|
|
|
İtibar kaybıyla heba olan ikinci günüm ihakki@radikal.com.tr Dedim ya. İki gündür itibarım tehlikede. Zira çocukluk günlerimin geçtiği yerlerdeyim. Ateş Memetlerin Deli Murat'ı direksiyonuyla önde, ben arkada, sokak sokak geziyorum.
Geziyorum dediysem, attığım her adımda itibarımdan kallavi bir parça feda ediyorum.
"Lan İ. Hakkı, hani sen güççük bir uşakken (yani çocuk manasında) anana az çektürmedin, hatırlıyon mu? Hatta bir keresinde altını değiştirmeye bez yetüremediydi de Hatçe Bibi'den ödünç aldıydı. Seni gidi geçmişi boklu kerhanacı!" şeklinde, bir yazar için hiç de muteber olmayan hitaplara maruz kalıyorum.
Tam ondan kurtuldum diye sevinirken bu sefer başka biri çıkıyor. "Sen kimin uşağısın?"
diye soruyor.
Tam 'Bana bak emmi, ben bir defa uşak değil, efendiyim. Spartaküs'ten beri de hiçbir münevver uşak olmadı, ağzını topla' diye cevap verecek oldum, laf ağzıma tıkıldı:
"Sen mısır ekmeğini çok severdün lan. Meh (işte), al şunu da kemür, derdüm sana da heç itiraz etmezdin. Hatırlaman mı, hani bir gün Hatçe Bibi'nin (yani halanın) karabaşına yal komuşduk da 'açım' deyin yemeye galkmuşdun? Hani biz de, bu uşak acep hela da doğdu da kafasını kuburun daşına mı çarptı, diye sormuştuk?" "Bak Sefer Emmi, sana söylüyorum. Ben artık bir aydınım. Senin gibi halk taifesini aydınlatıyorum. Peygamberimiz (S.A.) bile, bir kelimeye kırk yıl vermişti. Ben senin gibiler için her gün yüz yüz elli cümle yazıyorum. Sen bana köle olup ayaklarımı yıkayacağına..." "Get ula gorkak tavuk. Senden aydınlık değil, kümese kandil yağı bile olmaz. Sepetçi'nin Mustafa'nın kör eniği peşinden siğittiydi de (koştuydu da) bir hafta gorkudan gıçında lazımlıkla gezmüştün!" "Bir defa o itoğlusu enik değil, dev bir Sibirya Husky'siydi Sefer Emmi. Abartıyorsun." "Hee, abartıyom. Sen öyle de. Seni lazımlığa mahkûm eden o enik fareden bile yenlikti (hafifti). İnanmazsan Deli Murat'a sor."
Lafın Deli Murat'a düşmesi benim için hayırlı olmadı. Murat coştu. Baş parmağıyla işaret parmağını şöyle bir açtı:
"Hani, benim hep arka cebimde taşıdığım şunca köpek mi?" dedi. Çocukluk günlerimizin hatırını unutup beni sattı.
İ. Hakkı son dayanağından da umudu kesip kendini en yakın kahveye attı. "Kahveci emmi, bir çay" dedi.
Adam çayı getirdi getirmesine de, masaya koyarken derin bir "Ooff of!" çekti. "Sen Kösemen'in Ayvaz'ın torunu değil misin?" dedi. "Hee" dedim. Gitti.
Yanımdakine döndüm. "Ne demek istiyor bu beyefendi? Yalnış bir şey mi yaptım? Özür dilemem gerekir mi?" diye sordum.
"Senin halanı gaçırmak için vaktiyle az debelenmedi bu garip. Ama başçavuş bubandan gorktu, jandarmaya neyin verdürür diye" şeklinde cevap verdi.
Anlaşıldı. Burada bir gün daha kalırsam, bunlar Deli Murat'ın direksiyonundan bir tane de bana verecek!
İyi ama ben Murat gibi "vırnn vırnn" diyemem ki! Onu desem bile, vitesi birden ikiye atarken o, yağsız kalmış diferansiyel dişlisi sesini çıkaramam ki!
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|