Radikal-online Sanal Kütüphanesi için tıklayınız...

24 Ağustos 1998

Siyasi parti fındık-fıstık değil

Ersin Salman: Yalan üzerine, yanlış üzerine kurulan propaganda sonunda geri dönüp size zarar veren bumerangdır... Seçim vaadiyle partinin siyasi gerçekliği birbiriyle çelişmemeli... Sonuç almak için mesaj inandırıcı olmalı... Sağda ANAP, solda ÖDP'de birleşmeli
Reklam şirketleri ile siyasi partiler arasındaki ilişki ne zaman başladı Türkiye'de?
Kampanya diyebileceğimiz ilk çalışma yanılmıyorsam 1977 seçimlerinde yapıldı. Adalet Partisi için Cen Ajans'ın yürüttüğü çalışmaydı bu. Sanırım mor renkli afişler hâlâ hatırlanır. Daha sonra 1983 seçimlerinde siyasi partiler reklam sektörüyle oldukça geniş ve yoğun bir ilişki başlattılar ve olay bugünlere kadar gelişerek geldi. 1983'te Milliyetçi Demokrasi Partisi, Ajans Ada'yla çalıştı. ANAP ise Man Ajans'la.
Herhangi bir ürünü pazarlamakla bir siyasi fikri pazarlamak arasında bir fark yok mu?
Hem var, hem yok. Siyasi partilerle ilgili çalışmanın sonucu bütün ülkeyi ilgilendiriyor, bu anlamda reklamcının sorumluluğu çok daha ağır. Ama iletişim tekniklerinden yararlanma açısından pek fark yok. Eksik ve yanlış bilgiye dayanan bir kampanyayla hiçbir ürünü satamazsınız. Ne bir otomobili, ne de bir siyasi partiyi. Söz konusu olan bir gündelik tüketim ürünüyse bile eğer yanlış bilgiye dayandırarak onu pazarlamışsanız, en fazla bir kere satarsınız. Tabii bu, siyasi partiler için düşünülünce, tüketicinin yanıltılması daha dramatik sonuçlar çıkarabilir. Ama siyasi partiler de birer gündelik tüketim ürünü değiller doğrusu. En azından olmamalılar. Sözün özü şu ki, yalan üzerine, yanlış üzerine kurulan propaganda sonunda geri dönüp size zarar veren bumerangdır.
Bizde pek öyle olmuyor ama. Partilerin seçim dönemi vaadleriyle, icraatları arasında bir benzerlik hiç hatırlamıyorum?
Çelişmemesi gerekir. Vaadle icraat arasında çelişen pek çok örnek bulabiliriz ama seçim vaadiyle partinin siyasi gerçekliği birbiriyle çelişmemelidir. Sonuç almak için siyasi mesajın inandırıcı olması şarttır. O partinin ideolojisiyle, olaylara yaklaşımıyla, yıllar içinde yarattığı imajıyla, kitlelere iletilen mesajın doğrudan doğruya çakışması lazımdır. Seçim kampanyasının söyledikleri, o partinin yöneticilerinin hayattaki gerçekliğiyle uyuşmuyorsa, inandırıcılık biter.
Pek dediğiniz gibi olmuyor ama. 'Şeffaf karakollar' vaat edilen bir seçim kampanyası, neredeyse hepimizi Demirel'in demokrat olduğuna inandırmadı mı?
Şu var, o günler Türkiye'mizin, tıpkı bugün olduğu gibi şeffaflaşma, demokratikleşme ihtiyacının doruk noktasında olduğu bir dönemdi. Bir askeri yönetimin ya da ne demekse 'ara rejim'in izlerinin yaşanmakta olduğu bir zaman dilimiydi. Ülkemizin şöyle bir nefes almaya, demokrat bir hava solumaya çok ihtiyacı vardı. Doğrusu ben gerçekten içtenlikle söylediğine inanmak istiyorum Doğru Yol Partisi'nin o günkü mesajlarının.
O da çakıştı yurttaşın istekleriyle. Bunca darbeden çıkmış bir Süleyman Demirel'in artık demokrasi için içtenliksiz olduğunu düşünmek bile istemiyorum. Ama partilerimizin yapısı birbirine çok benzer olduğu için, onların çoğu yurttaşın değil, devletin partileri oldukları için, vaatlerle uygulamaların birbirini tutması çok zor.
Profesyonellerin yürüttüğü bir seçim kampanyası partilerin oy oranını ne kadar etkiler?
En fazla üç puan, dört puan. Zaten bir kampanyayla o partinin oy oranını üç puan artırırsanız onun seçim kazanmasını sağlayacak, artıramazsanız kaybetmesine yol açacak kadar önemli bir sonuç
yaratmış olursunuz.
Siz hangi siyasi partilerin kampanyasını yaptınız bugüne kadar?
Ajans Ada döneminde Milliyetçi Demokrasi Partisi'nin kampanyasını yaptık. Yine Ajans Ada zamanında SHP'nin bir kampanyasını yürüttük. Ajans Ada ile Merkez Ajans'ı birleştirip 'Adam' olduğumuzda, CHP'nin bir genel seçim kampanyasının sorumluluğunu üstlendik. Biraz önce, eğer siyasi partinin gerçeği, propagandanın gerçeğiyle örtüşmüyorsa başarılı olması pek mümkün değildir demiştim. MDP kampanyası buna iyi bir örnektir. Milliyetçi Demokrasi Partisi kurdurulmuş bir partiydi, yapay bir partiydi, hatta 'sanal' bir partiydi. Örneğin ANAP gibi, var olan bir siyasi felsefenin yenilenmiş bir temsilcisi olarak, tabanıyla kurulmuş bir parti değildi. Genel Başkanı Sayın Sunalp bir eski paşaydı ve devlet geleneğimize uygun olarak neredeyse atanmıştı. Dolayısıyla şimdi bakıyorum da, yapabileceğimiz pek bir şey yokmuş doğrusu! Söylenecek hiçbir şey gerçeği yansıtmayacaktı. Çünkü parti gerçek değildi. Devlet gücü ondan yana olsa bile, birinci parti olarak ilan edilse, devlet başkanının açık desteğini alsa bile, seçim kazanması çok zor bir partiydi. Buradan çıkarabileceğimiz sonuç belki şu olmalı: Seçim çalışmalarında söylenecek her şey partinin ve ülkenin siyasi gerçeğinin üzerine oturmalıdır. Yani yalan yanlış propaganda çalışmalarıyla seçim kazanmak kolay değildir.
İyi de, Türkiye'de doğru söyleyerek seçim kazanan var mı? Bu ülkede seçim dönemlerinde demokrasi, insan hakları,
barış vaat etmeyen, iş, ekmek vaat etmeyen parti var mı? Şimdi DYP ile FP, kampanyalarının eksenine demokrasi talebini koyacaklar ve biz de umut edeceğiz belki değişmişlerdir diye, öyle mi?
Seçim vaatleri partinin siyasi gerçeğiyle üst üste düşmelidir demiştim. Bir partinin demokrasi ve insan hakları talep edebilmesi için de, insan haklarına ve demokrasiye gerçekten inanıyor olması lazım. Şimdi Susurluk olayından sonra yurttaş, elektriklerini öyle ateş böcekleri gibi yakıp söndürmeye başladı. Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık Kampanyası, unutulmayacak bir protesto eylemi olarak dünya demokrasi tarihinin kayıtlarına geçti. Bu kampanyaya
o gün karşı çıkan partilerin, bugün demokrasi talep etmeye hakları var mıdır? O günlerde, bunlar yok mum söndü oynuyorlar, bunlar karanlık işler çeviriyorlar, bunlar vatan haini diye ortaya çıkan liderler, bugün demokrasi cephesi oluşturuyorlarsa bunda bir inandırıcılık var mıdır? Yurttaşın böylesi bir cepheyi inandırıcı bulması mümkün müdür?
Biraz fazla iyimser değil misiniz? Örneğin Cumhurbaşkanı'nın Mehmet Ağar'ın düğününe gitme olasılığının bulunması bile karamsar olmak için yeterli değil mi?
Belki haklısınız, umutlu bakmak benim naturamda var. Bir de teorik olarak hayatın ve dünyanın iyiye doğru aktığını düşünüyorum. Ama Akın Birdal'a yapılan silahlı saldırıyla ilgili mahkemede Cengiz Ersever, "Ben istesem bu adamın beynini 24 saat içinde duvara yapıştırırım, var mısınız iddiaya!" diye yargıçlara efelendiğinde, bir sanık Türkiye Cumhuriyeti yargıcına "Ben istersem cinayet işlerim, var mısınız iddiaya" deme cüretini nereden buluyor diye düşündüm. Mehmet Ağar yargılanacaktır. Belki aklanacak, belki mahkûm olacaktır. Çok ağır iddialarla dokunulmazlığı kaldırılmış bir eski İçişleri Bakanı'nın oğlunun düğününde biri eski, iki cumhurbaşkanı evlenme tanığı olursa, o sanık da bu hakkı bulur diye karamsarlığa kapılmadım değil. Fakat son dakikada da olsa, Sayın Cumhurbaşkanı'nın düğüne gitmekten vazgeçmesini, doğrusu ülkemiz açısından olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorum.
Bir parti size geldiğinde beni tanıt diye, nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?
