| |
|
Beyoğlu İnsanları - 3 - / Beyoğlu'nda 'yok' yokBeyoğlu'nun nüfusu son sayıma göre 250 bine yakındır ama geleni geçeniyle bu rakam milyonları aşar. Her gün önünden geçtiğimiz, o güzelim bakımsız binaların üst katları atölyeler ve depolarla doludur - FOTOĞRAF: AHMET ŞIK KÜRŞAT AKYOL - İstiklal Caddesi'nin gündüzü ve gecesi farklı amaçların, hazların peşindeki ayrı insanları barındırır. Her ne kadar caddenin araç tarifiğine kapalı olduğu söylenirse de, doğru değildir. Hem gündüz hem gece, çoğunluğu siyah resmi plakalı araçlar, bir aşağı bir yukarı kateder İstiklal Caddesi'ni. Resmi polis araçları ve 'Yunus' tabir edilen motorsikletli polis ekipleri, devamlı devriye gezer araca kapalı caddede. Hele ki, bir gösteri yürüyüşü ya da protesto eylemi yapılacaksa, İstiklal Caddesi, yüzlerce polis ve onlarca panzerlerle doldurulur. 'Cumartesi Anneleri' olarak tanınan kayıp yakınlarının üç yıldır her cumartesi günü Galatasaray Lisesi önünde yaptıkları yarım saatlik oturma eylemine katılanların sayısı, 'ara sıra' kendilerini dövenlerin sayısına ulaşamamıştır henüz.
Bazen acı çığlıklar atan siren sesleriyle yolu açmaya çabalar polis araçları. Neden yaya yolunda hızlı hareket etmelerine izin vermeyen arabalarla gezdikleri ise bilinmez. Yeni atanan Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürü Tayfur Erdal Ceren yoğun işleri yüzünden gazetecilere zaman ayıramadığından nedeni öğrenilemez. Beyoğlu'nun güvenlikle ilgili sorunları, suç istatistikleri, polisin rüşvet tarifesi gibi konular hakkında da 'kamu yararına yapılan yoğun çalışma' nedeniyle 'kamuoyu'na bilgi aktarılmaz. Arada kuru rakamlara dayanan 'mutat' açıklamalarla, kamu, kamuoyuna bilgi vermektedir zaten.
Anlatılanlara göre, Beyoğlu'nda eğlence yeri, bar, pavyon ya da kahvehane işletenlerin hemen hepsinin hesap defterlerindeki giderler bölümünde en çok göze çarpan harcama 'ecza'dır. İşletmeci o gün varsayalım, çay, şeker ve kahve satın almıştır dükkânı için, bir de 'ecza'. Ertesi gün su ve meye suyunun altındaki kısımda yine 'ecza' yazar. "Herhalde eğlence yeri işleten bütün esnaf, çalışma koşulları nedeniyle çok hastalıklı, her gün eczanelere milyonlarca lira ilaç parası döküyorlar, vah yazık" diye düşünüp, kendinizi üzmeyin. Çünkü gider defterine yazılan 'ecza' gideri, pek çoğunun ifadesine göre, polise verilen rüşvettir. Eğlence yeri işleten esnaf, adları lazım değil, polisin düzenli olarak kendilerinden rüşvet aldığını öne sürmektedir.
Ayrıca Beyoğlu'nda gözaltına alınanların ödediği rüşvetlerle ilgili onlarca traji komik öykü anlatılır. Gözaltından kurtulmanın bedeli bir milyondan başlar, beş hatta on milyona kadar çıkarmış anlatanlara göre. İşte bir öykü:
Polis her gözaltına alınanı rüşvetle bıraktığı için bir müfettiş denetimi sırasında koskoca Beyoğlu karakollarında kimsenin olmadığı ortaya çıkar. Müfettiş, her gece en az 100 kişinin nezarethanelerde olması gerektiğini söyler.
Bunun üzerine polis nezarethaneyi tıka basa doldurur. Bazı kurtlar, polisle anlaşıp, bırakılma sözü alır. Ancak bırakılanları içeride kalanlara açıklamak kolay değildir. Sudan nedenlerle gözaltına alınan kalabalık sürekli homurdanmaktadır. Sonunda bir polis memuru, şöyle bir açıklama getirir: "Arkadaşlar, sizin güvenliğiniz için bunu yapmak zorundayız. Aranızda suçlu olanlar var. Onları tek tek tespit edip, savcılığa ve hapise gönderiyoruz." Böylece içeridekiler yatışır, hatta çağrılmadıkları için memnun olurlar. Ve bu öykünün kahramanı, aynı memur tarafından suçlu olduğu belirlenmiş biri gibi çağrılıp, beş milyon lira karşılığında evinin yolunu tutar.
