|
|
|
Aşk, ihanet, gözyaşı ve 'öbür' kadınlar Perşembe gecesi CNN'de canlı canlı Hillary Clinton'ı izledim. Malum oral skandaldan sonra ilk kez sanırım, böyle önemli bir konuda, önemli önemli konuşmak üzere, kürsüdeydi. Rektum ve kolon kanserinin erken teşhisi için, kontrollerin önemini vurguladı ve bunların sigorta kapsamına alınması için yürütecekleri (yürüteceği) haçlı seferinden söz etti. Ciddiydi. Alımlıydı. Güzeldi. Hatta çıkık elmacık kemikleriyle filan, yarı profilden Sharon Stone'u andırıyordu. Konuşmasının tam sonunda, Amerikalıların adeti olduğu üzere, bir espri patlattı. Dinleyiciler, gayretkeş bir neşeyle gereken miktarda kahkahayı, salona salıverdiler.
Her şey 'normal' gibiydi. Hillary Clinton, Amerika'nın çok ciddi bir meselesine, sağlık meselesine kafasını takmış, gönlünü koymuş, çalışkan, disiplinli, doğrudürüst bir kadın. Ama artık Hillary Clinton'a hiç katıksız, art niyetsiz, ikirciksiz bakamayacağız. Ne korkunç! Ona bakarken hep dünyanın gözü önünde aldatılmış, sonra da bunu yutmak zorunda kalmış bir kadın olduğunu, bunu nasıl ve neden 'başardığını', buna değip değmediğini vesaire vesaireyi düşüneceğiz. Hillary Clinton, ağzıyla kuş tutsa, önümüze hep bu paketle gelecek. "A! bak, kocasının boynuzlamaya doyamadığı Hillary, ağzıyla kuş tuttu." Bizler bu ihanet / aşk her şeyi affeder mi / anla biraz duruma hakimim, konularını düşüneduralım (ya da ben, düşünedurur gibi yapadurayım) Türkiye'nin gündemine üç dörtlük bir ihanet, giriverdi. Dört dörtlük olamamasının nedeni, taraflardan birinin 'Rus' olmasıydı. Eğer Kaya Çilingiroğlu, bir Rus kadını yerine, Türk bir hatunu tercih etmiş olsaydı, ihanet dört dörtlük olacaktı. Böyle aksak kalmayacaktı. Hülya Avşar'ı -anlaşılan Matilda isminde bir Rus'la 'aldatmıştı.' Ama aklıyla efsaneleşmiş anne Emral Avşar, bu mevzulara yeni açılımlar kazandırıyor ve soğukkanlılığını asla yitirmiyordu. Emral Avşar: "Kaya yakışıklı bir adam. Küçük bir kaçamak yapmış olabilir. Hangi erkek günlük maceralar yaşamıyor ki. Zaten kız da Rus'muş," diyordu.
İşte buradaki, 'Zaten kız da Rusmuş' lafı beni onikimden vurdu. Bu işlerden ben, hakikaten hiç anlamam. Hiç anlamadığım için, bu 'yorumları', 'bakışları', 'yaşananları' kafam hiç mi hiç basmadığı için, habire yazmaya çabalıyorum ki; yazdıkça biraz olsun zihnim açılsın da, ben de ucundan bucağından bir şeyler olsun anlayabileyim, bir izahat simidine olsun, gemiler batarken, tutunabileyim. Maksat bu.
Mesela Hülya Avşar, Tanju Çolak'la büyük aşkını yaşarken ve Tanju Çolak'ın karısı hiçbir şey olmamış gibi ısrarla, inatla, dirençle davranırken de, hiçbir şey anlamamıştım, kocası Türkiye'nin gözü önünde Hülya Avşar'la aşk yaşarken, hamile kalıp çocuk doğurunca da hiç mi hiç mi hiç... Bu da çok yaygındır hani. Adam gider zil zurna başka bir kadına aşık olur ve karısı başını Antarktika istikametine filan çevirmekle kalmaz, hemen hamile kalıp bir çocuk; yetmezse, adam hâlâ dışarlardaysa, bir çocuk daha 'kotarıverir.' Diyelim ki bu kocalarının kamusal ihanetlerine karşı metanetli kadınlar, başka işlerle meşguller. Kafaları o kadar fok balıklarının neslinin tükenmesiyle, quantum fiziğiyle, Hepatit B tedavisindeki yeni gelişmelerle meşgul ki, akıllarını toplayıp da durumun vahametine uyanamıyorlar. Hayır! tam tersi. Bu kadınların hayattaki yegane meşgalesi yalnız bu adamlardır. Ve bu adamları 'kaptırmamak' için gerçek bir ölüm kalım savaşı verirler. Varlık nedenlerini yitirmemek için. Çin çin çin.
Ben Hülya Avşar'ın dediklerini de, en az annesinin dedikleri kadar mühim buldum. Konuyla ilgili bir başka harikulade klişe kartını oynayarak, şöyle demiş Hülya Avşar: "Kaya'nın evli olduğunu herkes biliyor. Bu pespaye kadınlar artık onun peşini bıraksın. Adamın özel hayatıyla uğraşmasınlar." (Hepsini, Hürriyet'ten Filiz Öcal Akçin'in haberinden alıntılıyorum.) Bir de bu durumlarda 'öbür' kadının iğrençliği, düşüklüğü, ısrarcılığı, pespayeliği gelir gündeme hep.
Adam masum masum barda, kumsalda, mendirekte, inşaatta tek başına durmakta, oturmakta, rüzgâr saçlarını yalayarak, dolaşmaktadır. ÖBÜR KADIN, iffetsizce gelmekte, sürtünmekte, istemekte, ayartmaktadır. Adam pasiftir, masumdur, iyi niyetlidir. Utanmaz kadın adamın evli olduğunu, ne yani, bilmemekte midir? (Bir de tabii, evli olduğunu öğrendiğimde ateş bacayı sarmıştı Hâkim Bey, klişesi var.) İyi de, ÖBÜR KADIN'ın niye bir sorumluluğu olsun ki? Kadınla evli olan adamın sorumluluğu söz konusu, konu buysa. Diğer kadının evli ve mutlu kadınla yapılmış bir kontratı, bir gönül borcu, bir akti mi var? ÖBÜR KADIN'a yüklenilmesi aslında toplumumuzda mümkün olan her fırsatta VURUN KAHPEYE ruhuna iltihak edilmesinin, kurban olarak kutsal erkeğin değil de, kadının tercih edilmesinin, örneğidir. Her neyse Hülya Avşar'ın içi rahat. Annesinin de. Ben ise anlamazlığımla baş başayım. Allahtan kadın Rus'muş. Yoksa kafam daha daha da karışacaktı.
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|