Radikal-online   Yazarlar 18 Kasım 1998
Reklam

SON DAKİKA HABERLERİ


Konular

Ana Sayfa
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu


Sanal Meydan... Sizin Sayfalarınız...


Radikal-online Okur Forumu
Siyasetçi - İşadamı - Çete üçgeninde kalan Türkiye, bu çıkmazdan nasıl kurtulacak? Kimler suçlu, kimler sorumlu? Sizin bu konudaki fikirleriniz ve önerileriniz nedir? TIKLAYIN

Apo'yla birlikte Avrupa kapılarında

ismet.berkan@radikal.com.tr
VİYANA - Avrupa Birliği'nin haziran ayında Cardiff'te yaptığı zirvenin ardından Türkiye'nin birlik genişleme sürecine
12. aday ülke olarak katılması yolunda bir minik 'ilerleme' sağlandığında, ansızın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in Avusturya'nın başkenti Viyana'ya yapacağı gezinin zamanlaması da büyük önem kazanmıştı.
Bu önem iki noktadan kaynaklanıyordu: 1. Yılın ikinci yarısında AB Dönem Başkanlığı Avusturya'ya geçiyordu, AB zirvesi de aralık ayında Viyana'da yapılacaktı; 2. Almanya gezinin gerçekleşeceği kasım ayında seçim baskısından kurtulmuş oluyordu, böylece Türkiye ile ilgili karar verme güçlükleri büyük ölçüde sona eriyordu.
Demirel ve yakın kurmayları hiç kuşkusuz dün sabah başlayan geziyi programlarken bütün bunları da hesaplamışlardı. Ama hesaplanamayan bir şey vardı: Apo.
PKK liderinin dünyada kaçacak delik bulamazken İtalya'ya gitmesi (belki de İtalya tarafından kabul edilmesi) yetmezmiş gibi İtalya'nın izlediği ikircikli politikalar Türkiye'nin büyük tepkisini çekmek üzere.
Türkiye, bu saatten itibaren İtalya'ya göstereceği her türlü tepkide ve bu ülke üzerinde uygulayacağı her türlü baskı politikasında haklı olacak. Çünkü 35 binden fazla insanın ölümüne yol açmış bir örgütün liderini, 5 bin sivilin öldürülmesiyle 'insanlığa karşı suç' işlemiş birini korumaya kalkışmanın bir bedeli olmalı.
Korkum, İtalya'ya karşı gösterilecek tepkinin giderek Avrupa'ya karşı tepkiye dönüşmesi.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bu konuda serinkanlılığını koruyanlardan. Türkiye-AB ilişkilerine Apo gölgesinin düşmesini istemediği muhakkak.
O yüzden Viyana'daki temaslarında esas olarak üç konuyu, birbirinden ayırmaya özen göstererek gündeme getiriyor.
Birinci sırada elbette PKK terorü ve PKK'nın insanlığa karşı işlediği suçlar var.
İkinci sırayı AB'ye aday üyelik konusu oluşturuyor. Konu çok kapsamlı ama Cumhurbaşkanı'nın yaptığı kısacık bir özet Türkiye'nin temel isteğini dile getirmeye yetiyor: "Resmen '12. aday ülkesiniz' deyin, olsun bitsin."
Üçüncü önemli konu ise Kıbrıs.
Cumhurbaşkanı'nın Viyana'daki gündemi bile aslında günün gerçeğini ortaya koyuyor. Üç konu birbiriyle derinden derine ilgili.
Giderek bir 'zafer' olmaktan çıkmaya başlayan Apo konusunun ortaya koyduğu önemli bir gerçek var: Türkiye, PKK'yı ve onun yarattığı terörü bugüne kadar dünyaya hiç anlatamamış. İtalya Başbakanı ve Cumhurbaşkanı'nın Apo'dan ve PKK'dan söz ederken tereddüt bile göstermeden olumlu konuşmaları, en azından PKK için olumsuz hiçbir söz sarf etmemeleri bunu kanıtlıyor aslında.
İtalya'nın PKK'yı eli kanlı, sivilleri bebek kadın demeden öldüren insanlığa karşı suç işlemiş bir örgüt olarak görmek yerine 'siyasi' bir örgüt olarak görmeye kalkışması sonuçta sadece 'dış komplo' ile açıklanabilir bir şey değil. Türkiye'nin hassasiyetini ve derdini bu ülkeye bugüne kadar doğru dürüst anlatamamış olması da elbette konuşulmalı.
İşte o yüzden, Cumhurbaşkanı'nın Viyana'da temaslarına PKK'yı anlatarak başlaması gerekiyordu, o da öyle yaptı zaten.
Hiç kuşkusuz yapılacak görüşmelerin en önemli maddesi, Türkiye'nin AB'ye adaylığı. Bugünlerde anlaşıldığı kadarıyla Türkiye'nin icra organının içinde Cumhurbaşkanı Demirel ve çevresinden başka kimse AB'ye tam üyelik yolunun açılmasını pek istemiyor.
AB Komisyonu'nun Türkiye için de rapor vermesi, biliyorsunuz Dışişleri Bakanı İsmail Cem tarafından 'olumlu' bulunurken, hükümetin AB'den sorumlu Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel farklı telden çalmıştı. Bu basit çelişki hükümetin içindeki bir partinin iki üyesinin bile AB konusunda birbirlerinden epey farklı düşündüklerini ortaya koyuyor.
Daha önce de, 'AB ve samimiyet' başlığıyla yazmıştım: Türkiye'de bir kısım Batılı ve Batıcı aydın, paradoksal biçimde AB üyeliğini için için istemiyor.
O yazıda önerim şu olmuştu: 'Herkes samimi olsun, AB'yi istemeyenler bunu açık açık söylesinler.'
Maalesef bu olmuyor, onun yerine yine 'Gümrük Birliği'ni gözden geçirelim' gibi ne anlama geldiği, nasıl yapılacağı belli olmayan öneriler havalarda uçuşturuluyor, insanların kafaları karıştırılıyor.
Apo sorunu, korkarım ki AB düşmanlarına bir koz daha verecek.

RADİKAL ONLINE OKUR ANKETİ
Bu yazıyı doyurucu buluyorum --------------->
Bu yazıyı yeterli buluyorum -------------------->
Bu yazıyı yetersiz buluyorum ----------------->
Bu yazıyı taraflı buluyorum --------------------->

[Ana Sayfa]  [İnsan]  [Yaşam]  [Türkiye]  [Politika] 
[Yorum]  [Dış Haberler]  [Ekonomi]  [Borsa/Finans] 
[Spor]  [Kültür/Sanat]  [Arka Sayfa]  [Yazarlar]


Abonelik Formu
Radikal-online'a ücretsiz olarak abone olup, yeniliklerden anında haberdar olmak istiyorsanız, lütfen aşağıya e-mail adresinizi yazınız




Yukarı Yukarı Çık
Geri Geri Dön

Radikal-online'ın
tüm hizmetlerinin listesi için tıklayınız


Bu konuya ait haber listesine dönmek için tıklayınız

Radikal-online Görüş ve düşüncelerinizi webadmin@radikal.com.tr adresine yazabilirsiniz. Bu sitedeki tüm sayfa ve uygulamalar her tarayıcı ile sorunsuz görüntülenebilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. İzin almadan kullanılması durumunda kanunuların elverdiği en yüksek ceza geçerli olacaktır. Tasarım ve uygulamalar: M. Serdar Kuzuloğlu.