|
|
|
| Radikal-online Okur Forumu |
| Siyasetçi - İşadamı - Çete üçgeninde kalan Türkiye, bu çıkmazdan nasıl kurtulacak? Kimler suçlu, kimler sorumlu? Sizin bu konudaki fikirleriniz ve önerileriniz nedir? TIKLAYIN |
Aptalca bir özlem Bazen, dostlarımı ve kendimi harabe bir tapınağın gönüllü bekçileri gibi düşünüyorum. Gönüllüyüz, çünkü bu bekçilik görevini kimse vermedi bize. Ne üniformamız var, ne düdüğümüz; ne de tedavülden bile kalkan ama dilimize yapışıp kalan beş kuruşluk bir çıkarımız. Yıllardan beri o sütun senin, bu sütun benim mekikler dokuyoruz, bir taş daha eksilmesin, bir baş daha koparılmasın diye uğraşıyoruz. Niye, neyin ve kime karşı bekçiliğini yapıyoruz? Görünürde ve söylemde, toplumun bir gün yokluğunu hissedeceği, yitikliğinden pişmanlık ve var olduğu eski günlere özlem duyacağı değerleri savunuyoruz. İyi ama, o tapınağı taş be taş yerle bir eden, toplumun kendisi değil mi? Sütun başlarını kırıp koparan, mermerleri çalan, güzelim mozaikleri göz göz oyanlar başkaları mı?
Atadan dededen kalan kunt ceviz masayı, iki günde çarpılan formika sehpaya karşılık elden çıkaran; kristal kadehten vişne likörü yudumlamak yerine plastik bardakta kola içmeyi, makın don burgerini İnegöl köftesine yeğleyen kişilerin gelecek kuşakları hangi kaliteyi bilebilir ve özleyebilir ki; bu tapınağı, yani ülkeyi, bir zamanlar eşsiz kılan güzellikler ve özellikler, çocuklarımıza kalsın diye uğraşıyoruz?
Hangi ulu camii, hangi görkemli kilise, hangi Roma yolu, hangi Bizans sarnıcı, Osmanlı çarşısı, ahşap yalı, mezarlık, Mevlevihane; hangi saray, hangi Sinan köprüsü bugünün ucube camilerini, eğri büğrü yollarını, göze tecavüz edip göklerimizi yırtan beton blokları dikenlere ve o gökdelenlerin dibine yırtık çadır kurar gibi yoz ve eğreti gecekonduları çatanlara esin kaynağı oldu ki?
Geçmiş kuşakların, 'Bakın, görün, öğrenin, daha iyisini yapın!' diye özenle koruyup bıraktığı hangi yapı, hangi çatı, hangi düzen, hangi tarih deneyi çağdaş toplumumuzu biçimlendirdi? Nereden ve kimden hangi dersi aldık, neyi öğrendik? Gelecek kuşaklar kim? Düşündü, yazdı ve Meclis'te pankart açtı diye dokuzar yıl hapse çarptırdığımız çocuklar mı, bu çağdaşlıktan umar bulamayınca Araplaşanlar mı, yoksa markası Amerikan olmazsa kıçına don giymeyen ve Türkçeden çok İngilizce konuşan İngiltürkler mi?
İtalya, Apo'yu vermiyormuş, PKK'yı siyasallaştırıyormuş. PKK'yı siyasallaştıran kim? İtalya mı, yoksa yirmi yıldır kültürel bir özerklik bahanesi ardına milyonlarca sempatizan, yüzbinlerce silahlı adam dizebilen bir örgütü yalnızca baskı ve savaşla ezmeye kalkan Türk aklı mı? Bakın bir bunu iyi öğrenmişiz Osmanlı'dan, 'höt' dedin mi, kelle kopardın mı, iş biter. İş bitmiyor işte ve Osmanlı'dan kalan yöntemle de bitmeyecek. Ne olacak şimdi? Apo'nun o ya da bu şekilde bir yerde 'kaçak' durumuna düşürülmesinden hemen sonra, aklı başında bir devletin alacağı ilk karar, bunca yandaşı olan bir hareketin kültürel dayanaklarıyla ilişkisini derhal kesmek değil midir? Kürt kimliğini, dilini tanımak, bölge okullarında ikinci ve tercihli dil olmasına, kendi (ve devlet eliyle değil, özel) televizyonlarını, radyolarını kurmalarına izin vermek, İtalya ve tüm dünyayı, Apo'yu koruyacak bir silahtan, Kürtlerin geniş genelini de bir bahaneden mahrum bırakmaz mı?
Bizim devlet Kürtlere bu kültürel hakları vermemekte direnirse, zaten yurtdışında almayacaklar mı, almıyorlar mı?
Yoksa Türkiye'de, yalnızca Türkçeden çok İngilizce konuşmayı yeğleyen ve Amerika'nın kültür güdümünde bir gelecek kuşağa mı yer ve tahammül var?
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|