| |
|
CihannümaRTÜK'le başımız dertte hdevrim@radikal.com.tr H aluk Şahin hepimizi ayıplarken yerden göğe kadar haklıydı (Radikal, 1 ve 2 ağustos). RTÜK, eline geçirdiği çekirge aletiyle televizyon kanallarını hallaç pamuğu gibi atan yaramaz çocuklara dönmüş; dediği gibi ceza infaz etmiyor, yayınlara resmen sansür uyguluyor. Gazeteleri beyazlatan sansürün (yasaklanan haberin veya yazının yeri boş bırakılırdı), gücünü ekranları karartarak göstermekten ayrı bir zevk almaya başlamış gibi bir hali var.
Geçen yılların tecrübesini değerlendirme zamanıdır. Kanun, ilkelere bağlanması gereken kurallar, denetleme görevi verilecek kurulun seçiliş ve işleyiş esasları... Hepsi tashihe muhtaç.
Bu haklı davaya da sahip çıkan Kanal D'cilere teşekkür ve bu davayı ısrarla takip etmeliyiz.
- Yekta Güngör Özden'in sesi çıkmıyordu. Bir makalesini okudum. Hedef tahtası diye karşısına ÇAymaz AydınlarÈ kavramını almış, verip veriştiriyordu (Cumhuriyet, 31 temmuz):
- Bunlar bir çetedir. Gösteriş ve gösteri başlıca becerileridir. Kraldan çok kralcı bunlar arasından çıkar. Kimileri susmayı bilmez, konuştukça batar. Laf ebesi tanımı bunlar içindir.
Adının yanındaki sade ve vakur sıfat dikkatimi çekti; kısaca ÇHukukçuÈ demiş. Çok şık! Ama baktım ertesi gün:
- Milletvekilleri akıllarını başlarına alsınlar, ama bunun için önce başlarının, sonra da akıllarının olması gerekli, diyordu (ArtıHaber, 1 ağustos).
Ve dergi ÇHukukçuÈ demeyi akıl etmemiş, tafsilat veriyor: ÇEski Anayasa Mahkemesi BaşkanıÈ. Örnek olacak bir bilgi değil bu, gereksiz de; bu kadar tanınmış bir insanı, hâlâ eski unvanıyla anmanın ne anlamı var!
- Bir değerli insanı daha kaybettik. Zeki Kuneralp, Dışişleri'nin yeri doldurulmaz pırlantalarından biriydi. Millî Mücadele aleyhindeki yazıları yüzünden, İzmit'te tam anlamıyla bir Çyargısız infazÈa maruz kalarak linç edilen gazeteci Ali Kemal'in oğluydu.
Kültürün ve gönül büyüklüğünün soylu kıldığı bir insandı. Bir ara yazıştık. Tophane'deki dairesinde rahmetli annesini ziyaret etmiştim.
Elleri dert görmesin, Kuneralp hakkında gördüğüm tek yazıyı, değerli meslektaşı İsmail Soysal yazdı (Cumhuriyet, 29 temmuz). Ben de iki satırla rahmet dilemek istedim.
Çıkıntı Dün Hasan Pulur yazdı ve derdimi depreştirdi. Benim sözüm Beşiktaş Belediyesi'ne.
Kaldırım söküp yeniden yapmak niçin bu kadar önemlidir, yıllar var ki anlayabilmiş değilim. Ama mademki yapılıyor, a Ayfer Atay Bey biraderim, siz bir zahmet arabanızdan inip yeni yapılan kaldırımlarda (mesela Akatlar'daki Zeytinoğlu Caddesi'nin iki yanında) yürüdünüz mü? Çıkın bakayım şu kaldırımın üstüne, düzgün yürüyebilecek misiniz! Eğri büğrü kaldırımın bilmediğim bir anlamı mı var?
Ya Otelcilik Okulu'nun önünde kestirdiğiniz ağaçlar? Hele onların vebalini iki cihanda ödeyemeyeceksiniz!
Habercilikte Çfikr-i takipÈ Biz gazeteciler kısa mesafe koşucularına benzeriz. Uzun mukavemet yarışlarına nefesimiz yetmezmiş gibi bir halimiz vardır. Polis-adliye muhabiriyken değişmez bahanemiz, duruşma tarihleri arasında geçen çok uzun sürelerdi. Mazeret aramadan kusurumuzu kabul edelim. Olayları bir iki gün heyecanla kovaladıktan, manşet haberlerle ortalığı birbirine kattıktan sonra işin ardını getirmekte gevşek davrandığımız doğrudur.
Bu kusuru hepimiz adına affettirmek istercesine çalışan biri var aramızda. Farkındasınız elbette, Yalçın Bayer'den bahsediyorum. Hürriyet'teki Yeter Söz Milletindir başlığı altında Türk basınının en işlevsel köşelerinden birinin, fikr-i takip, sebat ve ciddiyet açısından benzeri bulunmaz yaratıcısı. Sadece Şişli Belediyesi'nde olup bitenleri kovalama azmiyle habercilikte mucizeler yarattı.
Hürriyet kadar, biz bütün gazeteciler de meslektaşımızla gurur duymalıyız. Türkiye demiyorum, çünkü o kiminle gurur duyacağını da bilemez hale geldi artık.
Dil Yâresi l Serdar Turgut ÇEğer tatile çıkarılmam kararı hemen alınmadığı taktirde (kedilerimden) Silvester'ı şu gün boğarak öldüreceğimÈ diyor (Hürriyet, 30 temmuz).
Takdirde kelimesi belli bir durumda veya şartlar altında ne yapılacağını bildirir: Çborcunu ödemediği takdirde... Eğer kelimesiyse şartlı bir cümlenin başına getirildiğinde şart anlamını güçlendirmeye yarayan Farsça bir bağlaçtır. İşte bu yüzden ÇEğer...È diye başlayıp Ç... alınmadığı takdirdeÈ diye devam etmek yanlış olur.
Türkçe dostlarından
(Mehmet Ali Kışlalı)
- Galatasaray'da Esat Mahmut Karakurt'tan bize kalan bazı kuralları, genç düzeltmenler yanlış buluyor. ÇÖzel, belirli şeylerin isimlerinin ilk harflerinin büyük yazıldığını sanıyordum. Örneğin Kıbrıs'tan bahsettikten sonra... Şimdi Ada'ya füze getirilmesi tehlike yaratırÈ derken olduğu gibi
- Ben de böyle biliyorum. Karakurt'un öğrencisi olmadım ama, M. Ali Kışlalı'yla nesildaşız. Hiç değilse aynı imla kurallarına uyarız.
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !
|