![]() |
![]() |
![]() |
|
Deve demokrasisi gvassaf@radikal.com.trAğaçların gölgesindeki bahçede çayınızı içerken klasik Batı müziği dinleyebileceğiniz nezih bir kültür merkezine geçenlerde komşu evlerden birinden telefon geliyor. Arayan, müziğin daha kısık bir sesle çalınmasını rica ediyor. Başkasının seçtiği bir müziğe evinin her odasında gün boyu maruz kalmaktan muzdarip. Kültür merkezi müdürü 'çağdaş Batılı' bir çiftten gelen müziğin sesinin kısılma talebini hayretle karşılayıp, şu karşılığı veriyor, "Ama biz klasik müzik çalıyoruz." Türkiye'de Batılılaşmakla bireye saygının, insan haklarının ayrı serüvenleri var. Biri var, diğeri yok. Birincisinin uğruna ikincisi kaale bile alınmıyor. Çağdaşlaşma adına yapılan her şey mubah sayılabiliyor. Sayılabiliyor, çünkü eskiye karşı sürdürülen Batılılaşma, eski düzenin mantığıyla yapılıyor. Sanki hepimiz devlet kuluyuz. Şeriatın kestiği parmak acımaz inancı ve benim parmağım kesilmesin korkusuyla sürü halinde kimi zengin, kimi inançlı, kimi merhametli, kimi sopalı çobanlar peşinde sürükleniyoruz. İstanbul'dan anket yapmaya gelmiş yeni üniversite mezunu, köylüye seçimlerde hangi partiye oy vereceğini soruyor. "Bilmem, beyim" diye karşılık veriyor köylü, "Sen şehirden gelmişsin, daha iyi bilirsin." Ama anketin de doldurulması lazım. Bay köylünün önümüzdeki seçimlere ilişkin siyasi tutumu, gazetelerde yayımlanan anketlerde 'kararsızlar' hanesinde yer alıyor. Batı demokrasilerinin özgür ifade normlarına göre bu toplumu yorumlayanlar da Türkiye'de yüzde 30'lardan da yükseklere varabilen kararsız seçmenlerin siyasal yapısını çeşitli istatistiksel analizlere tabi tutuyor. Oysa ankete cevap veren belki kararsız değil de korku içinde siyasi düşüncesini bir yabancıya belirtme korkusunu köylü kurnazlığıyla anlatıyor, neme lazım başıma bir dert gelmesin diye. "Asmayacaktık da, besleyecek miydik" diyebilen eski devlet başkanlarının yargılandığı değil de, umumi tasvip gördüğü bir ülkede yaşıyoruz. Ve ısrarla da tekrarlıyouz, Batı dedi diye değil, kendimiz için demokrasi ve insan haklarını istiyoruz diye. Böyle diyoruz da... Timurlenk'in ortalığı kasıp kavuran filinden şikâyetçi olan ahali, bir heyet oluşturmuş, başlarında da Nasreddin Hoca, yola koyulmuşlar. Huzura vardıklarında Hoca bir arkasına bakmış ki, şunu deriz, bunu isteriz diyenlerden tek bir kimse yok. Karşısında benden ne istemeye geldin diyen cihanı tir tir titreten Timur. Hoca söz alır: "Ahali filinizden çok memnun. Yalnız üzülüyorlar, eşsiz dolaşıyor gariban, yapayalnız. Bir ikincisi de olsa..."
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans] [Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar] |
Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
|
|
Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
|
Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız |