Radikal-online Sanal Kütüphanesi için tıklayınız...


Kurtların ve kuzuların yatağı

İstiklal Caddesi ayrı dertlerden muzdarip, farklı arayışların peşindeki insanların bir arada yaşadığı nadir yerlerden biridir. Dışlanmışlar için az da olsa, küçük de olsa kafalarını sokacak bir parça mekân ya da gökyüzü vardır, kesintisiz 24 saat boyunca yaşayan Beyoğlu'nda
Caddelerden İstiklal Caddesi
Havuzdur da havuzdur
Kadınlar da ördekleri
Dolaşır şıpıdak şıpıdak
İstiklal Caddesi'nde dükkanlar
İki yandadır da iki yandadır
Vitrinlernen incik boncuk
Şıkırdaktır da şıkırdaktır
İstiklal Caddesi Dediğin
Antep kilimine benzer
Beyazlar yeşiller karalar
Fırıldaktır da fırıldaktır
Caddelerden İstiklal Caddesi
Uzundur da uzundur
İstiklal Caddesi'nde bekarlar
Dolaşır şıpıdak şıpıdak
Salah Birsel
*   *   *

Adını 'ezgi'den alan bir kahvenin sahibi arkadaşım uyardı: "Güneydoğu'daki 'düşük yoğunluklu savaş'tan kaçmış ailenin evdeki genç kızı ile 70 küsur yaşındaki levanten (Doğrusu lövantenmiş) Madam falanca ve bir travestiyi, aynı evde çay sohbeti yaparken görebileceğin tek yerdir Beyoğlu."
Gerçekten de tarihi boyunca hemen her dinden ve milletten insana bağrını açmış Beyoğlu ya da bu yazıdaki sınırlarıyla İstiklal Caddesi, ayrı dertlerden muzdarip, farklı arayışların, zevklerin, hazların peşindeki insanların halen bir arada yaşayabildiği nadir yerlerden biridir. Şırnak'ın falanca köyü devlet tarafından boşaltılmadan önce değil bir travesti ya da transeksüelle öğle sonrasında çay sohbeti yapmak, elinden su bile içmeyecek kadar 'tutucu' Reşo'nun kızı Rojbin ile 'döndükten' sonra adını Yıldız olarak değiştiren eski mühendis, yeni 'fahişe' Yıldırım ve Beyoğlu'nun şaşaalı yıllarında sokağa şapkasız ve eldivensiz çıkmayan Madam Lili'yi bir araya getirebilen belki de memleketteki tek yerdir Beyoğlu.
Tabii ki onları bir araya getiren yalnızca Taksim'den Tünel'e uzanan İstiklal Caddesi ya da Beyoğlu değil, 'marjinallikleri' ve koşullarıdır. Ancak bir arada tutan, bir arada olmasa da yan yana yaşamayı öyle ya da böyle öğreten Beyoğlu'dur. Beyoğlu'ndan başka hiçbir yer aynı hoşgörüyü göstermez onlara. Çünkü başka hiçbir yerde bu kadar 'uç' noktalarda olduğu varsayılan insanlar bir araya gelemez. Bu insanların 'uç' noktalarda mı olduğu, yoksa toplumun kendi gibi olmayanları kendine layık görmeyip 'uç olma cezası' mı verdiği ayrı bir tartışma konusudur. Ama yine de Beyoğlu, bir anlamda dışlanmışların da dünyasıdır. En azından dışlanmışlar için, az da olsa, küçük de olsa kafasını sokacak bir parça mekân ya da gökyüzü vardır Beyoğlu'nda.
Yalnızca dışlanmışları değil, daha nice farklı insanı bir araya getirmiştir Beyoğlu. Solcusundan sağcısına pek çok partinin, derneğin, derginin, kitabevinin ortak mekânıdır. İstiklal Caddesi, fahişesinden uyuşturucu satıcısına, tinerci sokak çocuğundan öğrencisine, sinemacısından eğlence peşindeki müşterilerine, kayıp yakınlarından memur eylemlerine, tüm bu insanların düşmanı olduğu düzen ve düzenliliğin koruyucusu zabıtasından, polisine, hafiyesine, kısacası kurdundan kuzusuna ev sahipliği yapar durur yıllardır.

Her derde deva işkembe çorbası
Beyoğlu, değil İstanbul'un, belki de Türkiye'nin 24 saat boyunca yaşayan tek yeridir. Bir tek saniye insansız kalmaz gün boyunca. Yalnızca ağırladıkları değişir. Pek çok müdavimi yatağında ya da sokakta uykuya dalarken, diğerleri bekler Beyoğlu'nu bir barda, pavyonda ya da sokakta. Kimi Taksim Meydanı'nda etini satacak müşteri kovalar, kimi de hem meydana, hem de Boğaz'a bakan dev otelin önünde bekler müşterilerini. Otelin önünde bekleyenler genelde taksicilerle pezevenklerdir. Sabaha karşı sokak çocukları tinerden uyuşmuş kafalarını birbirlerinin koyunlarına yaslayıp yan yana sızar, garson Emrah'la 'bodyguard' Aziz Kâğıthane'deki fakirhanelerine doğru yol alırken, eğlence yerlerinden çıkanlar, meydandaki döner ya da sandviç büfelerinin, işkembecilerin yolunu tutar. Bol sarmısaklı, sirkeli, acılı işkembe çorbası hem dumanlı ya da alkollü kafayı hafif açar, hem de sabaha karşı hissedilmeye başlanan açlık duygusunu bastırır. Ahmet Rasim'in dizeleriyle, "Her derde devadır çorba / Bedene şifadır çorba." Kesmez ise, ardından fırında pişmiş kelle ya da piliç yenir.
Galatasaray'daki Lale İşkembecisi ile Balıkpazarı'ndaki Cumhuriyet İşkembecisi hiç kapanmaz. Adını Ermeni Apik Hayrabetoğlu'ndan alan işkembeci ise 1947 yılından bu yana yalnızca bir kez müşterilerini geri çevirmiştir. O da kepenkleri indirdiği için değil, 1993'teki yangın nedeniyle. Apik Usta, 72 yaşına geldiği için dükkânın gececisi 53 yaşındaki yengesi Anna'dır. Sinop doğumlu Anna Yenge, 16 yaşında Apik Usta'nın kardeşi Sımpat'la evlenmiş, 18 yıldır da oto tamircilerinin arasına sıkışmış bu dükkânda müşterilerini ağırlamaktadır. Sosyetenin bronz tenli dilberinden tırnaklarıyla derisi arasına yerleşmiş makine yağını ellerini ne kadar yıkasa çıkaramayan tamirci kalfasına kadar tüm müşterileri eşittir Anna Yenge için. Daha çok kış aylarında gelen İbrahim Tatlıses'e de, Ajda Pekkan'a da, aynı kazandan çıkan çorba aynı garsonlar tarafından taşınır masalara. İşkembeci Apik'in duvarları, Mustafa Kemal Atatürk'ün posterleri, eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın fotoğrafları ve Necip Fazıl Kısakürek'in çizgi portreleriyle kaplıdır. İlahiyatçı Profesör Yaşar Nuri Öztürk'ün aşağıdaki dizeleri dükkânın duvarlarındadır:
"Bir gün olup can bedenden gidecek
Sanki bundan sana ne? Nedir senden gidecek?
Veren o, alan o. Sendeki bu telaş ne?
Bu halini görenler can senin zannedecek"
Apik Usta sabah 08:30-09:00 gibi dükkâna gelecek, kazanlara, temizliğe, malın kalitesine bakacaktır. Anna Yenge'nin 25 yaşındaki kızı nişanlı Silva da, Apik Usta'yla aynı saatlerde gelir dükkâna 5-6 yıldır. "Çok candan kızdır, bir görseniz, müşteri bayılır" Silva'ya. Anna Yenge'nin kaynı Apik Usta'nın çorbasını içen, başka yerde içemez artık. "Çünkü işkembede önemli olan önce temizlik, sonra lezzettir." Bir de Apik Usta'nın gizli formülü. Anna Yenge, ser verir sır vermez. O formül, o dükkânın dışına çıkmamıştır henüz.
Dolapdere'deki Roman bohçacı Asiye, zırt pırt geçen polis arabalarına baka baka esrarını, hapını çoktan satmıştır yanaşan arabalardan uzanan kollara. Şimdi ya uykudadır ya da esrarlı yorgunluk cigarası tüttürmektedir evinde.
Ama Mis Sokak'ın İstiklal Caddesi'ndeki köşesini mekân tutmuş börekçi Hüseyin Kandemir boş bırakmaz Beyoğlu'nu. Sokağın Tarlabaşı köşesindeki sabahçı bakkal dükkânı ile hemen karşısındaki Diyarbakırlı ciğerci gibi. Mis Sokak'ın karşısındaki Büyük Parmakkapı Sokak'ta, İstanbul'un son işkembe dolmacısı, pavyon ya da barlardan çıkanlara kova büyüklüğündeki alüminyum kazanında son kalanları vermektedir. Kuzu işkembesinden yapılan dolmanın üzerine bol kimyon ve pulbiber ekilir, pişerken dağılmaması için dolmayı saran naylon iplikler tek bir hareketle çıkarılır müşteriye verilmeden önce. Yaz olduğu için Mis Sokak'la hemen yanındaki İmam Adnan Sokak arasındaki otomatik para çekme makinesinin bulunduğu yer boştur. Sokak çocuklarıyla şarapçılar açık havada uyumayı tercih eder bu aylarda.

