Radikal-online   Politika 31 Ağustos 1998
FANATİK-Online Gazetesini ziyaret etmek için tıklayınız...
Internet'te sporun tek adresi: FANATİK-Online!

Ana Sayfa
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu

 

Radikal-online Kitap Kulübü


Devletin tepesi haberdar

Fikri Sağlar: Bu işleri Doğan Güreş organize etmiş. Çiller acemi olduğu için bunlar ortaya çıktı. Yılmaz Çiller'den, Çiller Demirel'den, Demirel de Özal'dan farklı değil. Bütün bu çeteye bulaşanların adını MHP aleyhine açılmış olan dava sanıkları listesinde bulabilirsiniz
YURDAGÜL ERKOCA
Hemen her hafta Susurluk'la ilgili bir iki soru
önergesi veriyorsunuz Meclis'e. Bir faydasını görüyor musunuz?
Bugüne kadar 120'ye yakın
önerge verdim. Baştan cevap alıyordum. Önemli cevaplardı. Bunlardan biri Yalçın Özbey'le ilgili olandı. Özbey'in, İpekçi cinayeti de dahil olmak üzere pek çok konuda ifade verdiğini bu sorulardan öğrendim. Bu Abdi
İpekçi davasına aksetti. Mahkeme Özbey'in ifadelerini istedi. MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü, ifadeleri yollamadı. Tekrar soru önergesi vermeye başladım, ama artık Anayasa'nın 138. maddesi ya da CMUK'un şu yasasına göre yargıya intikal etmiş
konularda cevap veremeyiz
denmeye başlandı.
Neye bağlıyorsunuz bunu?
Eski İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu'na bir bakmak lazım. Eski Ülkü
Ocakları yöneticisi. Çatlı'nın yakın arkadaşı Abdullah Kederoğlu'nun
İçişleri Bakanlığı'na çok sık gidip geldiği söyleniyor. Böyle bir yapıyla sorunun üzerine gidebilir misiniz? Meral Akşener'den farklı değildi Başesgioğlu.
Öyle bir bilgi bombardımanı var ki. Kafalar iyice karıştı. Bize olabildiğince sade bu olayın ne olduğunu özetler misiniz?
Bunların hepsi 1993'te Tansu Çiller başbakan olduktan sonra başlamış. Doğan Güreş bu işleri organize etmiş. Genelkurmay Başkanı Güreş asker kökenli Nuri Gündeş'i MİT Müsteşarlığı'na, Mehmet Ağar'ı da Emniyet Genel Müdürlüğü'ne tavsiye etmiş. Gündeş'e Köşk izin vermemiş. Onlar da Başbakanlık istihbarat başdanışmanı yapmışlar. MİT de
Ağar ve Gündeş'e karşı kendini korumak adına Mehmet Eymür'ü yeniden işe almış. Eymür birinci MİT raporunda Mehmet Ağar'la Nuri Gündeş'in, nasıl yolsuzluklara karıştığını anlatmıştı. Ağar da Mehmet Eymür'le arası bozuk olan ama onun yaptıklarını bilen Korkut Eken'i danışman olarak Emniyet Genel Müdürlüğü'ne almış. Bu mafyalar, önce devlet adına görev yapıyorlar, PKK'ya gelir oluşturan insanlar öldürülüyor. Zamanla bu işin çok cazip olduğunu görmüşler.
1993'te başladı diyorsunuz. Daha önce devlet temizdi yani.
Özal'la başlayan da var. Özal'ın Berber Yaşar ve Şekerciyan'la İsviçre'de yaptığı toplantıdan sonra bakıyorsunuz birçok şey değişiyor. Hayali ihracat artıyor, kumarhaneler kurulmasına karar veriliyor. 1987 MİT raporunda bütün bu olaylar ortaya konuyor.
Çatlı'nın 12 Eylül'den önce MİT için çalıştığı kabul ediliyor. Demirel de, 'Çakıcı'nın 91'den sonra devletle ilişkisi yoktu' diyor. Bu 91'den önce varmış demek ki, diye yorumlanabilir. Devlet bunları, 12 Eylül'den önce ne için kullanmış?
Biz o dönem açıkça namlunun
ucundaki bir kuşaktık. Şimdi açıkça görüyorum ki namlunun ucunda olmamızın nedeni devletin içine sızmış olan anlayış. Orgeneral Bedrettin Demirel şu açıklamayı yaptı: "12 Eylül hareketini yapmadan çok önce karar verdik, ama ortamın olgunlaşmasını bekledik." Ne zaman bu kararı verdiklerini bilmiyorum, ama son iki yıl içinde beş bin genç öldü. 12 Eylül'e giden iki sene içinde 7 TİP'linin,
İpekçi'nin ve Bedrettin Cömert'in öldürülmesinin ardında Çatlı var.
Devlette bir süreklilik var belli ki. Peki '12 Eylül, ülkücüler, kat-
liamlar' ilişkisini çözmek için bir şey yaptınız mı?
Ülkenin istihbarat teşkilatları her sabah Türkiye'nin içinde ve dışında olan, olması beklenen olayları
genelkurmay başkanı, başbakan ve cumhurbaşkanına bildiriyor. Bütün
olayların, gelmiş geçmiş cumhurbaşkanları ve genelkurmay başkanları tarafından bilinmemesi mümkün değil. Zaten Sayın Cumhurbaşkanı Demirel "devletimiz her şeyi bilir" diyor. Ağar da "Bu olaylar-yani hukuk dışı olaylar, aldığım ağır
silahlar, boğma telleri de dahil
olmak üzere- MGK kararları
dışında olmadı" diyor.
Bu olayların geçmişi 12 Eylül öncesine kadar gidiyor yani...
Bu örgütler resmi hukuk dışı örgütler. Tabii önce komünizmle, sonra aydınlarla, sonra solla mücadele ediliyor. O gün neyse tehdit olarak görülen, ona karşı bu yöntemi kullanıyorlar. 12 Eylül'den sonra da Asala, sonra da PKK'yla mücadelede. Aslında baktığınızda ortalıkta dolaşan
isimlerin hepsi bir kaynaktan çıkıyor. Turgay Maraşlı'sından Çakıcı'ya, Adil Özcan'ına, Oral Çelik'ine kadar bunların hepsini MHP aleyhine açılmış olan davaların sanıklar listesi içinde görebilirsiniz. Siyasetçilere bakarsanız onlar da bu oluşumları destekleyen insanlar. Çiller acemi olduğu için bunlar ortaya çıktı.
Çiller ve ekibi 'devlet ciddiyeti'yle iş yapamadılar öyle mi?
Çiller bu işleri ayağa düşürdü. Ayağa düşürdü lafını Kutlu Savaş çok usturuplu söylüyor. 'Devletin adam öldürme ihtiyacı doğduğunda yapacaktır. Ama kuralına uygun yapsın' diyor.
Son zamanlarda sık sık hükümet bu işi kapatacak diyorsunuz. Nerden çıkarıyorsunuz bunu?
Çiller zamanında yapılan olaylar Mesut Yılmaz tarafından devlet sırrı kapsamına alınıyor. Yılmaz açıklarken diyor ki, 'Bunları devlet sırrı kapsamına aldım. Çünkü bir gün aynı şeylere ihtiyaç duyabilir.' Nedir ihtiyaç duyulacak olan? Adam öldürmeler, darbe girişimleri... Bir hukuk devletinin yapmaması gereken faaliyetler. Mesut Yılmaz Tansu Çiller'den, Çiller Süleyman Demirel'den, Demirel de Turgut Özal'dan farklı değil.
Kimin kimi niye öldürdüğü, öldürenin de ölenin de, suçlayanın da suçlananın da aslında birbirinden temiz olmadığı garip bir ortam yaşanıyor. Nedir bu hesaplaşma?
Türkiye 1980'li yılların ortalarından itibaren Güneydoğu'da uyuşturucu üreten bir ülke haline geldi. 1998 Türkiye bütçesi 62 milyar dolar. Oysa uyuşturucudan elde edilen para 70 milyar dolara ulaşmaktadır. Bu paranın yarısı Türkiye'de kalıyor. Bakın, dış ödemeler dengesi açık veriyor, 19 milyar dolar. Merkez Bankası'nda 21 milyar dolar döviz rezervi var. Bakarsanız 40 milyar dolar eder. Bu para nereden geliyor? Türkiye'de 1.5 milyon dolara ev satılıyor. Bir yandan da 35 milyon aylıkla geçinen insan var. 35 milyonla geçinmeye çalışan insanların üzerinde baskı kurabilecek bu çeteler 70 milyar doları yönlendiriyorlar. Ve bu kalabalıklar başlarını kaldırmasın diye siyaseti de yönlendiriyorlar.
Yani Güneydoğu'da süren savaşın arkasında ciddi rantlar var.
Tabii, o terör perdesinin ardında ciddi rantlar dolaşıyor. 70 milyar dolarlık bir uyuşturucu Türkiye coğrafyası üzerinde dolaşıyor ama nedense hiçbir zaman Olağanüstü Hal Bölgesi'nde yakalanmıyor uyuşturucu. Lice niye yandı?
Onu siz söyleyeceksiniz, o zaman iktidardaydınız?
Bahtiyar Paşa'nın öldürülmesinin hemen gecesi Lice yandı. Lice'nin yanan yeri sadece çarşısıdır. Ben oraya giden birisiyim.
Girebildiniz mi bari. Pek çok siyasetçi, gazeteci giremedi Lice'ye?
Ben o zaman bakandım. Çatışma olduğu söyleniyor, çatışma izleri sadece caminin minaresinde ve caminin duvarlarında vardı. Şimdi düşünüyorum Lice niye yandı? Hepimiz biliyoruz ki Lice uyuşturucu imalathanelerinin yoğun olduğu bir yerdi. O yangından sonra uyuşturucu imalathanelerinin
Elazığ tarafına taşındığını
emniyet güçleri açıkladı.
Siz o gün neden müdahale etmediniz. İktidardaydınız?
Gerçekten farkında değildik. Hayali ihracatı araştırmalıyız, üzerine gitmeliyiz diyorduk. Aynı zamanda faili meçhul cinayetler çok artmıştı. İlk defa bir milletvekili öldürülmüştü. Bu demokrasiye, parlamenter sisteme yapılan saldırıydı. Faili meçhul cinayetlerle ilgili bir araştırma komisyonu olması için uğraş verdik. Demokrasi paketini getirmeye çalıştık. O zaman bizim ortağımız ciddi bir şekilde engel oluyordu bize. Biz sağ muhafazakâr anlayıştan kaynaklandığını düşünüyorduk ama meğer düzenin sürmesi için gerekliymiş antidemokratik bir ortam.
Yani bulanık suda balık avlamak daha kolay...
Tabii tabii çok haklısınız. Düzen kendini korumak doğrultusunda bir örtü örtmüş. Biz kanun devleti bile değiliz. Kanunlar yurttaşların genel ihtiyaçlarıyla ilgili değil. Kanunlar bu düzeni korumakla ilgili. Ben bildiklerimi dile getirdiğimde MİT benim hakkımda fezleke düzenlenmesi için suç duyurusunda bulunuyor
ve sekiz yılla yargılanmamı istiyor. Ama İbrahim Şahin ve diğer
polisler çeteden altı yılla yargılanıyor. Hırsızlık, gasp, adam öldürmek, düşünce ifade etmekten, yurttaşlık haklarını kullanmaktan daha az
suç teşkil ediyor.
Partinizin bu olaylar karşısında üzerine düşeni yaptığını düşünüyor musunuz?
Ben yapıyorum. Bildiklerimi
kamuoyuna anlatmak için canımı da ortaya koyuyorum.
Partiniz?..
Bizim partinin örgütü özellikle bu işte çok duyarlı. Ama maalesef, yetkili konumda olan insanların bu soruyu sıkça sordurabilecek bir görüntü sergilediklerini düşünüyorum. Sayın Genel Başkan Meclis
açıkken yapmış olduğu konuşmalarda Susurluk'tan bahsediyor.
Bu açıklamalar yeter mi?
Ben CHP'nin bir bireyiyim. Bu konuda çok ciddi araştırmalar yapıyorum. Bu araştırmaları da partim adına yapıyorum. Ama diğer partilerin hiçbiri bunu yapmıyor.
Kendiniz onların neden yapmadığını söylediniz. Burada sosyal demokratların ne yapmadığı önemli.
Evet belki de yeterince kendimizi anlatamamanın sıkıntısı içindeyiz. Onu da aşarız. Bu seçimler Susurluk seçimleri olacaktır.
Bana daha çok irtica ile mücadele öne çıkacak gibi geliyor.
Türkiye'nin en büyük tehlikesi irticayla birlikte ırkçılığa varan milliyetçilik ve onun getirdiği mafyadır. Bunları birbirinden ayıramazsınız. Birbirlerinden farklı değil. Birinin hedefi demokrasiyi yok etmek.
Bütün bu konuştuklarımız çerçevesinde bir demokrasiden bahsetmek mümkün mü?
Göstermelik bir demokrasi var. En azından şu röportajı yapabiliyoruz.
Evet haklısınız 'dilimizi yorma hakkı'na sahibiz.
Tabii bugün açıklıkla yargıya intikal etmiş birçok olayı dile getirebiliyoruz. Askeri helikopterle uyuşturucu kaçırıldığından tutun, bunlardan sanık olan askerlerin varlığını getiriyoruz ve bunlar açıklanabiliyor.
