|
|
|
| Radikal-online Okur Forumu |
| Siyasetçi - İşadamı - Çete üçgeninde kalan Türkiye, bu çıkmazdan nasıl kurtulacak? Kimler suçlu, kimler sorumlu? Sizin bu konudaki fikirleriniz ve önerileriniz nedir? TIKLAYIN |
Barışın ilk somut adımı etusalp@radikal.com.tr İnsanları salt Arap ırkından olanları öldürecek bomba yapma arayışına sürükleyen düşmanlığın kaynağında ne var? Yüz binlerce Yahudi'yi gaz odalarına gönderen düşmanlık nasıl birikiyor? Başları koparılan Alevileri kuyulara doldurtan düşmanlık nasıl açıklanıyor? Kamerasıyla yere yıkılmış gazetecinin yüzünü tekmeleten düşmanlık nereden kaynaklanıyor? Küçücük bir bebeğe kurşun sıkan düşmanlığın kökeninde ne yatıyor? Savunmasız insanların olmayacak yerlerine elektrik verdirten düşmanlık hangi gerekçelere dayandırılıyor? Başbakan ve hükümet üyesi bakanlarla, yürekleri yurt ve insan sevgisi dolu gençleri darağacına sürükleten düşmanlığı kim üretiyor?
* * *
Olup bitenlere düşmanlık ortak paydasından bakınca insan ister istemez Türkiye yakın tarihinin Kahramanmaraş'tan Çorum'a, Kayseri'den Sivas'a uzanan düşmanlık alevlerini anımsıyor. Dalga dalga yükselen öfke Taylan Özgür'den Abdi İpekçi'ye, Uğur Mumcu'ya; Doğan Öz'den Bedrettin Cömert'e, Prof. Bedri Karafakioğlu'na, Kemal Türkler'e, İlhan Erdost'a, Prof. Muammer Aksoy'a, Doç. Bahriye Üçok'a ve daha binlerce insanın yaşamlarına son veren cinayetleri hatırlatıyor. İşte tam bu noktada 'ırk, din, inanç ve siyasi düşünce düşmanlıkları' üzerine inşa edilen eli kanlı, burnu kokainli siyasetlerin/siyasetçilerin beyinlerinde üreyen hınç ve öfkeyi kontrol etmek gibi bir zorunluluk ortaya çıkıyor. 'Binlerce şehit ailesinin ve gazilerimizin de katılımıyla, örneğin önümüzdeki pazar günü 80 ilimizde gösteri yapmak' yerine, ülkenin yurttaşlarını 'bundan sonra barış' haykırışı için alanlara çağırmak gerekiyor. Yakın tarihin belgeleri yıllar önce 'Ya Taksim, ya ölüm' diye sokaklara dökülen halkın '6-7 Eylül olaylarının utanç durağına' nasıl sürüklendiğini gösteriyor. Türk ve Kürt halkları arasında yeni düşmanlıklar üretmek yerine/varolan acıları düşmanlık zemini üstünde öfkeyle keskinleştirmek yerine daha başka işler yapmak gerekiyor. Buradan bakınca sonucu ne olursa olsun Apo'nun Roma'da yakalanmasını 'iç barışın ilk somut adımı' olarak değerlendirmenin bir zorunluluk olduğu görülüyor.
* * *
Apo'nun iadesi için İtalya'ya dönük öfke üretenlere/gösteri örgütleyenlere küçük bir anımsatma yapmak zorunlu oluyor. Türkiye'nin yakın tarihini yaşayanların hiç olmazsa bundan sonra soğukkanlİ/sağduyulu davranmaları için ellerinde büyük bir birikim bulunuyor. Düşmanlık üretenlerin, hınç ve öfke örgütleyenlerin, örneğin önce 1-) 6-7 Eylül olaylarının fitilini ateşleyen provokatör Oktay Engin'in, Abdullah Çatlı ile birlikte yıllar sonra 16 Mart 1978 katliamında görüldüğünü unutmamaları gerekiyor. Sonra sıra 2-) Abdi İpekçi'yi kurşunlayan Mehmet Ali Ağca'nın Çatlı'nın evinde saklandığını anımsamaya geliyor. 3-) Uğur Mumcu'yu 'Ben öldürdüm' diyen Cengiz Ayhan'dan, 7 TİP'linin katili Haluk Kırcı'ya, 'cezaevinde İtalyan hükümlüyü rehin alıp dış politikaya katkı sağlayan uyuşturucu kaçakçısı' Yaşar Öz'e, Alaattin Çakıcı'ya uzanan eli kanlı kadroyu bu işlerden uzak tutmak gerekiyor.
Sonuçta, ölüm cezasının kaldırılmasını isteyenlere bir zamanlar 'vatan haini' diyen 'vatanseverlerin', şimdi ölüm cezasının kaldırılması için yollara dökülmesini asla olağan karşılamamak gerekiyor.
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|