|
|
|
Çakıcı savaşları 19. yüzyılın ortalarına dek İtalyan uyruklu Nice kenti, Fransız olalı beri bunca 'bıyıklı'yı bir arada görmemişti. Yerli halkın ve olağan turistlerin şort, tişört, keten pantolon, güneş şapkası, şıpıdık terlik gibi aksesuvarlarla dolaştığı Nice sokakları, bıyıkları kravatlarına doğru sarkan, takım elbiseli adamlarla dolmuştu bir anda. Fıldır fıldır gözler, siyah gözlüklerin ardında çevreyi dürbün gibi tarıyorlardı; oysa gerçek dürbünler, yani kameralar, kara merceklerini hedefe kilitlemişlerdi. Nice Adalet Sarayı'nın tüm kapıları tutulmuş, dört bir yanı sarılmış, havadan ve karadan bilumum burçları kuşatılmış, ancak saldırı için beklenen işaret bir türlü gelmiyordu, çünkü Alaattin Çakıcı ve Muradi Güler'i duruşmaya getirecek polis minibüsü henüz menzile girmemişti. Üssümüz, adliyenin karşısındaki Magali kahvesiydi. Şenlik mekân Magali, kahve icat olalıberi, bunca kamera, fotoğraf makinesi ve bıyıklı peygamber develerinin arasında cep telefonlu karıncalar gibi koşuşturan gazeteci ordusunu bir arada görmemişti. Garibime giden, kahve sahiplerinin aldırmazlığıydı. Olağan zamanlarda 'hesap' diye her müşterinin peşine düşen garsonlar, boyuna yer değiştiren, yemek ısmarlayıp masasında oturmayan, kahve söyleyip içmeyi unutan gazetecileri hiç rahatsız etmiyorlardı. Güneş batıp Nice'i basan Türk basınının ateşi düştüğünde; iki kahve, iki konyak, bir tost ve bol su gövdeye indiren bendeniz, hiçbirimizin hesap ödemediğini fark ettim. Araya sızabilen kâfirler dahil, bıyıklı ve bıyıksız tüm Türk ordularının hesabı, tek bir Türk masasından ödenmişti. Bu masada, Alaattin'in kardeşi Gençağa Çakıcı ve Türk avukatları Can Doğancan ile Muhiddin Yüzüak oturuyordu. Saatler ilerledikçe aynı masada oturanların, çok nazik ve cömert bir öngörüyle, anavatandan gelmesi muhtemel Türk orduları için, günler öncesinden ve bir otelde, 50 oda tuttukları ve açıkta kalan basın neferlerine ikram ettikleri ortaya çıktı.
Adliye'nin yanındaki sokağa her polis arabası dalışında, mangalarımız, kameralar ve fotoğraf makineleriyle silahlı olarak 'Allah! Allah!' nidalarıyla saldırıya geçiyordu. Kiminden uyuşturucu müptelası, kiminden travesti fahişe iniyor, 'baba' konumuz bir türlü gelmiyordu. Duruşma saatini beklerken, tabii ki dikkatlerimizi Çakıcı'nın kardeşi ve avukatları üstüne yoğunlaştırdık. Nasıl bir manzara oluşturuyorsak, biz onları görüntülerken, yabancı turistler de biz gazetecilerin fotoğraflarını çekiyordu. Geriye manevra yapan bir kameranın darbesiyle "Ah, vuruldum!" diye yere düşen, hamle yapayım derken ayağı sayısız kablolardan birine takılıp kapaklanan; Avukatı, "Alaattin Çakıcı vatansever ve milliyetçidir..." derken, önündeki kameramanın dipçiğini yiyip, ses kaydına "Yuh be, yuh be!" diye dip not düşen ve benim ayağıma basarak beyaz pabucuma kocaman bir lastik izi bırakan kahraman muhabir arkadaşlarımı hiç unutmayacağım.
Derken, duruşma saati geldi çattı. Oysa Çakıcı'nın gelişi, hiçbir kameraman ve fotoğrafçıya çatmamıştı. Adalet Sarayı'nın yollarını tutan ve uydu antenleriyle gökleri kaplama alanına alan naklen yayın panzerlerimize rağmen, nereden çıktıkları belli olmayan düşman ordusu, yani Fransız ulusal polisi ve çevik güç birlikleri, bir anda menzilimizdeki adliye binasının kapılarını tuttular. Kavuşuk kol ve pergel bacak düzeninde, karşımıza dikildiler.
'Bana da derler Çakıcı...' destanının, devamı yarına.
|
Clinton Skandalı'nın tüm detayları Radikal-online'da...
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
Haftanın Kitabı
 The Microsoft File
Bu kitap Microsoft'un okunmasını istemediği kitap... İki kişilik bir maceradan yola çıkan firmanın milyarlarca dolar kâr eden ve ABD'yi bile ürküten tarih çizgisi, etkileyici bir üslupla bu 320 sayfalık kitapta toplanmış durumda. Sırlar, zaferler ve ezilenler... Satın almak için tıklayın. ($15.57)
Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor.
TIKLAYIN !
"Radikal neden değişti?"
|
|
|