Mardinli midye dolmacıları
Mis Sokak ile Küçük Parmakkapı Sokak önünde dizilen hemen hemen tamamı Mardinli midye dolmacı çocuklar, çoktan evin yolunu tutmuştur. Saat 04:00'ten sonra pek çıkmaz midye müşterisi. O saatten sonra midye yemek isteyenler, dolma yiyeceklerse, İstiklal Caddesi ile Sıraselviler Caddesi'ni birleştiren Meşelik Sokak'ın karşısında bekleyen Mardinli Ahmet ya da abisi Mehmet'e gitmek zorundadır. Ahmet ya da Mehmet, civardaki 'rock bar'lardan çıkan gençleri bekler genelde nöbetleşe. Rock barların dağılma saati olan 04:00 civarında bazen tezgâhın önü öyle kalabalık olur ki, pekçok kişi sıraya girmek zorunda kalır. Midye tava ise Balıkpazarı'ndaki 24 saat açık iki dükkânda satılmaktadır. Unutmadan, Balıkpazarı'ndaki bu dükkanlarda satılan kuşüzümlü, fıstıklı midye dolmalar 'Ermeni usulü' yapılır ve limon sıkılmadan yenmesi gerekir. Meyhaneler sokağı Nevizade ve öncesinde artık tarihe karışan Krepen Pasajı'nda onlarca yıldır "Dooolmam sıcaak" diye kimseyi rahatsız etmeyecek bir sesle bağırarak dolaşan son Rum midyeci, kolunun altındaki tencerede her zaman sıcak muhafaza ettiği dolmalarına limon sıkmaya kalkışanlara çok kızar ve engel olur. Dolmaları açıp bir tabağa dizerek servis yaptıktan sonra, üzerine biraz tarçın eker ve biraz tuzlama tavsiyesinde bulunur. Limon sıkılarak yenen midye dolma 'Mardin usulü' yapılandır ve acılıdır.
Kastamonulu börekçi Hüseyin Kandemir, 35 yıldır Beyoğlu'ndadır. Sabahın 05:00'inde 18-20 yaşlarındaki iki genç kadın, Kastamonulu ustanın yaptığı ve sattığı böreği yemektedir. Kadınların kafası hafif bulanıktır alkolden ve falanca 'rock bar'daki eğlenceyi biraz fazla uzattıkları için muhtemelen öğlene kadarki dersleri kaçıracaklardır bugün. Kandemir, beş çocuğunu 35 yıldır üç bisiklet tekerli camekânlı tezgâhında sattığı peynirli ve kıymalı böreklerle yetiştirmiştir. Kilosunu 600 bin liradan satar böreğini. Porsiyonda 250 gram vardır ve saman kâğıtlarla camekânın üzerinde servis yapılır. Dileyen, paket yaptırıp, varsa evine götürür. Sabaha karşı gelen sarhoş müşterilerin yerini sabahları dükkanları açmaya gelen esnaf alır. Saat 09:00 - 11:00'e kadar biter 8-10 kilo börek. O günün yevmiyesi 2 milyondur, "Allah bereket versin."
Kandemir'in amcaoğlu ise, Taksim Meydanı'nı mekân tutmuştur yıllardır. Sabaha karşı lacivertten maviye dönüşen gökyüzünün altındaki meydanda aynı fırından çıkma böreği satmaktadır, ama o birkaç yaş küçüktür Hüseyin Kandemir'den, 50'sindedir. Abi kardeş 16 yıldır meydanda kokoreç satan Mevlüt ve Abdürrahim, çoktan bitirmiştir malı. O saatte büfeler ve çerezcilerle 24 saat açık tekel bayii dışında, aralarında naylon torbalara sokulmuş pornoların da bulunduğu dergiler satan birkaç gazete tezgâhı, bir sigara satıcısı ve yol boyunca dizilmiş taksicilere çay servisi yapan bir tezgâh vardır meydanın Sıraselviler girişinde. Meydandaki büfelerin önü, 05:00'e kadar ana baba günüdür. Atatürk Kültür Merkezi'nin hemen karşısındaki havuzun etrafındaki banklar, gün doğana kadar ellerindeki bira ya da şarapları içerek sohbet eden her türden insanla doludur. Ama ne onların gürültüsü ne de lacivert gökyüzünde uçuşan martıların çığlıkları, Taksim Meydanı ve hemen karşısındaki Gezi Parkı'ndaki banklarda uyuyanları uyandırmaz. Kimi alışkındır tavansız yaşamaya, kiminin kafası hâlâ iyidir, kiminin de ayaklarına karasular inmiştir yeni geldiği İstanbul'da bütün gün iş aramaktan. Gökyüzünü yorgan edinenlere gürültü yapmaz martılar...

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ------------------>
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->
    

[Ana Sayfa] [İnsan] [Yaşam] [Türkiye] [Politika]
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans]
[Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar]


 

Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !

 
Yukarı  Yukarı Çık

Geri  Geri Dön

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
 

Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız