|
|
|
| Radikal-online Okur Forumu |
| Siyasetçi - İşadamı - Çete üçgeninde kalan Türkiye, bu çıkmazdan nasıl kurtulacak? Kimler suçlu, kimler sorumlu? Sizin bu konudaki fikirleriniz ve önerileriniz nedir? TIKLAYIN |
Sosyal devlet öldü mü?Dünya Bankası'nın en iyi altıncı 'müşterisi' olan Türkiye, geliri en kötü dağıtanlar arasında 26'ncı, insani gelişmişlik açısından 69'uncu ve para değeri olarak sonuncu sıradadırBülend Kırmacı
Anadolu toprağına emperyalizm vurduğunda biz, geleneğin sürekliliği ile modernist devrimin iç çatışmalarına hazırlanıyorduk.
Kazandık... Çünkü, 'haklılığı' olan bir halktık...
Gerçi o günden bu yana içten içe bir savaşım ve çatışma yine var. Ancak çevresi 'küreselleşti', merkezleri 'çok kimlikleşti', öğeleri ise alt kültür gruplarına indirgendi.
Yeni bir yüzyıla iki kala gerçeğin bilgisinden yoksunluk, geleceğin zarar hanesine yazılacaktır.
Türkiye, bugün, yılda 8 milyar dolar dış borç servisi ile kapitülatif bir boyutta hükümranlığını yapısal uyum programlarına aktarmıştır. Dünya Bankası'nın en iyi altıncı 'müşterisi' olan Türkiye, dünyada geliri en kötü dağıtanlar arasında 26'ncı insani gelişmişlik açısından 69'uncu ve para değeri olarak sonuncu sıradadır.
Ülkemizde finansman
sanayinin, rantiye de yatırımın önüne geçmiştir.
Emeğin örgütlenmesindeki geriye dönük, kadın ve çocuk istismarında ise ileriye dönük 'sıçrama'yı, toplumsal sadakati ters - bilinçlendirmede bir araç olarak kullanan mistik - faşistler bile kabullenmektedirler.
Postfordist ve postmodernist bağlaşmasının tellallığıyla taşeronlaşma ve esnekleştirmeye, mevsimlik ve geçici işgücüne tutsak bir piyasayı, Samsun'da çocuk pazarlarında, İstanbul'da organ ticaretinde ortaçağsal sonuçlarını sergilemiştir.
Türkiye'de siyasal yelpazenin sağ kanadı doğrudan bozucu etkinliğini sergileyemediği ara dönemlerde bile insan hak ve özgürlüklerinin kısılması için bir sera iklimi oluşturagelmiştir.
Türkiye'nin demokrasisinde iyileştirmeler, ekonomisinde geliştirmeler ve toplumsal yaşamında ilerlemeler edinmesi için sosyal demokrat bir iktidara gereksinimi var düşüncesindeyim.
Bu ise, 'ulusal devlet-küresel yaşam' diyalektiğini, toplumsal eşitlik, siyasal özgürlük ve ulusal dayanışma tayfından süzüp; insanı doğallaştıran, sistemi olağanlaştıran, o arada doğayı da insancıllaştıran projelerin serdedilmesine bağlı.
Gerçekten CHP, eğitim, sağlık, emeğin korunması, sosyal hizmetler, sürdürülebilir kalkınma ve demokratik kitle örgütlenmeleri ile daha birçok konuda katılımcı bir yöntemle izlencesini olgunlaştırıyor.
Bu bağlamda, açık bir zihinle, açık bir dille ve açık bir yürekle tartışmak gerekiyor.
Körü körüne bir özelleştirmeciliği ya da bağnazca bir devletçiliği aşmalıyız.
Mülkiyet fetişizmine endekslenmeden, miktar kadar kaliteye de önem veren, rekabeti tüketici haklarının işlevselliğiyle kurumsallaştıran, tekelciliği yasalar kadar küçük girişimcilere, kooperatiflere ve ikincil işlere olanak tanıyan bir ekonomik çevrimle sınırlayan bir anlayışı sahiplenmeliyiz.
İşlikleri, tersaneleri, fabrikaları, okulları, sağlık ünitelerini halkın kılmak, ihtiyaç ve kaynakların bilgisi ve karar süreçlerinde tam bir saydamlık içinde toplumsallaşmaya yönelmek gerekiyor.
Bu, 'ne özelleştirmecilik ne devletçilik ama toplumsallaştırma' diye formüle edilebilir. Bu, aynı anda 'kapitalist ve sosyalist tabakalaşmayı ihtiyatla karşılayan karma ekonomi modeliyle, sosyal duyarlılığı olan verimli ve iç barışı sağlanmış bir piyasa ekonomisinin bütünleştirilmesi olarak da okunabilir.
İnsana yatırımı bir üretim sürecinin ikamesi ve bir faktörün güçlendirilmesi olarak görmeden, bireyin ve toplumun yaşam kalitesinin yükseltilmesini her kesimin, her kurumun ortak duyarlılığına tevdi etmek gerekir.
Türkiye sosyal demokrasisi, gelişme/büyüme ereğinin ve ediminin sıradüzenli mekanik bir takvime indirgenmesini reddederek, ırkçılık ve yabancılaşmayı kundaklarcasına hoyratça dışlanmaya çalışılan nükleer karşıtı ve cinsiyet ayrımcılığı karşıtı hareketleri de, evrensel boyutta selamlamalıdır.
6 milyon işsize, 12 milyon mutlak yoksula aldırmadan bize, 'Sosyal devlet öldü', 'Son sosyalist devleti yıkacağım', 'Tek yol yeni dünya düzeni ve MAI' diyenlere bir çift lafımız olmalı:
'Sosyal-yatırımcı devlet tesis edilerek', 'yaratıcı yaşam keşfedilerek', 'KİT'ler yenilenerek' ve 'karma ekonomi' sahiplenilerek, imeceyle ve dayanışmayla yürümeye kararlıyız... Asya Kaplanları'nın kâğıttan sanayi modeli, Şili'nin sosyal güvenlik düzeni, İsrail'in enflasyonla mücadele yöntemi her şey demek değildir... Ne Acem'in ne Arap'ın moral otoritesine ihtiyacımız var. Yolumuz, Cumhuriyet'in demokratikleştirilmesine, demokrasinin halkınlaştırılmasına ve halkımızın toplumsallaşmasına çıkıyor.
Bülend Kırmacı: TBMM CHP
Grubu Danışmanı
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|