Bir kere ne söyleyeceksek içtenlikle takip etmekte olduğumuz şeyi söylememiz lazım. Bir parti var ortada, o partinin ne yaptığı, nereden geldiği, nereye gideceği belli. Gizli bir şey değil, herkesin gözünün önünde.
O zaman, o partinin o yolda bir şeyler söylemesi lazım. O yolda ulaştığı bir nokta varsa ulaştığı noktadan da sağa ya da sola gidecekse, onun da gerçekten takip edeceği bir siyaset olması lazım. Bugün seçim için söyleyeceği bir şeyler olmamalı gerçekten gerçek olan şeyleri söylemeli.
Hangi parti 'ben çetelerle ilişki kuracağım, adaletin aradığı
suçluları ve katilleri 'devlet yararına' hukuk dışı işlerde kullanacağım. Özelleştirmede özellikle bize pay verenlere kamu mallarını satacağım, devleti mümkün olursa soyup soğana çevireceğim. Memura, işçiye bu dönem zam yok' der ki?
Bunu hiçbir parti demez. Çünkü bence hiçbir partinin amacı bu değildir. Ama devletin ve siyasi partilerin bugünkü yapılanması içinde uygulamalarda yanlışlıklara rastlamak çok mümkündür. Çünkü bugünkü siyasi partiler sistemi, siyaset yapma biçimi, devletin yurttaş üstündeki hükümranlığına dayalı bir sistemdir. Bunu tersine çevirmek zorundayız. Yani egemen olan gerçekten yurttaş olmalıdır, devlet değil.
Bu dönemde bir siyasi partinin tanıtımını aldınız mı?
Henüz bir şey yok.
Siz Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık eyleminin mimarlarından birisiniz. Şimdi bu nitelikleri taşıyan bir yurttaş olarak ve profesyonel bir reklamcı olarak, MHP ya da DYP gelse ve seçim kampanyasını demokrasi ve insan hakları ekseninde yapmanızı istese ne yapardınız?
Bir kere, demokrasi ve insan haklarına gerçekten sahip çıkmak istiyorlarsa, yurttaş olarak buna sevinirim. Ama bir profesyonel olarak kendilerine, böyle bir kampanyanın pek inandırıcı olamayacağını söylerim. Ayrıca bu iki partinin de bizimle çalışmak isteyeceğini sanmıyorum.
Siz bir reklamcı olarak bugün hangi talebin yükseltilmesinin doğru olacağını düşünüyorsunuz? Demokrasi vaadi, genel olarak tek başına seçim kazandıracak bir vaat değildir. Antidemokratik uygulamalar halkın belki burasına gelir ama, o yine de önce ekmek ister. Çünkü demokrasi talebini yükseltebilmesi için bile aç değil, tok olması gerekir. Açlık tokluk daha somut, daha yaşanan bir şey. Dolayısıyla seçimler yalnızca soyut demokrasi talepleriyle değil, onların hayatın gerçekleriyle bağdaştırılabilmesiyle kazanılır diye düşünüyorum.
Siyasetteki bu kaotik ortam nasıl aşılır sizce? Siz bir reklamcı olarak en rahat neyi pazarlayabilirdiniz?
Siyasetteki kaotik ortamın sağda ve solda bütünleşmeyle aşılacağını sanıyorum. Bu nasıl olacak derseniz? eskiden kimler ders aldı, kimler kendini gerçekten yeniledi, ona bakmak lazım. Ben merkez sağda DYP'nin kendini ve mirasını yiyip biirmekte olduğunu gözlüyorum. Yani merkez sağ için ANAP'ta bütünleşme daha mümkün, daha gerçekçi ve daha hayırlı geliyor. Merkez sol içinse, ne yazık ki çok olumlu bakamıyorum. Birincisi iyice merkeze yaklaştılar, yani merkez sağla çok farkları kalmadı. İkincisi, tarihten pek ders çıkaramadılar. Sosyal demokratları ya da demokratik solu demokrat bulmuyorum, hâlâ devletin gücünü yurttaşın gücünden üstte tutuyorlar. Ben, merkez solun solundaki sola umutla bakmak istiyorum. Onları, daha bir ders almış ve daha bir demokrat olmuş buluyorum. Ve soldaki bütünleşme keşke ÖDP saflarında olsa diyorum. Bunun ülkemiz için de yeni ufuklar açacağına inanıyorum. Merkez sağda ANAP, solda ÖDP, çok iyi olurdu...
Siyasi parti kampanyası yürütmenin sizin açınızdan zorlukları neler?
