|
|
|
| Radikal-online Okur Forumu |
| Siyasetçi - İşadamı - Çete üçgeninde kalan Türkiye, bu çıkmazdan nasıl kurtulacak? Kimler suçlu, kimler sorumlu? Sizin bu konudaki fikirleriniz ve önerileriniz nedir? TIKLAYIN |
Baskı ve sansür Birkaç yıl önce garip bir telefon geldi. Fransa'nın savaş ve silah sanayiini pazarlayan SOFMA adlı devlet kurumunun dış ticaret yöneticisi benimle görüşmek istiyordu. İçime bir kuşku düştü. O sıralar Fransa, Türkiye'ye son model, trilyonlar değerinde mayın tarama ve imha gemileri satmak istiyordu. Hâlâ da istiyor. Üstelik böyle gemilere gerçekten ihtiyacımız var, ama paramız yok. Ve şimdilik, bu gemilerin teknolojik olarak çok gerisinden gelen ıskartaya çıkarılmışlarını, baş harfleri F.S. olan bir Türk sanayiciye milyarlarca komisyon vererek almış bulunuyoruz. Neyse. SOFMA'dan gelen telefonla, bendeniz vehme kapılmıştım. Sanıyorum ki adam, benden gemilere övgü düzen yazılar yazmamı isteyecek, karşılığında rüşvet önerecek. Ve kafamda: "No, mösyö! Benim ecdadım Çanakkale'den Trablusgarp'a..." diye başlayıp, "Beni satın alamazsınız!" diye biten bir söylev hazırladım, randevu yerine damladım. Adam, bana rüşvet müşvet önermek niyetinde değildi. İstediği tek şey, genelinde Türkiye, özelinde siyasal istikrar konusunda bilgiydi. Bir ara, Fransa'nın Türkiye pazarında şansı olup olmadığını sordu. "Ben nereden bileyim?" diyemeyeceğim için, dalga geçtim: "Basınınızda PKK yanlısı haber ve yorumlar çıkmaya devam ederse, hiç şansınız yok!" SOFMA yöneticisi, müthiş bir ciddiyetle: "Sorun buysa çok kolay çözülür," dedi, "Söyleriz, yazmazlar!"
Sizi temin ederim, bu konuşma sonrası Fransa basınında yaklaşık bir yıl süreyle, yani gemi satışı gündemde olduğu sürece, PKK hakkında hemen hiçbir yazı çıkmadı. SOFMA, hisseleri yüzde 12,17 Aerospatiale, yüzde 13 Thomson, yüzde 16 DCN, yüzde 16,67 FCB, yüzde 6,67 Panhard ve Levassor, yüzde 6,97 Creusot Loire, yüzde 3,5 SNPE, yüzde 10,67 Renault, yüzde 7,65, yüzde 3,7 Chantier Naval (Devlet Tersaneleri), yüzde 7,65 GİAT ve yüzde 13 oranında çeşitli şirketlere ait, devletin çoğunlukta olduğu ve denetlediği bir pazarlama kurumuydu. Ulusal çıkarlar ve özellikle Fransa'ya para getirecek ticari ilişkiler söz konusu olduğunda, kâğıt ve dağıtım babında devlete göbekten bağlı Fransız basını, pek de özgür değildi demek ki!
Bu görüşmeyi Korkmaz Yiğit'in basın sektörüne 'niçin' girdiği ortaya çıkınca anımsadım. Demek ki bizim ülkemizde, devlet, özel sektör ve basın ilişkileri;
yanlış ve doğrularıyla güçlü bir devlet olduğu su götürmeyen Fransa'nın tam tersine kurulmuştu. Fransa'da devlet
ve özel sektör çıkarları bir araya geliyor,
bu çıkarları baltalayan basını sansür edebiliyordu. Bizde ise basın, devlet
ile özel sektör arasındaki çıkar çatışmalarında, özel sektörün devlete
karşı kullanmayı amaçladığı güç ya da
silah olarak görülebiliyordu. Bu konuyu ilerde daha da açacağım.
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|