Askerin bu konudaki sus- kunluğunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anlaşılmaz bir alınganlık içindeler. Durumdan görev çıkarma anlayışı
içinde o günkü durumun irticayla mücadeleyi gerektirdiğini düşündüler. Bence hatalı olduklarını, anlaşılmaz alıngınlığın yersiz olduğunu
gördüler ve mart ayında yapılan MGK toplantısında irtica kadar
ırkçılığa varan milliyetçilik de
tehlikelidir dediler.
Ama Susurluk olayında adı çokça geçen Veli Küçük hâlâ görevinin başında. Komisyona ifade vermeye bile gelmedi.
Veli Küçük gelmedi. Komisyona binbaşı rütbesine kadar insanlar
geldi. Bir de emekli paşalar. Ne
zaman Türkiye'de parlamento her şeye hâkim olur, tam yönetme gücünü kullanır o zaman demokrasi
hâkim olur.
Yetkiniz olsaydı, çeteleri ortaya çıkarmak için kimlerin ifadesine başvururdunuz?
Başta Süleyman Demirel olmak
üzere bugün var olan bütün liderleri,
içişleri bakanlığı yapanları genelkurmay başkanlığı yapanların dinlenilmesini isterdim. Kutlu Savaş'ın 1987 MİT raporundan sonra hazırlamış olduğu raporun açıklanması lazımdır. Bizim yapmamız gereken şey bağımsız yargıyı oluşturmak ve o bağımsız yargı aracılığıyla devletin ciddi bir şekilde baştan sona kadar incelenmesini sağlamaktır.
Ülkücü mafya babası Alaattin Çakıcı'nın yakalanmasıyla 'devlet içindeki çeteler' ya da başka bir deyişle 'derin devlet' bir kez daha gündeme geldi. Çakıcı'nın yakalanmasıyla ortaya dökülenlerin çoğu aslında bilinmez şeyler değildi. Yakalanması yalnızca bunların bir kez daha derli toplu karşımıza gelmesini sağladı. Yani hafızamızı tazeledi:
12 Eylül öncesinde siyasi cinayetlere ve katliamlara karışan MHP'li ve ülkü ocaklı kadrolar yine pek çoğu MHP kökenli siyasetçiler ve bu siyasetçilerin bürokrasiye yerleştirdiği bürokratlarla el ele vermişler ve 'devlet meselelerine' çözüm aramışlardı. Büyük bir vatanperverlikle önce Kürt mafyasını ortadan kaldırmışlar onlardan boşalan eroin pazarını ele geçirmişlerdi. Bununla da yetinmemişler, Kürt sorununun çözümü için Kürt işadamları, milletvekilleri, il başkanları, insan hakları savunucularını da aradan çıkartıvermişlerdi. Savaş yüzünden batmaya yüz tutan ülke ekonomisine katkıda bulunmak için içerde ve dışarda eroin ticaretini büyük bir başarıyla sürdürmüşler ve eroin gelirini 70 milyar dolara çıkarmayı başarmışlardı. Bu arada işadamlarının çocuklarını kaçırıp fidye istemek, devlet ihalelerinden pay almak, alacak tahsil etmek, işadamları arasındaki 'anlaşmazlıklara'
çözüm getirmek gibi birtakım ufak tefek
işlerle de boş zamanlarını değerlendirmişlerdi. Ayrıca Türk'ün egemenlik alanı kabul
edilebilecek Çin Seddi'ne kadar olan
bölgede darbeler planlamak, karışıklıklar
çıkarmak, iş savaşları desteklemek de bu
vatan evlatlarına kalmıştı.
Aralarında vatanperver milletvekilleri, emniyet müdürleri, bakanlar, MİT mensupları, işkenceci polisler, aşiret reisleri, gümrük müdürleri, banka müdürleri, işadamları, hatta kimi ordu mensupları da bulunuyordu.
Yani ortada anlaşılmayacak bir şey olmadığı gibi bilinmeyen bir şey hiç yoktu. Ama yine de uzun süredir kafayı 'derin devlet00'e takan ve haftada iki üç kez Başbakan ya da İçişleri Bakanı'na çetelerle ilgili soru önergesi veren CHP'nin İçel Milletvekili Fikri Sağlar'la konuştuk. Ne de olsa demokrasiyle yönetilen bir ülkede 'konuşmanın' kimseye zararı yoktu.

