|
|
|
| Radikal-online Okur Forumu |
| Siyasetçi - İşadamı - Çete üçgeninde kalan Türkiye, bu çıkmazdan nasıl kurtulacak? Kimler suçlu, kimler sorumlu? Sizin bu konudaki fikirleriniz ve önerileriniz nedir? TIKLAYIN |
Gökkafesler, camiler... gvassaf@radikal.com.tr Özellikle Stalin döneminde Sovyetler Birliği ABD'yi yakalayıp geçme yarışına girer. Bu yarış sanayide olduğu gibi kültüre de yansır. İster demir çelik üretimi olsun ister mimari, amaç her şeyin en büyüğünü en muhteşemini yapmaktır. Bu doğrultuda Stalin ABD'den geri kalmamak için Moskova'ya gökdelen yapılmasını emreder. Tabii New York'ta gökdelenler pahalı olan şehir toprağından
azami değeri elde etmek için birbiri ardına inşa edilirken, özel mülkiyetin caiz olmadığı planlı sosyalist sistemde gökdeleni gerektirecek bir gereksinme yoktur. Ama ne gam. Vizyonu büyük olan diktatör buyurur, kullarına da emirlerini yerine getirmek düşer. Nitekim Moskova'da
bir tanesi de bugünkü üniversite olan dört tane
gökdelen yapılmış, Stalin'in ölmesiyle temeli kazılmış olan beşinci inşaatsa hemen durdurulup topraktaki koca çukur bir yüzme havuzuna dönüştürülmüş.
İnsan vizyonunun büyük olduğuna hele bir inansın, karşısındaki engelleri, aciz olanların küçüklüğü hatta tarihi de kendi düşleri önünde bir sivrisinek vızıltısı olarak görebiliyor. 1000 yıllık bir imparatorluk yarattıkları inancında olan Hitler'in şürekâsı Nurnberg'deki hapishane hücrelerinde bile ABD'li psikologların verdikleri testlerde ne kadar zeki olduklarını kanıtlama çabası içindeydiler. Günümüz siyasi liderlerinin her gün kullandıkları propaganda yöntemlerinin babası sayılan Goebbels ise, savaş sonucu Avrupa'nın yerle bir edilmesini, gelecekte kurulacağına inandığı faşist uygarlık için gerekli bir temizlik olarak görüyordu intiharından önce yazdığı anılarında.
Kimi feylosoflar da bireyin sınırsız ufkunu onun yüceliğinin bir parçası olarak görür. Nietsche'nin
ya da 'Fountainhead' adlı eseriyle New York'lu bir mimarın hayatını konu alan ABD'li feylesof Ayn Rand'ın belirttiği gibi, yüce insan ancak düzenin tekerlemelerinden kurtularak özgürce yaratabilir.
Ancak Batı'nın felsefesinden mimarisine ve sporuna kadar temel aldığı eski Yunan'ın toplumsal çöküşlerin nedeni olarak gösterdikleri ve 'hubris' dedikleri bir insan hali var. Yani haddini bilmemek. Doğaya, topluma ve, sözcüğü özellikle bugün için de yorumlarsam, insanın özellikle kendine karşı haddini bilmemesi.
Dinoorates adlı bir mimar Büyük İskender'e layık, kimsenin hayal edemeyeceği bir proje hazırlar. Ama bir türlü huzura kabul edilmez. Dikkat çekmek için çırılçıplak soyunur, vücudunu yağlar, kafasına kavak dallarından bir çelenk, omuzundan da bir aslan postu sarkıtarak Herkül'ün mitolojik kıyafetine bürünür ve böylece İskender'e projesini anlatmak imkânını elde
eder. Amacı koca Athos dağını İskender'in heykeli olarak oymak, onunla da yetinmeyip dağın bir yamacına şehir, diğer yamacına da tepeden akan bütün suların
toplandığı bir göl yapmaktır. İskender Dinoorates'e hayal gücünden 'alpha' ama hayat tecrübesinden 'gamma' verip projeyi reddeder. Ancak Dinoorates'in düşü gerçekleşmezse de bu hikâye asırlar boyunca mimarların hayallerini kamçılar. Ta ki her şeyin mümkün olduğu ABD'de Borglum adlı bir heykeltıraş, doğayı düşüne esir ederek Rushmore dağının tepesini oyup dört ABD cumhurbaşkanının heykelini yapana kadar.
Bizim mahalleye gelince.
Bugün hâlâ ister Türkiye'yi gökkafesleriyle küçük Amerika olarak görmek isteyenler olsun, ister Taksim camileriyle büyük bir Arabistan, çirkinliklerimiz ve haddimizi bilmememiz bile cılız taklitlerden ibaret.
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|