|
|
|
| Radikal-online Okur Forumu |
| Siyasetçi - İşadamı - Çete üçgeninde kalan Türkiye, bu çıkmazdan nasıl kurtulacak? Kimler suçlu, kimler sorumlu? Sizin bu konudaki fikirleriniz ve önerileriniz nedir? TIKLAYIN |
'Hatice Hanım yöntemi' gsak@radikal.com.tr Bir süredir 'yahu, ekonomide gündem değişmedi' diye söylenir olduk. Biz söylenmeyi sürdürürken ekonomi, toptan gündemin dışına atılıverdi. Geçen haftayı, 'Bu memlekette siyasiler nelere karışıyormuş?' garip şaşkınlığı ile geçirdik. Bir şaşırdık, bir şaşırdık, şaşkınlıktan küçük dilimizi yuttuk! Memleketimizde siyasi müdahale alanının genişliğini sanki birdenbire öğreniverdik. Sizi bilmeyiz ama biz bir dostumuzun tavsiyesiyle Ömer Seyfettin'in 'Yüksek Ökçeler' öyküsünü bir kere daha okuduk. Ve de şaşkınlığımızın 'yüksek ökçeli iskarpin giymeyi seven' Hatice Hanım'ın şaşkınlığına pek benzediğine ikna olduk. Sayın Yener Dinçmen'in son açıklamalarını ise 'yüksek ökçeli iskarpin giymeyi seven Hatice Hanım yöntemi'nin benimsenmeyeceğine delil olarak dinledik. Sabırsızlanmayın lütfen, önce öyküyü bir dinleyin.
Efendim, Hatice Hanım, kocası öldükten sonra koca konakta evlatlığı, hizmetçisi, aşçısı ve bahçıvanı ile birlikte yaşıyor. Hatice Hanım mutlu. Kocası öldüğünden beri, tam dokuz yıldır, yanında çalışanların namusundan pek bir memnun. Herkes olması gereken yerde ve yapması gereken işleri yapıyor. Kadıncağız dokuz yıldır hiçbirinin tek bir yanlışını bile görmemiş. Hatice Hanım'ın tek bir takıntısı var: Yüksek ökçeli iskarpin giymeyi seviyor. Boyu birazcık kısa olduğu için, evin içinde de bir karışlık topuklara sahip iskarpinlerini 'tıkırdatarak' dolaşıyor. Gel zaman, git zaman, Hatice Hanım baş dönmesi, diz ağrısı gibi dertlerle doktora gidiyor. Doktor, sorunların o yüksek ökçelerden kaynaklandığına emin. Hatice Hanım'a "Bundan böyle topuksuz yünden terliklerle dolaşın" diyor. Hakikaten Hatice Hanım'ın sağlık sorunları bitiyor. Gelgelelim bu kez Hatice Hanım dehşetle fark ediyor ki, yünden terliklerle dolaşmaya başladığından beri, yanında çalışanların namusu bozulmaktadır. Yanında çalışanları, her gün, konağın olmamaları gereken bir yerinde, yapmamaları gereken bir işi yaparken yakalayıveriyor. Bir uyarı sinyali gibi çınlayan yüksek ökçenin tıkırtısı ortadan kalkıp, Hatice Hanım yünden terliklerin sessizliği ile evin içinde dolaşmaya başlayınca birden herkesten şüphelenmeye başlıyor. İç huzuruna yeniden kavuşmak için de yüksek ökçeli iskarpinlerine ve sağlık sorunlarına geri dönmeye karar veriyor.
Geçen hafta Hazine Müsteşarı Sayın Yener Dinçmen, bozulan iç huzurumuzu onarmak için 'yüksek ökçeli iskarpin giymeyi seven Hatice Hanım yöntemi'nin benimsenmeyeceğini ortaya koyarak önemli bir adım attı. Ortada hiçbir problem yokmuş gibi yapılmayacağını belirtti. Sayın Dinçmen, bankacılık sektöründeki lisanslama, gözetim, denetim, el değiştirme işlemlerinin bundan böyle özerk bir kurul tarafından yapılması için bir kanun tasarısının Meclis'e gönderileceğini söyledi.
29 Ekim 1998 tarihli Radikal'de Türkbank olayını değerlendirirken söylediğimiz gibi, bankacılık sektörünün işleyişinin, bir bütün olarak, kamu ve özel bankalar hep birlikte, siyasi müdahale alanının dışına çıkarılması gerektiğini vurgulamış oldu. Doğru söze ve doğru tavıra ne söylenebilir? Sayın Başbakan'ın ve hükümetin tüm üyelerinin 'iyi niyetinden' şüphemiz olamaz. Ama 'cehennemin iyi niyet ve iyi istek taşları ile döşeli' olduğu unutulmamalıdır. Beladan bir hayır çıkmalı, bu tasarı, bu Meclis'ten geçmelidir.
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|