|
|
|
| Radikal-online Okur Forumu |
| Siyasetçi - İşadamı - Çete üçgeninde kalan Türkiye, bu çıkmazdan nasıl kurtulacak? Kimler suçlu, kimler sorumlu? Sizin bu konudaki fikirleriniz ve önerileriniz nedir? TIKLAYIN |
Durgunluk alarmı Reel ekonomide durgunluk sinyalleri giderek artıyor: Devlet istatistik Enstitüsü tarafından hesaplanan veriler dış ticaret hacminde ciddi bir daralmaya işaret ediyor. Bir önceki yılın aynı dönemine göre eylül ayı ihracatı yüzde 7 arasında gerilirken, ithalattaki düşüş yüzde 20.9 düzeyine ulaşmış. Belli ki gerek iş dünyasının gerekse bireylerin beklentileri Rusya krizi sonrasında değişmiş, artan belirsizliğe bağlı olarak ekonomik eğilimler hızla farklılaşmış. Yılın son çeyrek dönemine ilişkin işsizliğin artacağı, büyüme rakamının 1994 yılından beri ilk defa sıfırın altına inebileceği, gelişmelerin bölüşümü ve rekabet gücünü daha da olumsuz yönde etkileyebileceği yönündeki beklentiler güçlenmiş.
İthalattaki yüzde 20 düzeyini aşan daralma, stoktan satışlara ağırlık verilmesi nedeniyle kapasite kullanımı ve istihdamın gerilemeye başladığını düşündürüyor. Kriz kokusu alan iş dünyasının taşıdığı riskleri azaltma eğilimine girmesi, Rusya krizi sonrasında finansman sıkıntısı ve reel faizlerde yükselişe neden olan sermaye çıkışı ve veya iç talepteki daralmanın devam edeceği yönündeki algılamaların yanı sıra hükümetin uyguladığını söylediği program bu sonuca katkıda bulunmuş alabilir.
1997 yılının ikinci yarısında enflasyonun artırılması yolu ile satın alma gücünün azaltılması yönündeki yaklaşım iç talebi uyarmış, büyüme açısından istisnai bir yıl yaşanmıştı. Bu açıdan değerlendirildiğinde eylül ayı dış ticaret rakamları makul karşılanabilir. Ancak Rusya krizi sonrasında yaşananları hesaba katmak zorunluluğu var. Yoğunlaşan sermaye kaçışı ciddi bir parasal daralma yaratmış, reel faizleri yükseltmişti; bu sonuncu ise yerli
ürünlerin iç ve dış piyasalardaki rekabet gücünü daha da olumsuz etkilemişti. Zaten mevcut bölüşümdeki dengesizliğe ek olarak faiz gelirlerinin milli gelir içindeki payının diğer faktör gelirleri aleyhine artması, iç talebi frenlemiş gibi görünüyor.
Esas sorun ise bundan sonra başlıyor: Zira gerek iç, gerekse dış talepteki daralma nedeniyle enflasyonist baskı azalsa da, gerileyen faktör gelirleri muhtemelen bütçe gelirlerini de olumsuz yönde etkileyecek, kısılamayan harcamalar sebebiyle, bütçe açığının kontrolden çıkması ihtimali hassas dengeleri zorlayacak.
Reel kesimde talep, finansal kesimde ise arz daralması yönündeki gelişmeler ciddi bir çelişkiye işaret ediyor. Endişeler kamu sektörü borçlanma gereksinimi üzerinde yoğunlaşıyor. Siyasi istikrarsızlık ve seçim faktörü belirsizliği iyice artırıyor.
Son on yıldır geleceğimizi karartan yapısal sorunları çözmek için hiçbir şey yapılmadı, siyasi istikrar ön şart olarak ortaya konulunca çözümler hep ertelendi. Zaman içinde hareket yeteneğiniz ise iyice daraldı. Maliyeti artan yapısal sorunlara ek olarak dış piyasalarda yaşanan kriz sıkıntıları artırdı. Bugün artık gereken önlemlerin hayata geçirilmesi için seçimleri veya siyasi istikrarın kendiliğinden oluşmasını beklemek lüksüne sahip değiliz. Kısacası oy hesaplarından arınmış, yüksek profilli bir hükümete acil ihtiyaç var...
|
[Ana Sayfa]
[İnsan]
[Yaşam]
[Türkiye]
[Politika]
[Yorum]
[Dış Haberler]
[Ekonomi]
[Borsa/Finans]
[Spor]
[Kültür/Sanat]
[Arka Sayfa]
[Yazarlar]
|
|
|
|
|