| |
|
24 Ağustos 1998
Portre: ABD'de azil süreci / Azil topunun ağzındaki ClintonBugün Başkan Clinton'ın azlini tartışan Amerikan toplumu, birkaç yüzyıllık tarihine yedi federal görevlinin azlini sığdırdı. Davaların görüldüğü Senato'da siyasi görüş ayrılıkları ve husumetin azledilmeyi gerektirmeyeceği ilkesi 1868 tarihli 'Chase davası'yla perçinlendi. Eski ABD Başkanı Johnson, azledilmekten bir oyla paçayı kurtarırken, azil sürecinin en ünlü kurbanı, Watergate skandalının ardından kuzu kuzu istifa eden Başkan Richard M. Nixon olduUĞUR AKINCI / WASHİNGTON - Resmi görevden Kongre kararıyla azledilme, Amerikan toplumunda böylesi ilk davanın görüldüğü 1797'den beri tartışılan en can alıcı ve yüksek voltajlı konulardan biri. Bu bağlamda Amerikan Kongresi, bir katilin, hem de Amerika'nın resmen başkan yardımcısı olarak görev yapan ve daha sonra da vatana ihanetten hüküm giyen bir katilin, bir Anayasa Mahkemesi Yargıcı'nı yargılamasına bile göz yummuş. Gerisini varın siz düşünün.
Şimdiye kadar on beş federal görevli hakkında görevden azil soruşturması açma kararı almış ABD Temsilciler Meclisi. Bu 'meşhur on beşlinin' meslek dağılımı şöyle: Bir Başkan (Andrew Johnson), bir Bakanlar Kurulu üyesi, bir senatör, bir Anayasa Mahkemesi (Yüksek Mahkeme) hâkimi ve on bir federal hâkim. Bunlardan hepsi de yargıç olan yedisini ABD Senatosu suçlu görerek görevlerinden azletmiş.
Günümüzün Amerika'sında Başkan Clinton hakkında da azledilme rivayetlerinin ortalıkta dolaştığı bir ortamda, Amerikalıların bu işi aslında ne kadar ciddiye aldıklarını kavrayabilmek için çok daha değişik bir zaman dilimine, 1800'lerin Washington şehrine geri dönmek gerek.
1801 yılında başkentlik payesini Philadelphia şehrinden alan ve bataklıklarında camızların geviş getirdiği 3bin nüfuslu ve 621 haneli Washington'ın o yılki portresini Başkan Jefferson'ın Hazine Bakanı Albert Gallatin'den dinleyelim:
"Bu şehre hoş ve güzel denemez. Hatta yaşamaya elverişli olmaktan da çok uzak. Başkentimizde yedi veya sekiz pansiyon, bir terzi, bir ayakkabıcı, bir matbaa, bir çamaşırcı kadın, bir bakkal, bir kırtasiyeci ve bir adet de midyeci var." Aynı yıllarda Philadelphia'nın 70 bin, New York'un 60 bin ve Boston'un da 25 bin kişilik bir nüfusa sahip olduğunu hatırlatalım.
Bir 'azil davası' örneği İşte bu küçük ve bakımsız ama Amerikan siyasetinin yeni kalbi olarak atan şehirde, 4 Şubat 1805'te, ABD Senato mübaşirinin "Oyez! Oyez! Oyez!" haykırışlarıyla başlayan duruşma, belki de bugün Başkan Clinton'ın geleceğine hükmedecek önemde bir olaydı. 'Görevi kötüye kullanmak' suçundan yargılanan Yüksek Mahkeme Başkan Yardımcısı Samuel Chase'in görevden azil davasında, savcı olarak o tarihte hem ABD Senato Başkanı, hem de ABD Başkan Yardımcısı Aaron Burr görev yapıyordu. Bir yıl önce Burr, amansız siyasi hasmı (ve eski Hazine Bakanı) Alexander Hamilton'ı New Jersey'de bir düello esnasında öldürmüştü. Chase duruşması sırasında Burr hakkında hem New Jersey, hem de New York eyaletleri tarafından resmi suç duyurusu yapılmıştı. Bu nedenle bazı eleştirmenler bu mahkemeyi 'bir katilin yargıcı yargıladığı ilk dava' olarak nitelemişlerdi. Ne ilginçtir ki, bu davadan iki yıl sonra, Burr 'vatana ihanet' suçundan yargılanarak hüküm giyecekti.
Tanım zayıflığı Chase davasında, Amerikan azil sürecinin bugüne kadar sürüp gelen en temel zayıflığı bir kere daha açıkça sergilenmişti: Tanım zayıflığı. ABD Anayasası'nın ikinci maddesinin dördüncü bendinde başkan, başkan yardımcısı ve bütün resmi görevlilerin şu şartlarda görevlerinden azledilecekleri belirtiliyor: "Vatana ihanet, rüşvet (almak/vermek) veya benzeri ağır suçlar ile cezai durumlar." Rüşvetin aynen vatana ihanet kadar ciddi bir suç olduğu ve görevden azli gerektireceği kaydı herhalde günümüz Türkiye'sinde bazı çevrelerde alaycı gülümsemelere yol açıyor olsa gerek.
Yargıç Chase'in duruşmasında ortaya şu çıkmıştı: Chase aksi ve sivri dilli, zaman zaman sadistleşebilen tabbiatta bir insandı. Çok önemli birkaç davada, örneğin 1798'de kabul edilen Federal Mülkiyet Vergisi'ne silahlı olarak direnen John Fries'in 1800'deki davasında olduğu gibi, Chase savunma avukatlarının işlerini rahatça görmelerini engellemiş ve duruşma salonunda sert tutumuyla adeta terör estirmişti. Ama bütün bunlar, görevden azli gerektirecek kadar, vatana ihanet ve rüşvetle bir tutulacak cinsten bir suç muydu? Chase'in beraati bu soruya verilen olumsuz yanıtın bir ifadesiydi.
Görevden azledilme davasının normal mahkemelerde değil de, Kongre'de görülen tek dava olduğu göz önüne alınırsa böyle davaların nasıl kolayca siyasi amaçlara peşkeş çekilebileceği çok açık.
Yargıç Chase'in davasında olduğu gibi, Başkan Andrew Johnson'ın 1868'deki azledilme davasında da siyasi görüş ayrılıklarının ve husumetin azledilmeyi gerektirmeyeceği ilkesi iyice perçinlenmiş oldu.
Başkan Lincoln'in 1865 yılında Güneyli fanatik bir aktör tarafından öldürülmesinden sonra göreve yardımcısı Johnson getirildi. Ancak 250 bin kişinin öldüğü Amerikan İç Savaşı'nı takip eden dönem 'yeniden yapılanma' (Reconstruction) yıllarıydı. Yani köleliğe dayalı Güney eyaletlerinin Kuzey'deki emeğin serbest dolaşımına dayalı pazar ekonomisine entegre edilme dönemiydi. Yeniden Yapılanma'nın temel öğeleri arasında köleliğin kaldırılması ve eyaletlerin federal hükümet karşısındaki kesin bağımsızlığını ortadan kaldıran Anayasa'nın 14'üncü ilave maddesinin kabulü vardı. Bir Güneyli olarak Johnson bu gidişata direndi.
Bu gerginlik sonunda yürütmenin başı Johnson ile yasamanın başı Kongre arasında, Savunma Bakanı Stanton'ın Başkan tarafından görevden alınıp alınamayacağı üzerinde patlayan büyük bir fırtınaya dönüştü. "Beni buradan atmak isteyen kuvvet kullanır" diyen Stanton, ofisini terk etmeyi reddetti. 'Memurin Görev Kanunu'na göre Başkan, Senato'nun onayı olmadan hiçbir yüksek görevliyi görevden alamazdı. Johnson inatla direnince, hakkında bir başkana karşı açılan ilk görevden azil duruşması, 13 Mart 1868'de başladı. Johnson'ın Senato'da tek bir oyla beraatinden sonra Connecticut Senatörü James Dixon bir diğer senatör arkadaşına yazdığı mektubunda, kararı "Cumhuriyetimizin Meksikalılaştırılmasının önlenmesi" diyerek kutladı. Ne ilginçtir ki, Johnson'ın neredeyse başını yiyen 'Memurin Görev Kanunu' 1887'de kısmen, 1926'da da Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildi.
Görev süresinin tamamlanmasından sonra memleketi Tennessee'ye dönen Johnson, 1874'te eyalet senatosuna seçildi. Bir zamanlar İspanya'ya ait olan Florida ve Louisiana eyaletlerini İngilizlerin işgal etmesine yardım etmekten, 1797'de görevinden azledilen ilk Amerikalı olan Senatör William Blunt da 1798'de Tennessee Senatosu'na girmiş ve Senato Başkanı seçilmişti.
En ünlü kurban Günümüzde ABD Temsilciler Meclisi'ne Özel Savcı'nın rapor vermesiyle başlayan, sonra da Senato'daki üçte iki çoğunluğun oylamasıyla kesinleşen azil sürecinin en meşhur kurbanı ise Richard M. Nixon. 1968 ve 1972 seçimlerinde ezici bir çoğunlukla işbaşına gelen Nixon'ın nasıl olup da 1974'te kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp görevden kaçtığının hikâyesi bütün siyasetçiler tarafından örnek alınması gereken nitelikte. 'Watergate Skandalı' olarak anılan bu olay İngilizce diline '-gate' takısını kazandırdı. Bugün Clinton'ın başındaki dertlerin 'fermuargate' olarak da anılmasının nedeni Nixon'ın başında patlayan 'görevden azil' kâbusuna dayanıyor.
Watergate, Washington şehrinin en görkemli, hem ofis, hem de lüks apartman olarak kullanılan binalarından biri. Potomak Nehri'nin üzerinde ve Kennedy konser salonunun bitişiğinde, yatay dilimlenmiş dev bir beyaz pasta görünümünde. 15 Haziran 1972 günü beş hırsız Watergate binasındaki Demokratik Ulusal Komite ofisine girmeye çalışırlarken yakalandılar. 'Başkanı Yeniden Seçtirme Komitesi' (CREEP) üyeleri olduğu anlaşılan ve 'Lağımcılar' olarak da bilinen bu grubun daha önce, mahrem bilgiler toplama amacıyla, Daniel Ellsberg'in ruh doktorunun ofisine de girdikleri anlaşıldı. Kimdi Ellsberg? Nixon'ın Vietnam Savaşı'nda yaptığı yanlışları sergileyen 'Pentagon Dokümanları'nı basına sızdıran yüksek dereceli bir Pentagon görevlisiydi. Ortaya çıkan tablo, Nixon'ın aralarında Jane Fonda ve Paul Newman gibi ünlü artistlerin de bulunduğu bir 'düşmanlar listesi' çıkardığı ve bu listedekilere karşı savaş ilan etmiş olduğunu gösteriyordu. 'CREEP' kelimesinin İngilizce'de 'sapık' anlamına gelmesi de sanki başka bir kötü kozmik şakaydı.
Başkan'ın ağzı bozukmuş! Basit bir hırsızlık vakası olarak başlayan skandalı bir skandala dönüştüren en başlıca amil Nixon'ın her şeyi inatla reddetmesi ve örtbas etmeye çalışması oldu. Beyaz Saray'da yapılan bütün telefon konuşmalarının gizli kayıt bantları Yüksek Mahkeme kararıyla serbest bırakılınca, Nixon'ın düşman olarak gördüğü kişiler hakkında yürüttüğü amansız mücadele kadar konuşmalarında bol bol ana avrat küfretmesi de Amerikan halkında derin bir hayal kırıklığı yarattı.
Görevden zorla alınmasının kaçınılmaz olduğunu anlayan Nixon 9 Ağustos 1974'te istifa ettiğinde kendisiyle çalışan şu kıdemli görevliler de mahpushanenin yolunu tutuyorlardı: Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü H.R. Haldeman, Hukuk Danışmanı John Erlichman ile John Dean, Adalet Bakanı John Mitchell, CREEP lağımcıları Howard Hunt ve Gordon Liddy, Güvenlik Direktörü James McCord ve Başkan Nixon'ın özel danışmanı Charles Colson.
Nixon, görev başındayken istifa eden ilk başkan olarak Amerikan tarihine geçerken, kendinden sonra gelen Başkan Gerald Ford ve yardımcısı Nelson Rockefeller de yine başka bir ilginç 'ilk'e imza atıyorlardı: Seçilmeden iş başına gelen ilk başkan ve başkan yardımcısı. Ford'un Nixon'ı kayıtsız şartsız affetmesi, 1976 seçimini Jimmy Carter'a kaptırmasına sebep olacaktı.
Başkan Clinton'ın Monica fırtınasını Usâme Bin Ladin'e elense çekerek atlatıp atlatamayacağını önümüzdeki günler gösterecek. Aşağı tükürse 'görevden azil' tehlikesi var. Yukarı tükürse, Hillary.
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !
|