Siyasi parti propagandasında çok büyük zorluklar vardır. Muhatap olacağın insanın tam yetkili olması lazım. O zaman genel başkandır. Ya da genel başkanın tam yetki verdiği kişi olmalıdır. Genellikle siyasi parti çalışmalarında birden çok kişiyle muhatap olursun, yahut kimse yetkili değildir
ama çok şey söyleyebilirler. Herkes karışır, herkes çok bilir o işi, herkes bunlar yanlış yapıyor demeyi çok sever, yanlış yapanın genel olarak iletişimciler olduğunu düşünürler. Biz böyleyiz aslında ama onlar bizi buraya götürmek istiyor derler. Oysa genel başkan demiştir ki, biz buyuz, burdan şuraya gideceğiz. Genel başkana söyleyemeyeceklerini genellikle iletişim profesyonellerine söylerler. Bu gibi zorluklar vardır. Kaynak bulma
zorlukları vardır. Yaptığınız harcamaların ödenmesinde zorluklar vardır.
Yani ilk kazığı reklamcılara mı atarlar?
Estagfurullah. Yani çok büyük zorluklar vardır siyasi partilerle çalışmakta. Diyelim ki genel merkezle taşra örgütünün uyuşmazlıkları, farklılaşmaları olur. Genel merkezin kurduğu iletişim stratejisine uymayan yöreler, iller, ilçeler çıkar. Oysa bunların bir bütünlük içinde koordine edilmesi lazımdır. Evet bazı bölgelerde farklı stratejiler uygulanabilir ama o da merkezi biçimde koordine edilmelidir. Bize geldiklerinde önce birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Birbirimize güvenmeye çalışıyoruz. Bire bir günlük, hatta saatlik temasları sürdürmeye çalışıyoruz. Alışık olmadıkları iletişim tekniklerinde ikna etmeye çalışıyoruz. Bir kampanyanın söylediği her şeyin her tanıtım mesajının, genel merkezin, genel başkanın, yöneticilerin, il başkanlarının ağzından da ifadesini bulması gerektiğini söylüyoruz. Kampanya başka bir şey söyler de miting meydanında başka bir şey söylerse genel başkan, olmaz. Kısacası zor iş yapıyoruz.
Liderlerin konuşma metinlerini siz mi yazıyorsunuz?
Zaman zaman olur. Tercih ederim ki kendi konuşma metinlerini insanlar kendileri yazmalıdır. Onun konuşma açısından daha iyi ifade biçimine dönüştürülmesinde teknik ve profesyonel yardım yapmayı tercih ederim. Şahsen kendimden söz ediyorsam ben bir siyasi metin yazarı değilim, genel olarak bir mesajı bir hedef kitleye ileten bir profesyonelim. Benim uzmanlık alanım siyaset değilse zor olur bu. Tıpkı uzmanlık alanım hekimlik değilse reçete yazamayacağım gibi. Siyasi konuşmaların yapılması, jest, mimik, kitleye hitap etme konularında profesyonel destekler vardır. Bazen konuşma uzmanları görev alır bu işte.
Reklam pastasının büyüklüğü nedir?
Tam rakam veremeyeceğim ama bence çok büyük değil. Burda reklam pastasından çok biraz daha işin ajans açısından piarı olabilir bence.
En beğendiğimiz reklam, en başarılı kampanyası hangisiydi?
Türkiye'de 1983 seçimlerinde ANAP için Manajans'ın yaptığı kampanya çok iyiydi. Turgut Özal'ın eline kalem verdikleri kampanyadan söz ediyorum. Biz o sırada MDP'nin kampanyasını yapıyorduk. Bir başka rüzgâr estirdi Manajans orda. Başka kampanyalara ve başka ajanslara kendi ajansım da dahil haksızlık etmek istemiyorum ama öyle bir şey kalmış aklımda. Yorum'un SHP için yaptığı limon kampanyası da ses getirmişti.

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ------------------>
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->

[Ana Sayfa] [İnsan] [Yaşam] [Türkiye] [Politika] [Yorum] [Dış Haberler]
[Ekonomi] [Borsa/Finans] [Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar]


 
 

Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !

 
Yukarı  Yukarı Çık

Geri  Geri Dön

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
 

Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız