|
|
|
Savaşa çağrı hsahin@radikal.com.tr 'Yaz hiç bitmese, günler kısalmasa...' türünden mısraların dilimde dolaştığı günlerdeyiz. Heyhat! Yaz, yine nice yaşanmamış günleri, girilmemiş denizleri, tadılmamış hazlarıyla sona eriyor...
Yaz, en sevdiğim mevsimdir. Yazın bitişi her zaman içimi tarifsiz kederlerle doldurur. Yazın bitişinin benim için ender tesellilerinden birisi orman yangınları mevsiminin de sona ermesidir. Yazın sıcağında cayır cayır yanmak tehlikesini atlatan ormanların, en azından 7-8 ay güvencede olacağını düşünmek içime biraz su serper...
Önceki gün İstanbul ormanlarında çıkarılan yangınlar bu teselliyi de elimden aldı. Yazın bitişinin acısının üzerine tuz biber ekti. Yakanlara ve yaktıranlara olmadık beddualar ettirdi. Eski aşkımı tazelemek için çırpındığım bu kent konusunda karanlık şeyler düşündürdü...
1960'lı yılların başında dünyanın en güzel kenti olan İstanbul, büyük göçlerin yükü altında ezildi, kişiliğini kaybetti, çirkinleşti, korku filmlerindeki öldürücü peltemsi madde gibi yayıldıkça yayıldı. Bu kentin insanlık tarihinin özenle korunması gereken bir incisi olduğunu göremeyen yerel ve merkezi yönetimlerin aczi ve ihaneti yüzünden çirkin bir Üçüncü Dünya metropolü haline dönüştü.
Dışarıdan gelenler kenti bir talan alanı gördükleri için ona acımasızca saldırdılar. Yaktılar, yıktılar, boyadılar, lekelediler... Bu koca kente 13. yüzyılda İstanbul'u istila eden Haçlılar'dan sonra en büyük zararı vermeyi başardılar.
'Dünya kenti' niteliğindeki hiçbir incinin bu kadar barbarca bir talana uğramadığına eminim. Büyük göç alan tek kent İstanbul değil. Geçen gün gittiğim Caracas'ta tepeler gecekondularla doluydu... Ancak, üç bin yıllık İstanbul'un yanında 300 yıllık Caracas nedir ki? Solda sıfır.
Caracas'ta bile orman başlayınca gecekondular bitiyor. Bıçakla kesilmiş gibi bitiyor.
Ama bizde öyle mi? Arazi mafyaları önce ormanın sınırına kadar yanaşıyorlar. Sonra bir kibrit. Biraz bizden, 'Elleriniz kırılsın!' feryadı figanı. Sonra seçim yaklaşıyor, işe politikacılar karışıyor. 'Orman niteliğini yitirmiş' alanlar iskâna açılıyor.
Cebren ve de hile ile... Yıvışık canavar ilerliyor.
* * *
Bu kez öyle olmamalı. Bugün, Kavacık, Çatalca, Fatih ormanlarının kısmen yakıldığı bugün, 'Dur!' dediğimiz gün olmalı. Bugün orman katillerine karşı amansız bir geri püskürtme harekâtının başladığı gün olmalı...
Yakılmış orman arazilerinin iskâna açılması mutlaka engellenmeli. Bu arazilerin yeniden ağaçlandırılıp orman haline dönüştürülmesi kesin kural olmalı. İstisnası, lamı cimi olmayan bir kural.
Son 10 yıl içinde yakılmış orman arazilerine inşa edilmiş tüm yapılar yıkılmalı ve arazi ormanlaştırılmalı. Orman arazisini kişisel çıkar uğruna yok etmenin çok ağır yasal bedelleri olmalı.
Belli ki bu bir savaş. Belli ki düşman sinsice, haince, acımasızca saldırıyor. Yangınlar sönmüş olabilir. Ancak bu savaşta ateşkesle yetinmek olmaz. Bu savaşta düşman yerinden sökülüp geri atılmalı. Yoksa hepimiz yanarız. Yanıyoruz!
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|