Radikal-online   Yazarlar 15 Kasım 1998
Reklam

SON DAKİKA HABERLERİ


Konular

Ana Sayfa
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu


Sanal Meydan... Sizin Sayfalarınız...


Radikal-online Okur Forumu
Siyasetçi - İşadamı - Çete üçgeninde kalan Türkiye, bu çıkmazdan nasıl kurtulacak? Kimler suçlu, kimler sorumlu? Sizin bu konudaki fikirleriniz ve önerileriniz nedir? TIKLAYIN

Çok konuşmalar... Çok konuşmalar...

Lebowski olmak istiyorum, dedim
Çağla'ya. "Aslında ben, Lebowski
olmak istiyorum."
"Ben Lebowski'yim," dedi Çağla.
Düşündüm. Haklıydı. Türk halklarının yetiştirdiği en soğukkanlı insan Çağla'ydı. İçimizden biri Lebowski olacaksa, bu oydu.
Keyifsiz bir günümdü. Coen biraderlerin filmini böyle bir günüme saklamıştım. Dünyada onların filmleri gibisi yoktu. Gidip seyrettim. Hele son sahnede. John Goadman'ın canlandırdığı o muhteşem karakterin, yine her şeyin içine etmesi sahnesinde, öyle çok güldüm ki.
Lebowski de ona acayip kızıyor ya. "Her şeyi mahvetmen mi gerekiyor," diye kızıp köpürüyor, 'Ulan Vietnam'ı sıkıştırmasan olmaz mı' diye bağırıp çağırıyor ya. Onun o kocaman cüssesiyle arkadaşına sarılması, iyi arkadaşların arasında cereyan eden süratle anında barışmaları. İnsan iyi arkadaşlarına ne kadar kızıp köpürse de, küs kalamaz ya. İşte filmden çıktığım akşam, lokantada Çağla'ya Lebowski meselesini açtım. "Biz de bowling gibi bir şey bulmalıyız," dedim. "Günlerimizi dolduracak öyle hoş bir şey. İşsiz olsak ne güzel olur; yani tamamen işsiz olsak."
"Ben işsizim," dedi. "Ayrıca benim hayatımda futbol var." Hayda! Bu futbol işini ilk defa duyuyordum. Hani bir kere telefon açayım da: "Pardon, maç seyrediyorum," filan demiş olsun.
Futbola hâkim olduğunu, 40'lardan başlayarak tüm futbolcuları tanıdığını iddia etti. Efsanevi fakat az bilinen bir futbolcunun adını, masanın semalarına fırlattı. Masada bulunan ve futbolla yatıp kalkan beyefendi, bu ismin önemini derhal teslim etti. Böyle koyu futbol insani bir havayı, anında yarattı. "Hangi takımı tutuyorsun ki sen?" dedim. "Onu dahi bilmiyorum."
"Beşiktaş", dedi. Mühim Beşiktaş taraftarlarını saymaya başladı. "Cenk Koray, Neco, Hülya Avşar". "Ben asıl koyu Beşiktaşlıyım", dedim. "Ve şimdi asil ve flaş kartımı açıyorum: Rahmi Koç" Çağla: "Mümtaz Soysal," dedi. "Hikmet Çetin." (Takdir edersiniz ki, tuhaf insanların tuttuğu bir takım.)
Ertesi gün hava çok güzeldi. Allah dualarımı kabul etmişti. Elçin işe gitmedi.
Kahvede Elçin'e mevzuyu açtım. "Hiçbirimiz işe gitmesek", dedim. (Ben yarı işsizim de, onlar bir takım işyerlerine gidip çalışır gibi yapıyorlar.)
"Böyle yürüsek sokaklarda. Bebek kahve ve Hisar kahve arasında mekik dokusak. En büyük sorunumuzda: Çay mı, ada çayı mı şimdi, olsa." "Bir de altılı ganyan mı olur, ne olur; bowling gibi bir şey lazım bize."
"Türkiye'de bowling var", dedi.
"Türkiye'de bowling'i Serdar Ortaç filan oynuyor," dedim.
O sırada bir cipin icinde üç sosyete yaratığı geçti. "İşte Türk Lebowski'leri bunlar", dedi. Elçin kıllık yapmak üzre.
"Bunları pleksiglasla kaplayıp uzayın sonsuzluğuna fırlatmalı. Türk insanının medeniyete katkısı da, yalnızca Türkiye'ye has bu sosyete kadını tipidir", dedim.
Laflıyoruz anlayacağınız. "Bize bowling gibi bir meşgale lazım," dedim. Taktım yani kafayı meşgale eksiğimize. "Öyle oyalayıcı, hoş bir şey lazım." Gerçi meşgale eksiğimiz değil, fazlamız söz konusu. Mütemadiyen konuşuyoruz. Mütemadiyen.
Bir gün sokakta, gülme krizi geçirip iki büklüm ola ola yürürken ve de konuşurken durmaksızın, Suna "Kamera gibiyiz", demişti. "Şöyleyiz: A bak yanımızdan geçen kıza bak. A şu kaldırımdaki adamın şapkasına bak. Bir de tabii yorumlar yorumlar. Gördüğümüz her şeyi birbirine nakleden kameralar gibiyiz. Aynı şeyleri görürken bile."
Böyle konuşmalar cereyan etmekte yani. 'İşte hayat gelip geçiyor', İlhan İrem'in pek yerinde tespit ettiği gibi. Geçen gün her daim gittiğim muhallebicideki televizyonda onun bu şarkısı için yapılan klibini izledim. 'Best of İlhan İrem' çıktı ya. Elçin de başka bir klibini izlemiş. Klip notlarımızı karşılaştırdık. "Karısı yönetiyor kliplerini", dedim. "Fantastik birer şölen her biri. Uzaktan siyah pardösüsü ve gözlükleriyle çok az görebiliyorsun İlhan İrem'i. Hem muhallebicide ne düşündüm biliyor musun; bir gurum olacaksa, bu İlhan İrem olmalı diye düşündüm."
"Öyle mi", dedi Elçin. "Jest Yolu'ndan ne haber?" "Sahi Jest Yolu'ndan ne haber?"

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu yazıyı doyurucu buluyorum --------------->
Bu yazıyı yeterli buluyorum -------------------->
Bu yazıyı yetersiz buluyorum ----------------->
Bu yazıyı taraflı buluyorum --------------------->

[Ana Sayfa]  [İnsan]  [Yaşam]  [Türkiye]  [Politika] 
[Yorum]  [Dış Haberler]  [Ekonomi]  [Borsa/Finans] 
[Spor]  [Kültür/Sanat]  [Arka Sayfa]  [Yazarlar]


Abonelik Formu
Radikal-online'a ücretsiz olarak abone olup, yeniliklerden anında haberdar olmak istiyorsanız, lütfen aşağıya e-mail adresinizi yazınız




Yukarı Yukarı Çık
Geri Geri Dön

Radikal-online'ın
tüm hizmetlerinin listesi için tıklayınız


Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız

Radikal-online Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu sitedeki tüm sayfa ve uygulamalar her tarayıcı ile sorunsuz görüntülenebilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. İzin almadan kullanılması durumunda kanunuların elverdiği en yüksek ceza geçerli olacaktır. Tasarım ve uygulamalar: M. Serdar Kuzuloğlu.