Radikal-online Sanal Kütüphanesi için tıklayınız...

Sonu gelmeyen kriz yazıları

fozatay@radikal.com.tr
Türkiye'de yaşayan iktisatçıların bir şansı var. Bu şans, ne yazık ki ülkenin şanssızlığı. O da şu: İktisatçılarımızın dengesizlik makroiktisatı, yüksek ve kronik enflasyon, ekonomide politik nedenlerle oluşan dalgalanmalar ya da ödemeler dengesi ve para krizleri üzerine geliştirilen en son teorileri çok çabuk kavramak ve bu teorilere katkı yapmak olanakları var.
Son zamanlarda özellikle para krizleri üzerine o kadar çok çalışma yapılıyor ki. Bu çalışmaların bir kısmı para krizleri yaşayan ülke deneyimlerine ayrılmış. Özellikle 1994 Meksika krizi ve Avrupa Para Sistemi içindeki ülkelerin bazılarında 1992'de çıkan krizler çok ilgi çekiyor. Son zamanlarda da Asya ülkelerinde yaşananlar bu çalışmaların odak noktasını oluşturuyor. Sözgelimi, Internet'te 'para krizi' anahtar sözcüğüyle yapılacak bir arama, karşınıza çok değerli çalışmalar çıkarabiliyor.
Bundan doğal ne olabilir, diyeceksiniz. Haklısınız, dünya ekonomilerini çok yakından etkiliyor bu krizler çünkü. Doğal da, ortada ufak bir gariplik var. Saydığım ülkeler için sayısız çalışma varken, 1994 Türkiye krizi üzerine neredeyse hiç çalışma yok. Neden?
Herkes çok farklı nedenler sayabilir. Kanımca en önemlilerinden bir tanesi şu: Kriz öncesi ekonomide her türlü dengesizlik var: Kamu açıkları rekor kırmış. Faizler enflasyonun çok üzerine çıkmış.
Cari denge bozuk. Yüksek enflasyon hüküm sürüyor. Liranın yabancı paralar karşısında değerli olduğu konusunda uyarılar var. Bankacılık sektörü sorunlu, vs. Bu kadar dengesizliğin olduğu bir ekonomide bir de bazı aklıevveller çıkıp, şiddetle kaynağa gereksinimi varken, faizler daha da yükselmesin diye ihale iptal edip, Merkez Bankası'na para bastırıyor. Hazine'nin ihraç ettiği tahvil ve
bonolara vergi koyuluyor. Araştırmacılar da herhalde 'pes kardeşim, bu kadar da gözüm gözüne olmaz ki, bu deneyimin neresi ilginç, kitapta yapma yazılan ne varsa hepsi yapılmış' deyip Türkiye deneyimini es geçiyorlar.
Yine de Türkiye deneyiminin ilginç bir yönü var. Son ay yaşanan olumsuzlukları bir tarafa bırakın, bahar havasının yaygın olduğu döneme dönün. Bu dönemle 1994 krizi öncesi dönemin ekonomik durumu arasında pek de bir fark olmadığını söylersem haksızlık yapmış olur muyum?
Sanmıyorum. Daha iyi olan göstergeler var. Yüksek döviz rezervleri ve temel bütçe fazlası gibi. Daha kötüye gitmiş olanlar da. İç borç stoku, faiz harcamaları ve enflasyon gibi. Kısacası, kabaca benzer iki dönem. Peki neden birincisinde kriz çıkıyor da ikincisinde çıkmıyor?
Temel nedeni şu ve bu çok önemli: Kamu finansman ihtiyacı bugünden yarına azaltılamıyorsa (ki öyle, faiz harcamaları çok yüksek boyutta), bu ihtiyaç giderilmek zorunda. Bu şu demek: Piyasanın şartlarını kabul etmek gerekiyor. Böyle yapıldığı sürece çıkabilecek sorunları en aza indirmek mümkün oluyor. Hele her tarafta kriz çıktığı şu günlerde bu nokta daha da önem kazanıyor.

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ------------------>
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->

[Ana Sayfa] [İnsan] [Yaşam] [Türkiye] [Politika] [Yorum] [Dış Haberler]
[Ekonomi] [Borsa/Finans] [Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar]


 
 

Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !

 
Yukarı  Yukarı Çık

Geri  Geri Dön

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
 

Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız