Radikal-online Sanal Kütüphanesi için tıklayınız...

Pasaport Çin'de olsa alıp geleceksin

ismet.berkan@radikal.com.tr
Alaattin Çakıcı yakalandığından beri, yıllardır Milli İstihbarat Teşkilatı'nda çalışan, bir dönem epey etkili görevlere de gelen Yavuz Ataç'la ilgili ortalığa dökülen bilgileri günlerdir okuyorsunuz.
Yavuz Ataç ne suç dünyası, ne gazeteciler ve ne de devlet tarafından bugüne kadar bilinmeyen bir isim değil.
Gazeteler, gazeteciler yıllardır Ataç'la ilgili iddiaları yazıp çiziyorlar. Son dönemde yazdıklarımız, geçmişte çıkan şeylerin bir özeti aslında.
Başta Alaattin Çakıcı olmak üzere suç dünyası da Ataç'ı yakından tanıyor, dostluklar kuruyor, birlikte sabahlara kadar içki sofralarında yiyip içiyor, telefonla konuşuyor, ondan pasaport alıyor vs.
Gazeteciler bilir, suç dünyası yakından tanır da devletin haberi olmaz mı bu işlerden? Elbette devletin de haberi var. Yavuz Ataç'la ilgili soruşturma dosyaları Başbakan Mesut Yılmaz'ın önünde duruyor. Üstelik bu dosyalara sürekli bir yenisi ekleniyor. Bu soruşturma dosyalarından kimisinde çeşitli cezalar öngörülüyor, kimisinde daha ağır yaptırımlar.
Yalnız Yavuz Ataç mı? Hayır, Mehmet Eymür'le ilgili olarak da çok sayıda dosya mevcut. Onun için de çeşitli yaptırımlar öngörülüyor.
Başbakan Mesut Yılmaz, Eymür ve Ataç'la ilgili dosyalar önüne gelince, temmuz ayında, dikkat edin temmuz ayında, bu iki ismin Türkiye'ye geri getirilmesine ve haklarında gerekli işlemlerin başlatılmasına karar veriyor. Hem MİT Müsteşarlığı ve hem de Başbakan Yılmaz, bu iki kişinin nihayet MİT bünyesinden çıkartılması gerektiğine kanaat getiriyor. Hem Ataç hem Eymür için yargıya kadar varacak süreç sessiz sedasız başlatılıyor.
Bir yandan da, geçmişte çok eksikliği çekilen MİT - polis işbirliği yürüyor, mafyalara karşı yurt içinde ve dışında çok sayıda operasyon yürütülüyor. Alaattin Çakıcı bu çerçeve içinde yakın takipte. Sürekli izinden gidiliyor, her hareketi takip ediliyor. Mesela Çakıcı Rodos'a geliyor, tatil yapıyor. MİT ve polis peşinde. Çakıcı çocuklarını görmek istiyor, onların da Rodos'a getirilmesini istiyor, polis ve MİT operasyon için tedbir alıyor ama Çakıcı çocuklarıyla görüşmüyor, operasyon iptal ediliyor.
Çakıcı dünyanın neredeyse her tarafında dolaşıyor. Benim bir dostum, Çakıcı'yı kendi gözleriyle New York'un ünlü bir Türk lokantasında gördüğünü anlatmıştı. O dönemde Çakıcı için ABD'de operasyon hazırlıkları yürütülüyor, fırsat kollanıyordu.
Çakıcı'nın muhtelif ihtiyaçları var. Bu ihtiyaçların en başında da pasaport geliyor. Öyle bir pasaportu olsun ki, kendisine en geniş hareket serbestisini sağlasın. Bu da elbette kırmızı pasaport.
Bu amaçla eski 'dostu'nu, MİT'in Pekin'de 'sürgünde' olan temsilcisi Yavuz Ataç'ı arıyor.
Büyükelçilikte MİT'in gizli dokümanlarını sakladığı kasa ile elçiliğin gizli dokümanlarını sakladığı kasa aynı odanın içinde. Yavuz Ataç, artık nasıl yapıyorsa, burada Dışişleri'nin kasasındaki kırmızı pasaportlardan birini alıyor.
Ve şimdi sıkı durun, Alaattin Çakıcı, 'İlim Çin'de olsa alacaksın' diyen Hazreti Muhammed'in sözünü biraz değiştirerek, 'Pasaport Çin'de olsa gidip alacaksın' diye düşünüyor ve kalkıp Pekin'e gidiyor.
Evet, Çakıcı'nın üzerinden çıkan pasaportun düzenlenme tarihi 24 Ekim 1997. Ve aynı günlerde Çakıcı da Pekin'de! Çakıcı'yı yakından izleyen polis ve MİT bunu da tespit ediyor.
Pasaportu bizzat Ataç mı düzenledi, yoksa bu iş için bir profesyonele mi başvuruldu? Bu sorunun cevabı bilinmiyor.
Yavuz Ataç için şimdi bu konuda da bir soruşturma açılmış durumda. Ataç için kaç soruşturma açıldığını, bunlardan kaçının halen sürmekte, kaçınınsa sonuçlandığını bir tek MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ve Başbakan Mesut Yılmaz biliyor.
Ama bu son soruşturma, Ataç-Çakıcı ilişkisine ilişkin ilk soruşturma değil. MİT'in 1990 öncesinde Çakıcı'yı kullandığı artık açıklandı. Ataç-Çakıcı ilişkisi o dönemde başlıyor. Nitekim Ataç, geçmişte Çakıcı'ya kırmızı pasaport verdiğini daha önceki bir soruşturmada söyledi ama bu pasaporttan zaten herkesin haberi vardı.
Ataç-Çakıcı ilişkisindeki başlıca problem, Çakıcı'yı kontrol etmekle görevli Ataç'ın bir süre sonra mafya babasının kontrolüne girmesi. Yani, 'fethedenin
fethedilmesi.'
Nitekim, 1990 yılında MİT, kurum olarak Çakıcı ile ilişkisini koparmaya karar verip bunu bütün ilgililere duyurduğunda Yavuz Ataç bu emre uymuyor. Bu konuda da bir soruşturma geçiriyor Ataç, orada 'Çakıcı benim arkadaşım, neden görüşmeyeyim' diyor. Ama nedense açık emirlere rağmen Çakıcı ile ilişkisini kesmeyen Ataç'a hiçbir şey yapılmıyor. Benzer ilişkiler Mehmet Eymür için de geçerli.
*   *   *

Evet, şimdilik bu kadar. Devletin güvenlikle ilgili birimlerinde ciddi bir temizlenme, çürükleri, safraları atma harekâtı yaşanmakta olduğu görülüyor. Bu elbette sevinilecek, önemli bir şey. Ama yine de insan sormadan edemiyor: Neden bu kadar geç kalındı?

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ------------------>
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->

[Ana Sayfa] [İnsan] [Yaşam] [Türkiye] [Politika] [Yorum] [Dış Haberler]
[Ekonomi] [Borsa/Finans] [Spor] [Kültür/Sanat] [Arka Sayfa] [Yazarlar]


 
 

Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !

 
Yukarı  Yukarı Çık

Geri  Geri Dön

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu site en iyi Netscape 3.0 veya üstü ile görüntülenebilir. 800x600 çözünürlük tavsiye edilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
 

Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız