Eyüp Aşık'ın dedikleri hdevrim@radikal.com.tr Eyüp Aşık'ı dinledim. İstifa etmesi gerektiği düşüncesinde hemen herkesin ve elbette herkesten önce ve fazla muhalefet temsilcilerinin birleştiği bir bakandı karşımızdaki. İstifa ettim, diyor; ama bir suçu olduğunu veya bir kusur işlediğini düşünmüyordu. Hele çetelere bir şekilde yardımcı olduğu suçlamalarını şiddetle reddediyordu.
Dinlerken, kamuoyu oluşumunda payı bulunanların, yani hepimizin, olayları değerlendirirken bazen geç kaldığımızı, bazen de acele ettiğimizi düşündüm.
Aşık'ın söyledikleri arasında, bana doğru gelen çok şey vardı. Ama farkında olmadan açığa vurduğu bir gerçek var ki, onun doğrularından bence çok daha önemli: devletin kaderini etkileyeceği bilinen sorunlar bile ülkemizde, ciddiyetten uzak bir tavırla ele alınıyor. Açıklamanın yer yer, mahalle kahvesi sohbetine dönüşmesinin sebebi de bu.
Bakan istifa etmiş, Başbakan da etmeliymiş... Yerlerine gelenler de aynı tavrı sürdürecek olduktan sonra, söyler misiniz bana, ne fark edecek!
Ders alınsaydı... Dostum Özer Yelçe'nin mektubunu birlikte okuyalım istiyorum.
J&B viski firmasının düzenlediği Bar Futbolu Dünya Şampiyonası için (langırt'ın İngilizce kibar adı böyleymiş, sorarak öğrendim), bir gazeteci grubuyla İskoçya'ya gitmiştik. Dünya dördüncüsü olan ekibimizin bir elemanı Aberdeen Havaalanı'nda arkadaşlarından birinin fotoğrafını çekti. Birden bir polis geldi, Güvenlik Müdürü'nün huzuruna çıkıldı. Müdür, gıpta edilecek kibar bir davranışla, Lütfen filminizi verin, burada fotoğraf çekmek yasakÆ, dedi. Verdik. Teşekkür etti ve Burada çekilmiş kareyi kesip, kalanı size iade edeceğiz, dedi. Biz aramızda güldük.
Olayı unutmuştuk ki, geçen gün bir paket geldi. İçinde Aberdeen'de çekilen filmin negatifleri vardı. Ve bir kaset de yeni film. Üstelik şu mektup: Ekte banyo edilen filmle birlikte iyi niyetimizin göstergesi olarak yeni bir film göndermekten mutluluk duyuyorum. Size verdiğimiz rahatsızlık için özürlerimi kabul edin. Ron Young
Mektubu çerçeveleyip duvarıma astım. Uygarlığın ne demek olduğunu hatırlamak ve görenlere hatırlatmak için... diyor Yelçe.
Ne diyeyim, arif olan anlasın!
Dört kasetle kendime geldim Rock konserine gittiğim yetmezmiş gibi, üstüne üstlük oturup yazı da yazdım. Kimseden bir ses çıkmayışını, herhalde ciddî bir hata işlemedim, diye yorumluyorum. Hüsnükuruntu mu dersiniz?
Beni anladıklarını umduğum akranlarıma, bu vesileyle bir diyeceğim daha var. Belki gecikerek yeni farkına vardığım bir imkândan onları da haberdar etmek istiyorum. Rolling Stones'u dinleyip geç saatte eve döndükten sonra, bildiğim bir müziğe sığınma ihtiyacı duydum. Masamın çekmelerinden birinde yeni edindiğim kasetler, CD'ler duruyor. Açılmamış dörtlü bir CD paketi dikkatimi çekti.
Raks Müzik ürünü bir kaset dizisinde Türk sanat müziğinden seçmeler ÇBir şarkıdır yaşamak...È başlığı altında yayımlanmış. Hicaz'dan seçmeleri bir araya getiren kasetin ilk parçası Hacı Sadullah Ağa'nın yörük semaisiydi: Nideyim sahn-ı çemen seyrini cânanım yok / Bir yanımca salınır serv-i hırâmanım yok (Enverî'nin güftesi).
Haydaaa! dediğinizi işitir gibiyim; Mick Jagger'dan sonra Hacı Sadullah Ağa mı? Evet, öyle! Sonra bir semai: Dil yâresini andıracak yâre bulunmaz (Şevki Bey). Bir semai de Dede Efendi'den: Ey büt-i nev edâ olmuşum müptela (güfte Enderunî Vasıf'ın). Ve Sazlar çalınır Çamlıca'nın bahçelerinde'yle Yesarî Asım.
İkinci kaset segâh makamı. Benim sen nemsin ey dilber'in güftesi gibi bestesinin de Ahmet Rasim'in olduğunu bilmiyordum; Hacı Arif Bey'in Olmaz ilac sine-i sadpareme diye başlayan curcunasının Namık Kemal'in bir şiirinden alındığını da bilmediğim gibi.
Dahası var. Üçüncü kasetteki, Şerif İçli'nin aksak şarkısı Ezelden aşinânım ben...'in güftesi Mehmed Akif'inmiş. Bu hüseynî kasetinden bir türkü: Havada bulut yok bu ne dumandır.
Dördüncü kaset, kürdili hicazkâr makamından seçmelere ayrılmış. Hacı Arif Bey'den Muntazır teşrifine hazır kayık. Lavtacı Hristo'nun bestesi Gidelim Göksu'ya bir âlem-i ab eyleyelim (güfte Yahya Kemal); bu büyükbabamın çok sevdiği şarkılardan biriymiş. Güftesini tarihçi Ahmet Refik Altınay'ın yazdığı yürük semai: Şen gözlerine neşe veren bir çiçek olsam (bestesi Mısırlı İbrahim Efendi'nin).
Bunlar her gün dinlediğim müziktir sanmayın! Ama o gece bana nasıl iyi geldiğini, istesem de anlatamam size...
Dil Yâresi Alt başlıkta ÇUluğbay, sekiz yıllık eğitimin malî portresini çıkardıÈ deniyor (Radikal, 25 eylül).
Gelin Türkçe Sözlük'e birlikte, bir kere daha bakalım.
Portre. 1. Bir kimsenin yağlıboya, fotoğraf vb bir yolla yapılmış resmi. 2. Bir kimsenin, bir şeyin sözlü veya yazılı tasviri.
Porte. 1. Bir işin genişlik, önem derecesi, etki alanı. 2. Bir iş için gereken para tutarı. 3. Müzik. Notaların, üzerinde veya arasında yazıldığı beş paralel çizgi. 4. Değer, önem.
Portre yanlış porte yazmalıydılar, demiyorum. Ben olsam ÇUluğbay, sekiz yıllık eğitim için gerekli parayı açıkladı diye yazardım.
|