İyi ki trafiğe kapalı Yaya yolu İstiklal Caddesi'nde seyreden taksiler, motorlu kuryeler ve konsolosluk araçlarının arasına genelde geceleri, 'cıstak cıstak' öten özel arabalar da katılır. Sağa ya da sola park etmiş bir araç, 'çın çın' öten tramvay geçtiğinde, rayların çevresine dikilen salkım saçak ağaçlarla birlikte yolu tamamen tıkar. Her geçişinde mutlaka tramvaydan sarkan çocuklar vardır. Ya kâğıt satan 'selpakçı' çocuklar, ya tinerci çocuklar, ya kolunun altında bir defterle birlikte tartı aleti ya da kartpostal taşıyan çocuklar, ya haftalıklarını ceplerine yerleştirdikten sonra Beyoğlu gezmesine çıkan çırak çocuklar, ya defterini kitabını kravatına bağlamış okul kaçkını çocuklar, ya bir dükkândan diğerine bir şey götüren tezgâhtar çocuklar, ama mutlaka çocuklardır bunlar.
Onların lunaparkı, Tatilya ya da Disneyland'ı bu tramvaydır.
Bazen koca koca adamlar da sarkar tramvaydan. Bu adamlar ise, ya bir yere yetişmenin telaşıyla son anda tramvaya kapağı atanlar ya da sarhoşlardır. Gündüzleri ilki, geceleri ikincisi daha fazla göze çarpar.
Sinema cenneti Beyoğlu, İstanbul'un kalbi, nabzının en sık attığı yerse, Orhan Veli'nin Rumelihisarı'nda oturup tutturduğu türküdeki gibi, "İstanbul'un orta yeri sinema..."dır ve bu sinemaların en yoğun olarak bulunduğu yer İstiklal Caddesi'dir. Son Amerikan ve Avrupa filmleri, tarihi Emek ve Alkazar sinemalarında, Fitaş'ta, Atlas'ta, Sinepop'ta, Beyoğlu'nda gösterimdedir. Her kılıkta, yaşta ve cinste insanlar, gişelerin önünde sıradadır. Çarşambaları halk günüdür ve her günkü ilk seanslarda olduğu gibi biletler indirimlidir. Sinema keyfi cuma ve cumartesi günleri 23:30 - 24:00 suarelerinde de sürdürülebilir. Hele bir de İstanbul Sinema Günleri'ne denk gelinirse, 10 - 15 günde, 72 milletten onlarca film izlenebilir. Yıllık izinlerini, tatillerini sinema günlerine ayıranlar vardır Beyoğlu'nda.
Adını tarihi Elhamra Pasajı'ndan alan sinema ise, Emek Pasajı'ndaki Rüya Sineması ile birlikte yabancı seks filmleri gösterir. Matineler devamlıdır ve iki film birden izlenebilir. Diğer sinemalarda 12:00 civarında başlayan matineler, Elhamra'da 08:00'de başlar. Dileyen tek biletle sinemanın kapandığı 21:00'e kadar salonda kalabilir. Yerli seks filmleri ise Dilbazlar Sineması'nda gösterimdedir. Dilber Ay'ın başrolünü oynadığı 'Günah Günleri' ile Hadi Çaman ve Karaca Kaan'ın başrolleri paylaştıkları 'Aşkı Öğret Bana' filmleri gösterimdedir bugünlerde.
Bu sinemaların müşterileri, diğerlerininkilere oranla daha alt gelir grubundandır. Kılıklarından anlaşılır genelde. Ama aralarında diğer sinemaların müşterilerine de rastlanır. Filmlerin gazete ve dergilerde tanıtımı yapılmadığı için, bu sinemaların müşterileri ya afişlerden ya da içeriden çıkanların yüzlerine bakarak, anlamaya çalışır gösterilenin aradığı olup olmadığını. Arada yüzünü kızartıp, çıkanlara "Abi film iyi miydi" diye soranlar da vardır. En cesuru da, "Abi parça var mı" diye sorabilendir. Buluğ çağındaki utangaç genç erkekler ya da okul kaçkınları, birbirlerini dürterler "Sen sor" diye.
Salonda film gösterilirken ya da aralarda, birlikte gelmiş olanların dışında kimse kimsenin yüzüne bakmaz. Filmdeki konuşmalar, müzik ve inlemeler, bir de ileri geri sallanmaktan gacır gucur öten koltukların sesi dışında çıt çıkmaz koca salonlarda.
Her banka var Beyoğlu'nun nüfusu son sayıma göre 250 bine yakındır ama geleni geçeniyle bu rakam milyonları aşar. İstiklal Caddesi gündüzleri genelde burada çalışanlarındır. Her gün önünden geçtiğimiz halde fark etmediğimiz o güzelim bakımsız binaların üst katları atölyeler ve depolarla doludur. O atölyelerde fason tekstil imalatı, ayakkabı tamiri yapılır. Depolar, caddenin iki yanına sıralanmış mağazalarındır. En ünlü markalardan sokaktaki işportacısına kadar, neredeyse bütün İstiklal Caddesi esnafının malları, Osmanlı burjuvazisinin dönemin en ünlü mimarlarına yaptırdığı bu göznuru binalardadır. Bu binaların üst katlarına bir de kaçak inşa edilmiş katlar çıkılmıştır.
Cadde boyunca en çok görülen dükkânlar arasında banka şubeleri vardır. Bu caddede şubesi olmayan banka yoktur neredeyse. Yine de mesai saatlerinin tamamında tıklım tıklımdır hepsi. Kitapçı dükkanlarının sayısı ise, döviz bürolarını henüz sollamak üzeredir. Pek çoğu kaset ve CD de satar ve gece yarısına kadar açıktır. Türkçe yayımlanan hemen her kitap, dergi, kaset ve CD'nin ilk durağı bu kitapçılardır. Yabancı dildeki son kaset ve CD'ler de hemen uğrar bu dükkânlara. Bazı yayınevleri de kendi dükkânlarını açmıştır ara sokaklarında İstiklal Caddesi'nin. Kendi kitaplarını en ucuz fiyata satma amacındadırlar. Kitapçıların arasında İngilizce ağırlıklı olmak üzere, yabancı dillerde yayımlanan son kitapları satanlar da vardır ve aradığınız kitabı bulamazsanız, en kısa zamanda getirmeyi vaat edeceklerdir. Vaatleri sözdür, tutamayacakları sözü verdikleri de pek görülmemiştir.
'İlk'lerin kapısı Bütün 'ilk'ler Beyoğlu'ndan girer Osmanlı ve Türkiye'ye. İlk tiyatro, ilk sinema, ilk opera, ilk fotoğraf Pera'dan girer Osmanlı'ya. 1856'da Cadde-i Kebir, ilk ışıklandırılan cadde olur. İlk çağdaş belediyecilik uygulaması 1857'de Pera ve Galata'da başlar. İlk atlı tramvay 1869'da Pera'dan hareket eder. Dünyanın en eski ikinci metrosu olan Tünel 1873'te işletmeye açılır. 1856'da ilk yasal genelevler Beyoğlu'nda açılır. İlk kuru temizlemeci, ilk cenaze levazımatçısı, ilk kahve ve pastaneler hep Beyoğlu'ndadır.
1870'ten sonra sahne iyice görkemlidir Beyoğlu'nda. Palazlanan yabancı ve azınlıkların İstanbul'a ve dolayısıyla gümrük kapısı Pera'ya taşıdıkları sahne. Beyoğlu tarihinin iddialı isimlerinden Çelik Gülersoy'un ifadesiyle, Avrupa'da bir oyun sahneleyen dönemin en ünlü sanatçıları, yeni işlemeye başlayan yataklı vagonlara atladıkları gibi, aynı temsil ve konserleri Pera'da verirler. Pera'da aynı gece, aynı oyunun, ayrı birbirinden ünlü gruplarca Fransızca, İtalyanca ve Rumca sahnelendiği olmuştur.
Damgasını vuranlar Bu döneme, 1. Dünya Savaşı'nın başlaması ve Osmanlı'nın müttefiklerle birlikte savaşa girmesi nedeniyle 1914'te kapitülalasyonların kaldırılması ve 1923'te cumhuriyetin ilanıyla yabancı büyükelçiliklerin Ankara'ya taşınmaya zorlaması darbe vurur gibi olsa da, 1917'deki Bolşevik Devrimi ve ardından gelen iç savaştan kaçan Çarlık ordusunun sabık subayları, Beyaz Ruslar devreye girer.
Elçiliklerin boşalması ve kapitülasyonların kaldırılmasının gayrimüslim azınlıklar ile levantenlerin ticari yaşamına vurduğu darbe, Beyoğlu'nun demografik yapısında değişikliklere yol açmıştır. Gayrımüslimlerin yerini yavaş yavaş Müslümanlar almaya başlar. 'Ermeni Tehciri', Varlık Vergisi, "Vatandaş Türkçe konuş" sloganları, 6-7 Eylül olayları ve son olarak da 1964'te Yunan uyruklu Rum kökenlilerin kovulması, bu süreci hızlandıracaktır. 1930'ların, 40'ların, 50 ve 60'ların Beyoğlusu'nun demografik yapıları hep farklı olacaktır. Osmanlı burjuvasinin yerini, yeni oluşmaya başlayan yazarlı -çizerli cumhuriyet burjuvazisi, '68 ruhu', derken bar- pavyon patronu ve fedaisi, ardından 12 Eylül darbesi sonrasının, göçün lümpenliği ve en nihayet olarak 'uç'ların da katılımıyla hepsinin bir karışımı olan bugünkü Beyoğlu yaşayanları ve müdavimleri alacaktır. Her bir sosyal grubun yaşam tarzı, etkinlikleri ve yoğunlukları oranında Beyoğlu'na damgasını vuracaktır. Doğa yasası gereği, boşaltılanın yerini hemen o anda güçlü ve etkin olan dolduracaktır.
YARIN: Paşa'nın barı, 'türkücafeler'
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !
|