Hayatı film şeridi gibiMaddi imkânsızlıklar nedeniyle karanlık odasındaki aletleri kendi el emeğiyle yapan 85 yaşındaki Sadi Çeçen, 17 yaşından bu yana İstanbul'u fotoğraflıyor ÖZGÜR GÖKMEN
İSTANBUL - Gençliğinin ilk yılları... Kabataş sahilinde oturmuş Boğaz'ı seyrederken, İstanbul'un hızlı bir değişim içinde olduğunu hissediyor Sadi Çeçen. O güzelim semtleri, inci gibi Boğaz'ı 'Acaba bir daha böyle görebilecek miyim?' kaygısıyla 17 liraya aldığı cam fotoğraf makinesiyle eski İstanbul'u ölümsüzleştiriyor.
1913 İstanbul doğumlu Çeçen'in fotoğraf tutkusu
17 yaşında Beyazıt'ta fotoğrafçı olan bir arkadaşına yardım etmekle başlıyor. İlk fotoğraf makinesini de buradan almış.
Cumhuriyet çocuğu Henüz 12 yaşındayken 'Cumhuriyet Gençler Mahfili' adlı kulüpteki müzik, edebiyat ve tiyatro faaliyetleri için sahne ışıklandırması yapan Çeçen, bir ömür boyu sürdüreceği elektrikçiliği de burada öğrenmiş.
1930'lu yıllarda, aralarında Ayhan Işık, Sadri Alışık, Hadi Hun, Aziz Basmacı, Reşit Baran gibi dönemin en ünlü yıldızlarınında yer aldığı sanatçılarla çalışan Çeçen, Türkiye'de ilk kez rutubete dayanıklı elektrik malzemesi imalatını 1935 yılında kendisinin yaptığını ifade ediyor.
1932-1936 yıllarında Yerli Mallar Sergisi, 1950-1960'ta Eskişehir Oteli, Atatürk Orman Çiftliği'ndeki Marmara Oteli ve Deniz Kuvetleri Komutanlığı binasının bütün elektrik tesisatını kuran ve Anıtkabir'in elektrik panosunu hazırlayan Çeçen'in çalışma defteri genç Türkiye Cumhuriyeti'ndeki hızlı modernleşme atağının özeti gibi.
Elektrikçi olarak yaşadığı toplumdaki başdöndürücü değişimi hisseden Çeçen, fotoğrafçı olarak da tüm bunları kaydetmeyi ihmal etmemiş. Bu yüzden de İstanbul'un fethinin 500'üncü yıldönümü nedeniyle Zeiss marka makinesiyle sevdiği mekanları kâğıdın üzerine yerleştirmiş bir bir. Maddi imkânsızlıklar yüzünden tüm fotoğrafları evinde kurduğu karanlık odada ve kendi eliyle yaptığı makine ve aletlerle banyo eden Çeçen, "Bir tek filmleri ve fotoğrafları yapıştırdığım karonları satın aldım. Geri kalan her şey benim el emeğim" diyor.
Makinesini daima yanında taşıdığını söyleyen Çeçen, bir aksilik nedeniyle kaçırdığı iki görüntüye hâlâ yandığını söylüyor "Birincisi Ankara'da Sümerbank binasının önünde ufak çocuğunu emziren bir kadın. Diğerindeyse Maltepe'de iki çarşaflı kadın ve tam karşıdan iki mini etekli kadın geliyordu. İşte o dört kadının yan yana geldiği manzarayı çekmek isterdim" diye konuştu.
En büyük destek oğlu Sadi Çeçen'nin fotoğraf arşivinin düzenlenmesinde en büyük desteği veren oğlu Erol Çeçen, "Babam yoğun tempoyla fotoğraf çektiği zamanlar akşam yemeğini yer, sonra saat 24.00'e kadar fotoğraf çeker, sabah 04.00'e dek filmleri banyo eder, sabah saat 07.00'de tekrar işe giderdi" diyor.
Eski İstanbul görüntülerinden oluşan fotoğraf arşivini bir sanat üniversitesine vermek istediğini söyleyen Çeçen, "A'sından Z'sine kendi ürünüm olan tüm arşivi ve makinelerimi gelecek kuşaklara bırakmak istiyorum" dedi.
Çeçen'in, 'Karanlık odamdan 1953 ve Öncesi İstanbul' adlı fotoğraf sergisi, 1-10 Ekim'de Üsküdar Belediyesi Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi'nde İstanbul'u ve fotoğraflarını sevenlerin beğenisine sunulacak.
|