım atmak zorunda bıraktığını görmüştü. Ama arkasını getiremedi. Başbakan'ın kuşkusuz kendince 'frene basma' gerekçeleri var. Sezilen o ki, Mesut Yılmaz, gerginliğin üzerine körükle gitmemek, 'kazasız belasız' sonbaharı görmek arzusunda. Ve herhalde bu hesapların ciddi bir dayanağı var. Gerginliğin görünürdeki yansımaları çok farklı da olsa, temelinde bürokrasinin kendisini koruma arzusunun yattığı kanaatinde Başbakan. Susurluk gerçeğinin aydınlatılmasına açıktan karşı çıkılamadığı için, 'CHP marifetiyle hükümetin bıçak sırtında tutulmak istendiği' yorumlarını eskiden olduğu gibi 'evhamdan ibaret' bulup reddetmiyor artık. Hatta 'Baykal'ın çıkışlarının gerçek sebebini değerlendirmekte kendisinin geç kaldığı' eleştirilerini de sessizce dinliyor. Ancak ANAP'ın zirvesinde bütün yakınmalara tek bir cevap var: 'İki ay daha bekleyin...' Hükümet ayağını gazdan çekince, en başta, güvenlik gibi arkasında güçlü siyasi irade desteğine ihtiyaç duyan birimlerin devreden çıktığı açık. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün Birdal suikast teşebbüsünün planlayıcısı Cengiz Ersever'in sorgusunda takındığı tavır bunun delili. Ersever'in ifadesinin profesyonel sorgucular tarafından alınmaması, üstüne üstlük garip bir yöntem izlenerek özel defter açılıp 'sanığın ne anlattığının değil kimin ne soru sorduğunun kaydının tutulması' endişeden başka neyin ifadesi olabilir ki? Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral gibi deneyimli bir yöneticinin, böyle bir yöntemle soruşturmanın 'tırmanmasının' önünün kesileceğini, hoşa gitmeyecek cevapların başına iş açacağını düşünen polislerin sanığa yöneltecekleri sorular ve alınacak cevapların kayda ne şekilde geçirileceği konusunda tereddüde düşeceklerini akıl etmemesi mümkün değil. Terör suçlarına karışmış sanıkların ezici çoğunlukla 'suskunluğu' tercih ettikleri, buna karşılık mafya tarzı olaylara karışmış kişilerin zorlamaya gerek kalmaksızın konuştukları bir gerçek. Nitekim Cengiz Ersever'in daha İstanbul'dan Ankara'ya getirilirken, arabada kendisine refakat eden polislere sonradan resmi ifadesinde yer alanın çok ötesinde bilgi aktardığı da sır değil. Yakın dönemin 'faili meçhul' kalmış kimi olayları hakkında Ersever'in, çok önemli açıklamalarda bulunduğunu soruşturmayı yürüten polis ekibinin bütün mensupları biliyor. Bunların kısmen dayanışma, kısmen de arkasından gelecek dalganın büyüklüğü kestirilemediği için üst kademedeki çekingenlik sebebiyle kayda geçirilmediğini de.. Tıpkı Ömer Lütfü Topal cinayetinden sonra gözaltına alındıklarında özel tim görevlisi polislerin itiraf da dahil tüm gerçekleri anlatmalarına rağmen bunların o anda resmi ifadeye dönüştürülememesi gibi.. Bu ortamda benzer tereddütlerin MİT'e de hâkim olmasını, siyasi iradenin sonuçlarına katlanamayacağı görülünce, mesela 'Yeşil'i yakalama işinin 'onunla irtibatı sürdüren kişiye' havale edilmesini normal karşılamak gerekiyor. Adam 'Arıyorum ama bulamıyorum' dese, çok çok bir ihtar alacak; oysa Mahmut Yıldırım'ı yakalaması halinde sanık listesinin muhtemelen ikinci sırasında kendisi mahkemeye çıkacak. Görevin yerine getirilip getirilmeyeceğini hâlâ merak eder misiniz? Mahmut Yıldırım şu sıra sağa sola geçmiş kahramanlık ve fedakârlık hikâyelerini anlatarak güç toparlamaya çalışıyor. "Şam'da vücuduma bombaları bağladım, Apo'nun geleceğini öğrendiğimiz lokantaya girdim. Üzerine atlayıp pimi çekecektim. Ama gelmedi.. Sızma oldu herhalde.." veya "Kıbrıs'ta bayrak direğine tırmanan Rum'u ben vurdum" türünden.. Öcalan'ın Şam'da lokantaya gitme olasılığının Hafız Esat'ın Kuşadası'nda tatil yapması kadar uzak ihtimal olduğunu düşünemeyenlere heyecan veriyor bu masal elbette. "Birilerinin tepesine çöküp para aldık da cebimize mi attık, bunca şehidimiz var. Yalnız subayı, polisi kırılınca el uzatıyor devlet. Onun dışındakilerin aileleri, Ankara bir tarafını kaldırana kadar neyle karnını doyurdu sanıyorsunuz?" denildiğinde: "Helal olsun sana, biz bilmiyorduk ki böyle olduğunu" cevabını verenler az mı sanırsınız. Keza Başbakan'ın Uzakdoğu'ya tayin ederek cezalandırdığını düşündüğü bir MİT görevlisinin çeşitli olaylara ne denli karıştığı giderek daha bir gün ışığına çıkıyor. Şimdiye kadar perde gerisinde kalmayı başarmış, adı kamuoyuna fazlaca yansımamış bu kişinin vatan için neler yaptığını anlatıp onun Türkiye'ye geri dönmesi için 'lobi ve bastırma' işini üstlenen yurtdışındaki iki mafya şefi (ki içlerinden birinin tutunduğu bütün dallar elinde kaldığı için hayli parasız kaldığı anlaşılıyor) şu ana kadar netice alabilmiş değiller. 'Kahramanımız'ın Almanya'da PKK'yla mücadele için nasıl 'kelleyi koltuğa aldığına' ilişkin 'destan' şimdilik kilitleri çözmeye yetmedi. Ama bu hiçbir zaman çözülmeyecek demek değil. Devletin önemli görevlerinde bulunmuş bu bürokratın geçmişte kanatları altında tuttuğu, haklarındaki izleme bilgilerine varıncaya kadar haber verip kolladığı babalarla Hong Kong'da buluşup sadece çene çaldıklarını düşünmek mümkün mü? Bütün bunlara bakıp Başbakanın çevresinden yansıyan 'iki ay daha dişinizi sıkın' telkinlerine umut bağlamak kolay değil.
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans] [Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar] |
Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
|
|
Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
|
Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız |