|
|
|
Bir şarap, bir yazar Convention Caddesi üstündeki o görkemli kitabevi 'Le Divan' açılalı, üstelik pazar günleri de açık kalalıberi, bir başka sevmeye başlamıştım Paris'te oturduğum semti. Adını bizim 'divan'dan alan kitabevi, Fransa'nın en büyük yayımcısı Gallimard'a aitti. Gele gide, pek çok kitap hakkında uzun sohbetler yapabilen bir arkadaş da edinmiştim Le Divan'da. O gün, yani iki gün önce, burnumu yine vitrinlere dayamış, yine kitaplara bakarken, arkadaşım Philippe dışarı çıktı: "Gel, gel, sana iki müjdem var!" dedi. Elimden tutup masalarda sergilenen kitapların yanına götürdü ve kendi kitabımı gösterdi bana. Yüreğim sevinçle çarparken, Philippe'in ikinci sürpriziyle durayazdı. "Yarın öğleden sonra, buraya Jim Harrison geliyor!" demesin mi?
Jim Harrison, 12 yaşında yazar olmaya karar veren ve gerek cüsse, gerekse beyin olarak bir devdi. En beğendiğim romanı 'Dalva'yı bir solukta okumuş ve doyamamıştım. Zaten kendi yaşamı, başlı başına bir romandı. Dört yaşında ya var, ya yoktu, minicik bir kız arkadaşıyla evcilik oynarken, bizimki ne dediyse, ne yaptıysa bilinmez; kızın kafası kızdı ve elindeki kırık bardağı sapladı gözüne Jim'in. Geleceğin büyük yazarı, artık o güzelim romanlarını tek gözle yazmaya mahkûmdu. Harrison, yıllarca itiraf etmedi bir gözünü nasıl yitirdiğini. 'Savaşta...' dedi, 'Kavgada...' dedi, ama gerçeği anlatması için olgunluğa erişmesi gerekti. Kadın düşmanı olması beklenirken, teselliyi New York barlarında ve fahişelerin kollarında aramıştı. Ama yazar olmak kararında, nedense ve kendi deyişiyle hep bu yarı körlük vardı. Amerikalı yazarların en Avrupalısıydı Jim Harrison. Müthiş bir Fransız şarabı düşkünü ve Fransa hayranıydı. Dört kişilik yemek yiyor, on kişilik şarap içiyordu her gün. Biz Harrison hayranları ise, en sevdiği şarapların Cote Roti olduğunu biliyorduk.
Beklenen gün gelip çattığında, inanılmaz bir sahne yaşandı Le Divan kitabevinde. Jim Harrison henüz gelmemişti, ama biz okurları, elimizde kitaplarıyla, Fransızların sevgiyle 'Ayı' lakabını taktıkları adamı bekliyorduk. Nedense herkesin öteki elinde, içinde ne olduğu belli olmayan naylon torbalar vardı. Derken, bir gözü yerde, bir gözü gökte (çünkü sahte) dev, kapıda belirdi. Çekingen bir homurtuyla selamladı bekleyenleri. Elinde bir şişe şarap tutuyordu. "Bütün imzaları ıslatmak gereklidir," deyip oturdu masaya. Biz dizildik önüne. Kitabevinin sorumlusu, Harrison'un kutsal şişesini açmaya davranırken, tüm okurları, aynı anda, daha kitaplarını uzatmadan, naylon torbalardan çıkardıkları şarap şişelerini uzattılar yazara. Masanın üstü, onlarca Cote Roti dolmuştu. Hepimiz aynı sürprizi yapmayı düşünmüştük sevdiğimiz yazara! Başta Jim Harrison, kahkahalarla gülmeye başladık. Ancak bizim Daniel Colagrossi, sevimli 'Ayı'ya yönelik nezaket yarışında öne geçmiş ve güzelim bir Morgon şişesinin yanında bir sürü de kadeh getirmişti. Harrison'un imza töreni, şenliğe dönüştü birden. Dev adam, hem içiyor, hem kitap imzalıyor, her imzasında kadehler kalkıyordu şerefine. Adımdan pek hoşlanıp, 'mayn', 'mayn' diye tekrarlayan Jim Harrison'a, hemen Türk olduğumu söyledim. Kendisine yönelik inceliğin, yalnızca Fransızlar tarafından düşünülmüş olduğunu sanmasını istemiyordum! Ve Jim Harrison, bizi kitabevinden uğurlarken 'Türkiye'nin şerefine!' diye kaldırdı kadehini. Kendimi Fransa sahalarında futbol maçı kazanmış gibi hissediyorum.
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|