|
|
|
| Radikal-online Okur Forumu |
| Siyasetçi - İşadamı - Çete üçgeninde kalan Türkiye, bu çıkmazdan nasıl kurtulacak? Kimler suçlu, kimler sorumlu? Sizin bu konudaki fikirleriniz ve önerileriniz nedir? TIKLAYIN |
Göçmüş zaman peşinde Kameramı alıp çıkıyorum. Bir filmi başlatacak olan ilk görüntüyü arıyorum. Herhangi bir filmin, henüz senaryosu bile yazılmamış, öyküsüz bir filmin, ilk karesinin peşindeyim.
Dünyanın görüntüsü bulmacalarla dolu. Dünyanın sesleri de. Bu iki bulmacayı ne zaman üst üste getirsem yeryüzünün ruhu çıkıp geliyor. Gözle kulak, başka başka köşelere savrulurken aradaki büyük perdeye dünyanın tini sızıveriyor.
Dün sabah yağmurdan sonra, sığırcık kuşlarını gördüm. Kuzeyden geliyorlardı. Aşiyan mezarlığının içinde, kabirlerin arasında kameramla dolaşıyor, hikâyeleri ölümle sona ermiş onlarca insanın şimdi yosun tutmuş mezar taşlarını görüntülüyordum ki, sığırcıkların seslerini
işittim. Yukarıda, Hisar tarafındaki fundalığa kondular. Hayattan göçmüşlerin üzerlerine
göçmen kuşların uğultusu vuruyordu. Bir süre sonra kalkıp gittiler. Kaydı kestim.
Ben de gittim bir su birikintisi buldum. Açık alanda, yıkılmış, çatısız harap bir evin tabanını doldurmuş su birikintisinin yansıttığı gri gökyüzü, pencerelerden içeriye dolan rüzgarla dalgalanıyordu. Kameramı oraya doğrultmuştum ki, arkamda bir ses işitip döndüm, ıslak bir köpek bana bakıyordu. Çekildim içeriye girdi, birikintinin üzerinde bir süre yürüdü. Ayaklarının suda çıkardığı sesi de kaydettim. Sonra birkaç dakika orada öylece durdu ve geldiği gibi gitti. Uzaklarda bir camide sela okundu. Yaşlı bir kadın daracık bir sokakta kedileri besliyor. Yataktan yeni kalkmış sanki. Saçları dağınık, entarisinin rengi atmış, çıplak ayağında tuhaf terlikler var. Kadın elinde taşıdığı poşetten çıkardığı lokmaları kedilere
doğru fırlatıyor. Ve her bir kedi kendi parçasını
alıp bir köşeye çekiliyor. Sokağın başında
kömür yüklü bir kamyon beliriyor. Yan yana sıralanmış iki katlı evleri sarsan tekerlerin gürültüsüyle kedileri ortalıktan bir anda toz oluyorlar. Kadın ellerini iki yana açmış yaklaşan kamyonun üzerine doğru ilerlediği sırada, aracın kasası yükseliyor ve birkaç ton kömür sokağı kaplamaya başlıyor. Kadının etrafa saçtığı kirli beyaz mama parçaları kömürlerin altında kalıyor. Gürültüden kadının ne söylediği işitilmiyor. Ama hemen ötedeki surların gerisinden yükselen Ahırkapı fenerinin ışıldağı çakıp duruyor.
Geriye dönüyorum. Sokak denize çıkıyor. Ufuk hattına yükleme ya da boşaltma için bekleyen onlarca şilep demir atmış. Gemilerden birinden indirilen içinde üç kişinin bulunduğu bir filika kıyıya doğru yaklaşıyor. Geminin kaptan
köşkünün üzerinde bulunan direkte sarı bir
bayrak dalgalanıyor. Filikanın yanaşacağı iskelenin hemen yanındaki kayalıkta ateş yakmış iki evsiz
bir yandan şarap içiyor, bir yandan da ısınmaya çalışıyor. Tekne iskeleye yanaşmaya çalışıyor ama dalgalı deniz buna imkân vermiyor. Evsizlerden
biri elinde şarap şişesiyle iskeleye yürüyor. Filikadakilerin attığı ipi tam tuttuğu anda
şarap şişesi elinden düşüp kırılıyor. Adamlar tekneden üzeri battaniyeyle örtülmüş ölü bir denizciyi bir sedye yardımıyla kıyıya taşıyıp yere bırakıyorlar. Üç denizci ve iki evsiz bir süre
yanan ateşin başında sessizce birazdan gelecek
olan cenaze arabasını bekliyorlar.
Kuzeyde beliren sığırcık sürüsü, adamların ve fenerin üzerinden geçip Aşiyan'a doğru
uzaklaşıyor. Islak bir köpek iskeledeki
ölünün yanına gelip duruyor. Caddenin karşı yakasındaki fakir evlerin bacalarından tüten
kömür dumanları rüzgârla savruluyor.
Kameranın içindeki bant dönüp duruyor...
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|