|
|
|
Dış gelişmeler Asya krizi ile başlayan süreçte bir dizi olumsuz gelişme yaşandı. Global ekonomi daralırken, işsizlik artmaya başladı. Gelişmiş Batılı ülkelerin pasif tavırları ve IMF'nin yetersiz kalan yaklaşımları nedeniyle krizin yayılması önlenemedi. Fakat Çin'de devalüasyon ihtimalinin artması, Rusya ve Latin Amerika'nın karışması bugüne kadar çözümleri, IMF'yle Japonya'nın girişimlerine ihale eden Batı'yı tavır değişikliğine zorladı. Bir şeyler yapmazlar ise en büyük faturanın kendilerine çıkacağını sonunda gördüler.
Son bir hafta içinde yaşanan gelişmeler, krizin yayılma hızının kontrol altına alınması ve finansal yapıdaki tıkanıklığın aşılması yolunda inisiyatif kullanıldığını düşündürüyor. Rusya'da Yeltsin ile Duma arasındaki kısır çekişmenin aşılması, Japonya ile Çin arasında sorunların çözümüne ilişkin görüşmelerin başlaması gibi eşanlı gelişmelerin arkasında Batı'nın parmak izlerini görmek mümkün. Yine Japonya'nn faizlerini düşürmesi ve ABD'de aynı yöndeki beklentilerin güçlenmesi muhtemelen finansal kesimdeki daralmayı tersine çevirmek amacını taşıyor. Çin'in devalüasyon ihtimali ortadan kalkar, Rusya'da güvenoyu alan Primakov hükümeti hızla yapısal tedbirlere yönelir ve de panik eğilimler nedeniyle aksayan nakit akışları tekrar düzene sokulabilirse global ekonomi üzerindeki tehdit etkisini yitirecek.
Konuyu daha net bir şekilde anlayabilmek için dikkatleri bankacılık sektörü üzerinde yoğunlaştırmak gerekiyor. Önemini vurgulayabilmek için mali sistemi vücudumuzdaki kan dolaşım sistemine benzetmek mümkün. Bankacılık sisteminde batıklar artıp, diğer aktifler değer kaybettiği sürece kısır bir sürece giriliyor ve nakit akışları bozuluyor. Dışarıdan müdahale edilmediği sürece de sorunların dramatik boyutlara ulaşması önlenemiyor. Asya krizine IMF'nin yaptığı müdahalelerin yetersiz kalması da bankacılık sektörünün ihmal edilmesinden kaynaklanıyor. Zira tek başına Japonya'nın gayretleriyle hem tıkanan damarların açılması, hem de yenin değer kaybının önlenmesi mümkün değildi. Eğer gelişmiş ekonomilerin büyük kısmı hep birlikte parasal genişlemeye yönelirse hem döviz piyasalarında tehlikeli gelişmeler yaşanmayabilir, hem de bankacılık sektörünün tekrar işlevsel hale gelmesiyle tıkanıklıklar aşılabilirdi. Tabii bu sürecin siyasi ve ekonomik belirsizliği azaltacak, beklentileri olumsuz yönde etkileyecek diğer gelişmelerle desteklenmesi de önemliydi. 1987 yılında Amerika ve 1991'de Japonya'da yaşanan deneyimler, son bir hafta ortaya çıkan yaklaşımların daha yapıcı olabileceğini düşündürüyor.
Avrupa Topluluğu'nun parasal genişleme konusuna ne ölçüde katılacağı ise şimdilik belirsiz. Zira rekabet gücü artan fakat mali sıkıntılar nedeniyle kapasite kullanımını pek artıramayan Asya kaplanlarının olası tehdidinden çekiniyor olabilirler. Ancak başka alternatiflerinin olmadığını ve ortaya çıkacak sonuçlara katlanmaları gerektiğini anlamaları galiba uzun sürmeyecek. Isa vadede ABD'nin faiz düşürmesine kayıtsız kalmaları pek mümkün değil.
Bu yaklaşım belki kısa vadede durumu normalleştiriyor, fakat orta vadede belirsizliklerin daha da artacağını unutmamak gerekiyor. Türkiye de kısa vadeli bu gelişmeler sayesinde dış borç ihtiyacını karşılamakta düşünüldüğü kadar zorlanmayabilir.
|
Clinton Skandalı'nın tüm detayları Radikal-online'da...
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|