![]() |
![]() |
![]() |
|
Merkezde büyük siyaset: Seçim emahcupyan@radikal.com.trGeçenlerde İsmet Berkan siyasetteki sorunun 'kararsızlık' olduğunu yazmıştı. Bu pek garipsenecek bir durum değil. Çünkü siyasetin daraltılmasıyla siyasetçiler birer ip cambazı konumuna indirgenmiş haldeler ve tek amaçları küçük taktiklerle rakiplerinden farklılaşıp ayakta kalabilmek. Bu insanlar 'kararsız' değil, 'karar-sız'lar. Yani temel siyasi konulardaki tercihlerini bir karara dönüşme potansiyeline sahip olmadıkları için, bu yönde sistematik bir irade de göstermiyorlar. Çünkü siyasetin temel kararları onların dışında alınıyor ve doğrusu bu durum merkezdeki partilerin de işine geliyor. MGK kararlarıyla 'uyum içinde' olunduğu beyanları gerçekte hakikati yansıtmıyor. Merkez partiler ordunun fikriyatını değil, siyasetini paylaşıyorlar. Bu sayede alternatif ideolojilere dayanan rakipler sistem dışına itiliyor ve siyaset rekabetçi olmaktan kurtuluyor. Böyle bir sonucu hangi parti istemez? Öte yandan toplumsal talepleri yansıtacak ve kendiliğinden oluşacak bir 'merkez' yerine, varolan birkaç partinin etrafında ideolojik bir koza örülüyor ve siyaset buraya hapsedilmek isteniyor. Ne var ki bu durumda 'merkez' partiler tam aksi yönde işlevselleşiyorlar: Toplumsal bağları giderek zayıflıyor ve marjinalleşiyorlar. Böylece merkez ideoloji de zayıflıyor ama gücünü kendini tanımlama yetkisinden alan orduyu bu durum rahatsız etmiyor. Oysa partiler eninde sonunda halkın önüne çıkıp oy istemek zorundalar. Buradaki ikilem şu: Seçim ne kadar gecikse iktidarda kalma o kadar uzuyor, ama aynı süreç bu partilerin ileride alabileceği oyu da düşürüyor, çünkü gerçek bir reform yapma şansları yok. Neden? Çünkü reformlar mutabakatlara dayanmak zorunda ve Kürt ve İslami talepleri dışlayarak ekonomide bile mutabakat yapmak mümkün gözükmüyor. Halbuki bu partilerin iktidarının mayasında 'öteki' taleplerin dışlanması mantığı yatıyor. Dolayısıyla merkez partiler seçim istemeseler de, uzayacak bir seçimin sonucunda daha da az oy alabileceklerini ve bu durumda orduya 'destek' olma şanslarını da yitirerek sahnenin gerisine düşeceklerini hissediyorlar. Öte yandan orduya kalsa seçimin mümkün olduğunca erteleneceği açık. Böylece merkez partilerin önünde kendilerince 'büyük' siyasetin yolu açılıyor. Kendilerini ordudan farklılaştırmak ve hayatiyetlerini, sınırlı özgürlüklerini sürdürmek açısından seçimi bir koz olarak kullanmak. Bu nedenle seçim ikide bir gündeme geliyor ve merkez partiler ordunun manyetik alanına girdikçe, ileride daha da sık gelecek. Bu durum, siyasilerin gerçekten de seçime gitme arzularını değil, hareket alanlarını genişletme taleplerini yansıtıyor. Ecevit, Baykal'ı kastederek, "Ya bıraksınlar yapalım, ya da seçime gidelim" derken, muhtemelen 'kızım sana söylüyorum' misali başkalarını da kastetmekte ve topluma mesaj vermeye çalışmaktaydı. İdeolojik baskı artıp hareket alanı daraldıkça, siyasetçilerin ordudan farklılaşma ihtiyacı da artacaktır. Çünkü aksi halde 'merkez' ideoloji bir kara delik gibi kendi siyasetçilerini yutacaktır. En büyük motivasyonları ve becerileri 'ayakta kalmak' olan politikacıların bunu öngörmemesi mümkün mü?
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans] [Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar] |
Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
|
|
Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
|
Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız |