|
|
|
| Radikal-online Okur Forumu |
| Siyasetçi - İşadamı - Çete üçgeninde kalan Türkiye, bu çıkmazdan nasıl kurtulacak? Kimler suçlu, kimler sorumlu? Sizin bu konudaki fikirleriniz ve önerileriniz nedir? TIKLAYIN |
Hayalle gerçek arasında emahcupyan@radikal.com.tr Öcalan'ın Rusya'ya gitmesinin daha 'iyi' bir durum yaratıp yaratmadığına ilişkin muhasebe bitmeden, iş Batı dünyasının kontrolüne geçti. Rusya'nın Öcalan'ın sınır dışı edileceğini önceden haber vermesi, Avrupa ülkelerinin bizden önce olaydan haberdar olması, ABD'nin baştan sona etkili tavrı aynı değerlendirmeye işaret ediyor: Ortadoğu coğrafyası içinde bir terör sorunu olarak kalan ve Batı'yı doğrudan ilgilendirmeyen bir olay, bugün 'Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi' projesi içinde siyasi bir mesele haline gelmiştir. Türkiye duruma sadece terör perspektifi içinden baktığı için, yaptığı baskının muhtemel sonuçlarını tam olarak algılayamamış gözükmektedir. Çünkü taşlar bir kez yerinden oynadıktan sonra, dünya politikası açısından evvelce durağan sayılabilecek bir durum şimdi dinamik ve değişken özellikler sergilemeye başlamış, bu ise zaten Türkiye'den daha güçlü olan Batılı ülkelere müdahil olma fırsatı yaratmıştır.
Dolayısıyla bugün Türkiye'nin önünde açıkça bir 'siyasi mesele' durmaktadır ve Türkiye'nin bu gerilimden hem konumunu güçlendirerek çıkması, hem de ülke içi barışı sağlaması bu durumu ne derece idrak ettiğiyle bağlantılıdır. Bu değerlendirme PKK'nın zaman içinde, bırakalım 'muhatap' olmayı, taraf bile olamayacağını ifade eder. Çünkü bugün gelinen noktada PKK, Kürtler dahil herkes açısından karşılıklı atılacak sosyal, kültürel ve özellikle ideolojik adımların önünde engel teşkil etmektedir. Ancak, PKK'nın bu şekilde diskalifiye olması, öncelikle Türkiye'nin gelecekteki tavrına bağlı olacaktır. Eğer Türkiye eski antiterör jargonuyla meseleye yaklaşırsa, Öcalan'ın iade edilmemesine ve kontrolün tamamen elinden çıkmasına da razı olur. Bu nedenle gazetelere yansımakta olan 'Hesap sorulana kadar mücadele devam edecektir' türünden siyasetçi demeçleri, 'milli' duyguları okşasa da, birer siyasi olgunsuzluk örneğidir.
Avrupa'da PKK lehine yapılan gösterilerin cılızlığının ortaya koyduğu gibi, şimdiye kadar psikolojik baskı altında olan diğer Kürt gruplar muhtemelen önümüzdeki günlerde kendilerini PKK'dan tamamıyla sıyırıp, mücadelelerini terörü kınayan bir siyasi düzleme çekeceklerdir. HADEP'te de böyle bir berraklaşmanın olması durumunda devletin ne yapacağı merak konusudur ve muhtemelen Batı nezdindeki yeni görüntümüz bu alandaki resmi yaklaşıma bağlı olacaktır.
Bu bağlamda önemli olan Öcalan'ın iadesi değil, iade sonrasında ne yapılacağıdır. İdam cezasını kaldırma karşılığında, Öcalan'ın iadesini beklemek bu nedenle abestir. Çünkü her şeyden önce tek bir suçluyu elde etme uğruna bir yasayı değiştirmek siyasi bir olaydır ve Türkiye'nin bugüne kadar sürdürülen 'asayişçi' anlayışını baltalar: Eğer Türkiye olayı siyasi bir düzlemde algılıyorsa, diğer ülkelerin haydi haydi öyle algılayacaklarına şüphe yoktur. Ancak asıl önemlisi 'iade sonrasından' maksat Öcalan'ın hayatı değil, Kürt meselesinin nasıl siyasallaşacağıdır. Çatışmayı besleyecek ve Kürt entelijansiyasını yeniden PKK sempatizanı haline getirecek bir adımın Batı tarafından destek bulacağını sanmak için epeyce nahif olmak gerekiyor. Kısacası Türkiye'nin artık hayal dünyasından aşağıya inip, gerçeklikle yüzleşmesinin zamanı geliyor. Biz istesek de, istemesek de...
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|