Çakıcı yakalanacağını biliyordu
Alaattin Çakıcı'nın yakalanmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Çakıcı niye Fransa'da yakalandı, yıllardır yurtdışında dolaşıyor. Fransa'ya gelmeden geçtiği güzergâhları biliyorsunuz. Telefonla açıkça kimi öldürdüğünü, kimin işini nasıl hallettiğini, kime destek verdiğini söyleyen birisi, bilinmeyen birisi değil. Dönüp dolaşıyor Fransa'da kırmızı pasaportla yakalanıyor. Fransa'nın hukuk anlayışı diğer ülkelerden çok daha ilerde. Fransa idam cezasına karşı. Her tarafı dolaşıp Fransa'ya geliyor ve gelmeden önce Fransa'nın en iyi avukatını buluyorlar. Yakalandığı gün cebindeki bantlarla ortaya çıkıyor. Bant olup olmadığını hiçbirimiz bilmiyoruz ama yakalanır yakalanmaz ilk açıklanan şu; Çakıcı'nın elinde öyle bantlar var ki bu bantlar ortaya çıkarsa bomba gibi patlayacaklar.
Neden yakalanmak istesin ki?
Çünkü Çakıcı kendisini kollayan, kendisini kullanan insanlara mesaj veriyor. Bu yakalanmalara ve yakalanmanın arkasındaki tartışmanın gerçek nedeni MİT içindeki iki ekibin çatışması. Bunu gayet iyi görüyoruz. Bir ekibin bir başka ekibi tasfiyesi söz konusu. Tasfiye edilen ekibin başı, Fransa Büyükelçisi, Sönmez Köksal. Ben iddia ediyorum ki bir olay gündeme geldi, birileri yine rahatlayacak, bu arada kontrol edilemeyen birçok bilgi, belge de ortaya çıkacak. Bilgi ve belge kontrol edilemediği için iyi kullanılırsa, sizin gibi kamuoyu önderlerinin aracılığıyla peşi bırakılmadan olay götürülürse, Susurluk'ta ikinci bir adımı daha atmış olabiliriz.
Çakıcı'nın yakalanmasıyla birlikte Uğur Mumcu suikastı da gündeme geldi. Bu konuda bir araştırmanız var mı?
Bakın komisyonumuza Abdullah Argun Çetin isimli bir kişi geldi. Bu kişi Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili çok önemli bilgiler verdi. Kendisinin Azerbaycan'da Abdullah Çatlı'nın komutasında çalışan bir ülkücü olduğunu anlattı. Bir gün kendisine birkaç kişiye bomba eğitimi vermesini istediklerini ve bu bombayı bir araca koyacaklarını belirttiklerini, hatta bir günlüğüne hangi araç olduğunu göstermek üzere Türkiye'ye geldiğini. Bu sokağın Uğur Mumcu'nun sokağı olduğunu, Uğur Mumcu'nun aracının kendisine gösterildiğini söyledi. Sonra da kendi öğrettiği bomba ile o aracın uçurulduğunu söyledi. Ama nedense Yaşar Topçu daha fazla ifade vermesini engelledi ve bağıra çağıra komisyonun dışına çıkardı. Yalan söylüyor diyerek. Büyük bir tepkiyle. Bunlar tutanaklarda var.
Ne oldu bu kişi?
Sonradan bu kişi kayboldu.
Nasıl kayboldu?
Yok bulunamıyor. Yeni oluşacak ülkücü camiada bir kanadın adamı olduğu için çatışma içinde bulunduğunu, saklanmak zorunda olduğunu söylemişti.

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu haberi doyurucu buluyorum --------------->
Bu haberi yeterli buluyorum -------------------->
Bu haberi yetersiz buluyorum ----------------->
Bu haberi taraflı buluyorum --------------------->


[Ana Sayfa]  [İnsan]  [Yaşam]  [Türkiye]  [Politika] 
[Yorum]  [Dış Haberler]  [Ekonomi]  [Borsa/Finans] 
[Spor]  [Kültür/Sanat]  [Arka Sayfa]  [Yazarlar]



Bu konuda paylaşacağınız görüşleriniz var mı? Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor. Etkileşimli okurluğun sınırları bu sayfada beliriyor.
TIKLAYIN !

 

"Radikal neden değişti?"



Yukarı Yukarı Çık
Geri Geri Dön



Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız

Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bilinen tüm tarayıcı, çözünürlük ve işletim sistemleri altında test edilmiştir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. İzin almadan kullanılması durumunda Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun elverdiği en yüksek ceza geçerli olacaktır.