|
|
|
| Radikal-online Okur Forumu |
| Siyasetçi - İşadamı - Çete üçgeninde kalan Türkiye, bu çıkmazdan nasıl kurtulacak? Kimler suçlu, kimler sorumlu? Sizin bu konudaki fikirleriniz ve önerileriniz nedir? TIKLAYIN |
Merkezden sızan cerahat ve koku emahcupyan@radikal.com.tr Korkmaz Yiğit'in Türkiye'de yönetimin acınası durumunu ortaya koyan, aynı zamanda düzenden yararlanmak isterken oyuna gelmiş bir 'iş' adamının dramını yansıtmaya çalışan kaseti hak ettiğinden çok rağbet gördü. Korkmaz Yiğit genel anlamda bizi şaşırtacak ne söylemişti ki? Ortada herkesin farkında olduğu, hele devletle 'iş' yapmakta olan firma mensuplarının bıkkınlık getirdiği birkaç detaydan başka kayda değer bir şey gözükmüyor. Mafyanın siyaset ve bürokrasi erbabıyla, toplumsal rantın birikme noktalarını elinde tutan sermaye zümresi arasında bir yağdanlık görevi yaptığı herkesin malumu. Daha önce de yazdığım gibi, biraz kalın hatlarıyla baktığımız anda ihaleleri çıkaranın da, kazananın da mafyadan bağımsız durması pek mümkün gözükmüyor.
Öte yandan hiyerarşik yönetim yapısını enformel hamilik bağlantıları sayesinde darmadağın eden mafya ilişkileri, devlet içinde cereyan eden 'büyük siyaset'in taşıyıcısı oluyor. Diğer bir deyişle formel hukuki yapının bir anlamı kalmıyor, çünkü ona her taraftan ve her kademeden nüfuz eden mafya, siyasetçiye ve bürokrata yeni rant ve kariyer yolları açabiliyor. Bu ortamda siyaset yapmak ise kendi küçük hamilik alanını genişletmeyi ve kendini korumak üzere tedbir almayı ifade ediyor. Bu nedenle herkesin elinde bir sürü kaset olması son derece doğal. Ne de olsa İttihat Terakki'den beri gelen siyasi deneyimimiz bizlere bu kadarlık tedbirliliği öğretmiş durumda. Siyasetin salt kaba güç savaşına indirgenmesinin ve şantajın en kıymetli siyaset aracı olmasının sonucunda, bugün devletin merkezinden üzerimize doğru bir cerahat akıyor.
Ancak gene ilk noktaya dönersek, devlet konusunda kendisini kandırmayı 'aydın' olmak sananların dışında beklenmedik bir durum yok. Dolayısıyla asıl soru bu cerahatın niçin şimdi aktığı, neye hizmet ettiği? 'Temiz toplum' gibi safsataları bir yana bırakalım, çünkü bu bir zihniyet meselesi, oysa Türkiye'de 'temiz toplum' da siyasi mücadelenin basit bir yaldızı. Sorunun yanıtı giderek epeyce nahifleşen Baykal'dan alınabilir. Baykal'a göre çetelerle mücadele asker ve sivil bürokrasinin işbirliği sayesinde olmaktadır. Yani kısacası Baykal bu işler için siyasetçilere ihtiyaç yok demektedir. Bu değerlendirme kendisi açısından doğaldır, çünkü gerçekten de Baykal'ın siyaseten yükselmesi için sırtını ideolojik olarak devlete dayaması yetmemekte, merkezin de boşaltılması icap etmektedir.
Ne var ki Baykal olan biteni anlamanın ipucunu da önümüze koymuş olmaktadır: Sivil siyasetin ne mal olduğunu ortaya koyma hamlesi, merkezde bir yeniden yapılanmanın aracı olarak kullanılmakta, gelecekteki muhtemel bürokratik ve otoriter adımları meşrulaştırmaktadır. Bu yeniden yapılanma projesinin ayakları olan parlamenter siyaset, eğitim ve medyada sanki merkezden yayılan tek bir mesaj vardır: 'Ya benim istediğim gibi ol, ya da yok ol.' Bugün sahiplerinin ortadan kalkmasının verdiği keyifle ellerini ovuşturanlar, kısa bir süre sonra 'kendi' gerçekleriyle karşı karşıya kalacaklardır. Özgürlüğe tahammülü olmayan bir merkezin ve ona yakışan 'aydınların' sayesinde, gidiş toplumun da 'sözde toplum' haline getirilmesi yönündedir.
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|