|
|
|
Karabasanlar mbelge@radikal.com.tr Hayatta insanı en fazla bunaltan şey, galiba, ona 'kötü' görünen olayların çokluğu değil. Bunlar her zaman var, bazen de çoğalıyorlar. Asıl bunaltıcı olan, tutacak hiçbir şey bulamamak. Bu duyguyu en çok gördüğümüz kâbuslardan biliriz; hani, neyi tutsanız elinizde kalır, tanıdığınız dostunuzun çehresi bir anda iblise dönüşür, bulunduğunuz yerde gittikçe batarsınız.
Şöyle açıklamaya çalışayım: Tayyip Erdoğan'ın yargılanma ve cezalandırılma sürecinin antidemokratik olduğunu, yani ortada ciddi bir haksızlık bulunduğunu düşünüyorum. Kimileri, bunun varolan yasalara uygun olduğunu söylüyor. Ondan da emin değilim, ama zaten benim için önemli konu 'varolan yasa'ya uygunluk değil; çünkü özellikle siyaseti düzenleyen yasaların antidemokratik olduğunu biliyorum.
Bu arada, antidemokratik bir uygulamaya kurban gitmesini protesto ettiğim Tayyip Erdoğan, referansının İslam olduğunu söylüyor. Bunun anlamı, bana önemli görünen demokrasi gibi 'dünyevi' ilkelerin onun açısından hiçbir önemi olmaması.
Bunu biliyoruz zaten. Demokrasiye inanmamanın, Tayyip Erdoğan'ın demokratik hakkı olduğuna inandığım için, ben gene doğru bildiğimi yapıyorum.
Erdoğan, işlediği söylenen suçu, bir 'şiir' okuyarak işlemiş. 'Şiir'e bakıyorum: 'Minareleri süngü...' diye başlayan bir şey. Beter bir şey. Ama ardında, edebiyat tarihlerimizde 'şair' olarak anılan bir ad var. Ve bu ad ve bu 'şiir' Erdoğan için güçlü bir savunma teşkil ediyor.
İşte o zaman, anlattığım 'kâbus' atmosferi katmerleniyor. Çünkü 'şiir' kavramının da elimde dağılıp gittiğini hissediyorum. Bu bence Erdoğan'dan çok daha vahim bir durum. Çünkü, bakıyorum, kimse o 'şiir'in şiirliğini ve o 'şair'in şairliğini tartışmıyor. Tartışılan, Erdoğan'ın belirli bir ortamda şiiri ve şairi emellerine alet ettiği. Şimdiye kadar bu gibi zevksizlikleri şiir diye kabul etmemize yol açan kültürü sorgulamıyoruz.
Böylece, bu kâbusta, savunduğum Erdoğan'la birlikte 'adalet' kavramı, 'şiir' kavramı, uçup gidiyorlar. Bu arada 'demokrasi' kavramı da bana çirkin çirkin sırıtmaya başlamış oluyor. "Sen daha beni savun," diyor, adeta.
Derken 'basın toplantısı' oluyor. Yorumculardan anladığıma göre, Fazilet'in bir kanadına mensup olanlar, öbür kanadına mensup olan Erdoğan'ı, 'kitle' önünde, pohpohlayarak selametliyorlar.
Kâbusuma, Steinbeck'in 'Bitmeyen Kavga'sının son sahnesi geliyor: ölen arkadaşının cesedinin başında bağımsız, daha bir yığın siyasi makyavelizm imgesi.
Erdoğan için toplanan kitle eline geçirdiği gazetecilere saldırarak demokratik infialini dile getiriyor. Sonra, herhangi bir kâbusun mütemmim cüzü polis sahneye çıkarak onları copluyor.
Ama her kâbusun sonu var. Buraya kadar karamsarlık saçarak sütunu doldurdum. Yarın, bütün bunlara rağmen iyimserlik için de bir zemin bulunabileceğini anlatmaya çalışacağım.
|
Clinton Skandalı'nın tüm detayları Radikal-online'da...
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
Haftanın Kitabı
 The Microsoft File
Bu kitap Microsoft'un okunmasını istemediği kitap... İki kişilik bir maceradan yola çıkan firmanın milyarlarca dolar kâr eden ve ABD'yi bile ürküten tarih çizgisi, etkileyici bir üslupla bu 320 sayfalık kitapta toplanmış durumda. Sırlar, zaferler ve ezilenler... Satın almak için tıklayın. ($15.57)
Sohbet odamız sizlere kapılarını sonuna kadar açıyor.
TIKLAYIN !
"Radikal neden değişti?"
|
|
|