Radikal-online Sanal Kütüphanesi için tıklayınız...


Barış'lara kıymayın efendiler!

Barış Yıldırım 19 yaşında tutuklandı. Örgüt üyeliğinden 12.5 yıla mahkûm oldu. İddianamede, katıldığı tek bir eylem bulunmuyordu. Yargıtay kararı bozdu ama mahkeme direndi. Şimdi dosya yeniden Yargıtay'da
Çantasından dörde katlanmış bir gazete sayfasını çıkartıp açtı. Sıkıntısı yüzüne vurmuştu. Sayfanın manşetinde 'Buca cezaevinde isyan' başlığı vardı. Altında da bir fotoğraf. Mahkûmlardan biri kanlar içerisinde yatıyordu sedyede.
"Bu fotoğraftakinin oğlum olduğunu saatler sonra anladım" dedi. Sonra iki elini başının üzerinde bir daire yaptı:
- Dayaktan başı bu kadar olmuştu...
Sonra bazı kâğıtlar çıkarttı çantasından. Bunlar oğlu Barış'ın yazdığı şiirlerdi. Elinde 'son kalan fotoğrafları' da vardı. Birinde saz çalıyordu Barış, diğerinde flüt.
"İlkokula ikinci sınıftan başladı. İlkokul bittiğinde İngilizce konuşuyordu. 15 yaşındayken Cemal Süreya Şiir Yarışması'na katıldı. 'Sizin yazdığınıza inanmıyoruz' diye bir yazı gönderdi jüri. Ankara'da oturuyoruz. Sakarya'daki kitapçılardan bağlama kitabı, gitar kitabı alıp hepsini kendi kendine öğrendi. Durmadan kitap okurdu. Her şeyi bilirdi."
Barış Yıldırım, 1975 doğumlu. Babası Fuat, yüksek makine teknikeri. Tuncelili. Ev kadını olan Ayşe Yıldırım, dört yıla yakın süredir yaşadığı acıları anlatırken gözleri doluyor zaman zaman. 9 Eylül Üniversitesi İnşaat Mühendisliği'nde okuyor Barış. Ege Kültür ve Sanat Merkezi'nde de gitar ve bağlama dersleri veriyor. Beste yapıyor. Grup Günışığı diye de bir grubu var.
"Oğlum daha 19 yaşındayken tutuklandı" diye sürdürüyor anlatmasını Ayşe Yıldırım:
- Kültür merkezinde gözaltına alındı. İşkencelerden, aylar süren mahkemelerden sonra örgüt üyeliğinden 12.5 yıla mahkûm edildi. Henüz birkaç aylık tutukluyken cezaevinde düzenlenen bir saldırıya tanık oldu. Üç arkadaşı öldürülürken o da çok ağır bir şekilde yaralandı. Sekiz gün komada kaldı. Sağlığı hâlâ bozuk. Ardından aylar süren açlık grevleri oldu.
Açlık grevi sırasında Ayşe Yıldırım da 50 kiloya inmiş. "Oğlum açken ben yemek yiyemezdim" diyor. Açlık grevi boyunca cezaevinin önünde beklemiş. Bir de dayak yemiş cezaevinin önünde. Boynuna aldığı darbe nedeniyle üç ay boyunlukla gezmiş. Hâlâ daha yolculuklarını boyunlukla yapıyor. Oğlu Barış,
Buca Cezaevi'nde hükümlü. Ankara'da oturduğu için anne Yıldırım ayda bir kez İzmir'e gidiyor, oğlu Barış'ı görmeye.

Dosya tekrar Yargıtay'da
Anne Yıldırım oğlunun suçsuz olduğuna inanıyor:
- Hakkındaki iddianamede hiçbir şey yok. Tek bir eylemi bile bulunmuyor. Yine de İzmir DGM'de örgüt üyeliğinden 12.5 yıla mahkûm oldu. Yargıtay kararı bozdu, ancak mahkeme direndi. Şimdi dosya yeniden Yargıtay'a gitti.
Anne Yıldırım, Yargıtay'dan çıkacak kararı merak ediyor, ama en çok endişe ettiği de Barış'ın sağlığı:
- Şu anda oğlumda sürekli baş dönmesi var. Doktorlar bir beyin tomografisinin çekilmesi gerektiğini söylüyorlar. 11 Haziran'da temyiz mahkemesi vardı. Mahkemeden götürürken yine dövdüler. Bu defa da oğlumun kafası kırıldı. Şu ana kadar çocuklarımızın oradan çıkmasını istiyorduk, fakat anladık ki buna izin vermeyecekler. Şimdi sadece yaşamalarını, sağlıklarına kavuşmalarını istiyoruz...
İlk önce bir arkadaşının evine karakol kuran polislerce gözaltına alınmış Barış. Kısa bir süre sonra serbest bırakılmış. Ancak yargılanması sırasında yanlarına gelen bir sivil polis, "Bu çocuğu okuldan alın, çok sosyal, çok dikkat çekiyor" demiş.
Anne Yıldırım, "Oğlum türküleriyle, dizeleriyle, sazıyla, gitarıyla hep doğruyu iletti insanlara. Ama biliyorsunuz bu suçtur ülkemizde. İşte sadece düşündüğü için demir parmaklıklar arasında" diyor.
Manisalı gençlerin de çoğu gitar çalıyordu, müzik yapıyordu ve ülke sorunları üzerinde kafa yoruyordu. Pek inandırıcı olmayan bir polis fezlekesiyle yıllarca yattılar cezaevinde. Meclis'te pankart açan gençler de öğrenci olarak parlak, çevreleriyle ilişkileri iyi, kitap okuyan, düşünen yurttaşlardı. Hâlâ daha bugün olup olmadığı belirlenemeyen bir örgüt suçlamasıyla 2.5 yıl yattılar cezaevinde. Serkan Eroğlu eli kalem tutan, kitap okuyan, tiyatroda oynayan bir gençti. Okulunun tuvaletinde asılı bulundu. Önce intihar ettiği açıklandı, sonra ölmeden önce bayıltıldığı ortaya çıktı.

Ne ilginç rastlantılar değil mi?
Nâzım Hikmet bir şiirinde, "Analara kıymayın efendiler" diyordu.
Görünen o ki, içinde yaşadığımız koşullarda, gençlerin, özellikle de başarılı, yetenekli gençlerin başlarına gelenlere bakarak söylenecek tek bir söz var galiba: "Barışlara kıymayın efendiler!"

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ------------------>
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->
    

[Ana Sayfa] [İnsan] [Yaşam] [Türkiye] [Politika]
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans]
[Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar]


 

Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !

 
Yukarı  Yukarı Çık

Geri  Geri Dön

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
 

Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız