Radikal-online Sanal Kütüphanesi için tıklayınız...


Esas bombalar arkadan geliyor

ismet.berkan@radikal.com.tr
80'li yılların başları...
O zamanlar İstanbul'da bugünkü kadar çok eğlence yeri, gece kulübü yoktu. Hele sosyetik yer sayısı bir elin parmakları kadar bile değildi.
Metin ve Zeynep Fadıllıoğlu tarafından işletilen ve adını binanın caddedeki numarasından alan '29' bunların en ünlü ve önemlilerinden biriydi o yıllarda.
Uzun süre Etiler'de olan '29' yaz aylarında halen
açık olan Çubuklu'daki yerini de hizmete sokmuştu.
Gece kulübünün kapısında korumalar duruyordu. Onların işi herkesi içeri almamaktı. Hoş, gece kulübünün fiyat politikası zaten herkesin içeri girmeye cesaret etmesini önlemek üzere oluşturulmuştu ya, yine de cebinde para olan ama kulübe yakışmayacağı düşünülen kişileri durdurma görevi bu korumalarındı. Onlar sizi geldiğinizde şöyle bir baştan aşağı süzüyor, içeri girmeye uygun olup olmadığınıza karar veriyordu.
Cennetten bir mekân olan 'Çubuklu 29'un kapısına bir gün 'değişik' birileri geldi. Korumalar gelenleri tanımıyordu. Hepsi erkekti. Hepsi de kravatsızdı. Hepsi 'içeri girmesi uygun olmayacaklar' tipindeydi. Korumalar durdurmak istediklerinde nasıl bir belayla karşılaştıklarını anladılar.
Deniz kenarında çıkan küçük arbedede '29'un korumaları biraz dayak yediler, kafalarına tabancalar dayandı ve tabii ki Alaattin Çakıcı ile arkadaşları '29'dan içeri girdiler.
İkinci tur arbede şef garsonla aralarında yaşandı. En iyi masada oturmak istiyorlardı, garson ise o masayı vermek istemiyordu. Elbette Çakıcı'nın dediği oldu.
Çakıcı'nın kulübe geliş amacı eğlenmek değildi, kendisinden habersiz açılan bu yerden haraç almak istiyordu. "Patron gelsin" dedi. Metin Fadıllıoğlu, karşısındaki adamı hiç tanımıyordu. Karşı çıkacak oldu, küçük bir arbede daha yaşandı.
Bu öykü elbette tam olarak bu noktada sona ermedi ama sonrasının çok önemi yok. Benzer şeyleri onlarca insan yaşadı. Kimisi kurşunlandı, yine de boyun eğmedi. Kimisi korktu, hemen boyun eğdi.
Düzmece bir senedin üstünde yazılı olan parayı
ödemeyi reddeden, üstelik polise başvurmaya kalkan bir işadamının başına gelenler tam ibretlik. Bir akşam üstü saatinde işadamının bürosuna gelen üç kişi, 'Alaattin abiden selam getirdiklerini' söyleyerek işadamının ağzına tabancalarını soktular, sonra son kez sorduklarını söyleyerek, "Parayı ödeyecek misin" dediler. İşadamı işaretlerle paranın hazır olmadığını söylemeye çalıştı ama adamlar dinlemediler ve tetiği çektiler. Ne var ki, tabanca boştu. İşadamı öldü dirildi. Adına 'tetik düşürme' denen bu vahşeti onlar icat ettiler.
Zaman zaman bu 'tahsilatçı' ve 'tetikçi'lerin yakalandığı da oldu. Vurulan ya da tehdit edilen işadamının 'bağlantıları'nın en az Çakıcı kadar kuvvetli olduğuna işaret ediyordu böyle durumlar. Ama o 'tetikçi' ve 'tahsilatçı'lar mahkemelerde çıkıp gururla söylediler: "Alaattin abi istedi, biz yaptık." O adamlar hapse girdiklerinde de korundular, ailelerine iyi bakıldı. Çark böyle dönüyor, 'Alaattin Abi' (ayrılıp kendi grubunu kurmaya kalkışan Tevfik Ağansoy hariç) adamlarına karşı vefasızlık yapmıyordu.
Polisle de, devletin başta MİT olmak üzere gizli örgütleriyle de ilişkisi, daha doğrusu alışverişi vardı. Onların bir dediğini iki etmiyor, böylece kendini sigortaya alıyordu.
Bazı MİT yöneticileriyle Çakıcı arasında geçen telefon konuşmalarını okusanız dudağınız uçuklayabilir. Bir dönemin ünlü polis müdürleriyle (onların hepsi şimdi de etkili görevlerde) Çakıcı arasındaki alışverişlerin günyüzüne çıkmamış raporlarını öğrenseniz aklınız çıkar.
Türkiye'de mafya olmak o kadar kolaydı ve Çakıcı o kadar çok şeyi yapabiliyordu ki, eski cumhurbaşkanı eşleri dahil ona başvurmayan, onun işlerini halletmesini istemeyen işadamı yok gibiydi. Polisteki işinizi de o çözüyordu, iş dünyasındaki rekabet sorunlarınızı da.
Şimdi Çakıcı'nın yakalanması, hiç şüpheniz olmasın Çakıcı'nın şanına şan katacak, 'bu dünya'daki yeri daha bir sağlamlaşacak, hatta Çakıcı'nın iş potansiyelini de iyice artıracaktır.
Üstelik Çakıcı şimdi yeni bir fırsat daha elde etti: Kendi halledemediği işleri poliste, savcıda ya da mahkemede 'itiraf' olarak söyleyecek ve ciddi bir siyasi silaha da dönüşecek. Yani, onu seçim öncesinde siyasi bir silah olarak kullanmak isteyebilecekler gözünde değeri iyice artacak. Bir süre içinde 'dezenformasyon'la 'enformasyon'u ayırt edemez hale geleceğiz.
Geçmişte adı üstünde çok tartışma yapılan bir MİT mensubunun tam da bugünlerde yurtdışındaki görevinden alınıp merkeze çekildiği göz önüne alınacak olursa, önümüzdeki haftalarda yeni yeni 'bomba'lar beklemeliyiz.

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ------------------>
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->
    

[Ana Sayfa] [İnsan] [Yaşam] [Türkiye] [Politika]
[Yorum] [Dış Haberler] [Ekonomi] [Borsa/Finans]
[Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar]


 

Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !

 
Yukarı  Yukarı Çık

Geri  Geri Dön

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
 

Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız