|
|
|
Şeriat uğruna Müslüman kanı Erbakan'ın başkomutanı Kaddafi, lütfedip Cumhuriyetimizin yetmiş beşinci yılını kutlamış: PKK'ya geçit töreni yaptırarak! Başbakanımız olan Erbakan, Kaddafi'ye öyle hayrandı ki, yüzüne karşı en olmayacak hakaretler edildiği zaman bile, "Yarabbi şükür, yağmur yağdırıyorsun" diyebiliyordu. Yetmiş beş yıllık tarihinde Cumhuriyet'in hangi başbakanı öyle bir hakarete susup tahammül etti, bilen varsa söylesin.
PKK'ya en büyük desteği verenler arasında üç Müslüman ülke var: Libya, Suriye ve İran. Bu gerçek ortada dururken, Refah Partisi dış politikasını 'İslam dünyası' üzerine kurmaya çalışıyordu. 'İslam Dinarı', 'İslam Birleşmiş Milletleri', 'İslam NATO'su, 'İslam atom bombası', 'İslam Ortak Pazarı' gibi (hepsi de Batı kurumlarının ve uygulamalarının taklidi olan) bir dizi boş ve anlamsız lafı dış siyaset niyetine geveleyip duruyorlardı.
Şimdi durup Erbakan'ın dış politikasını üzerinde kurmaya kalktığı İslam dünyasının haline bir bakalım. Gerçekten böyle bir 'dünya' var mı?
Var elbette. Sadece Türkiye'yi bölmekle uğraşmıyor bu dünya. Başka marifetleri de var. Halkının karnını doyurmaktan aciz Pakistan ve İran, 'İslam atom bombaları ve füzeleri' geliştirmekle meşgul. İran, İslam dünyasına teminat veriyor, "Korkmayın, silahlarımızla sizi koruyacağız." (Mafya da "Benden korunmak için bana haraç vermelisin" demez mi?)
Afganistan yirmi yıldır bitmeyen kanlı bir iç savaşta. Pakistan ve Arabistan, bu savaşta Taliban'ı destekliyor. Taliban, tutsak ettiği İranlı diplomatları öldürüyor. Anımsarsanız, İran da Amerikalı diplomatları tutsak almıştı, ama en azından öldürmemişti. 'Elçiye zeval olmaz,' kuralı bu İslami rejimlerde pek işlemiyor belli ki.
İran, Afganistan'ı işgal eder mi? Olabilir. Bunun üzerine Pakistan, dostu Taliban'ın yardımına koşmaya kalkar mı? Mümkündür. Ve üç şeriatçı devlet arasında ne zaman ve nasıl sonuçlanacağı belli olmayan bir kördöğüşü başlayabilir. Böyle bir 'şeriat savaşı' olmasa bile, bu ülkelerin 'yarı savaş' ortamında sürekli bir gerginlik yaşayıp gidecekleri anlaşılıyor.
Bu üç devletten ikisi, Erbakan'ın oluşturmaya çalıştığı (önce M8 adını verip, sonra D8'e çevirdiği, gene Batı taklidi olan) İslami örgütlenmenin üyesi değil midir?
'İslami birliği bozanlar laiklerdir, şeriat egemen olursa birlik sağlanır,' diye ahkam kesenlerin, gerçeklerden kopuk ideolojik söylemler içinde yitip gidenlerin, şeriatın en koyusunu uygulayan bu ülkeler arasındaki çatışma konusunda ne diyeceklerini çok merak ediyorum doğrusu. İbretle izlediğimiz gelişmeler, Erbakan'ın ve Refah'ın siyasal ve diplomatik hayalciliğinin en son kanıtları olarak ortada duruyor. Erbakan'ın başbakanlığı altında ne tür tehlikelerle karşı karşıya kaldığımızı bir kez daha görüyoruz.
Ve en acısı, dünyanın en fakir, en sefil durumdaki ülkelerinin birbirinin boğazını kesme yarışına girmesi. Hepsi din adına, şeriat adına, Allah adına. Bir terslik yok mu bu işte?
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|