|
Ana Sayfa
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
|
|
Anadilinin peşinde bir yaşamMargosyan'ın anadilini öğrenme serüveni Diyarbakır'da başlıyor. Babası Ermeniceyi öğrenmesi için İstanbul'a gönderiyor. Şimdi Margos kitapları çok satan bir yazar ve Ermenice kitap basan tek yayınevinin yöneticisi Karadeniz'den gelip Galata rıhtımına yanaşan gemi Erzincan'ın Armıdan köyünden Hagop Mintzuri'yi de getiriyordu İstanbul'a.
1914'ün sonbaharı; Hagop'un boğazı felaket. Bademciklerini aldıracak.
Dedesi, annesi, karısı ve üç
çocuğuyla '20-25 günlüğüne vedalaşıp' İstanbul'a doğru
yola çıkmıştı Hagop.
İlanını okuduğu doktora
gidip 'hiç canı yanmadan'
aldırdı bademciklerini.
Doktor Uncuyan "Hemen yola çıkabilirsin" deyince bir sevinç, bir coşku kapladı içini. Çok az bir süre vardı vapurun kalkmasına. Sanasaryan Han'ın sokağından fırladı, Bahçekapı'dan geçip, önüne gelene çarpa çarpa, kalabalıkları yara yara koştu Galata rıhtımına.
Uğurlamaya gelenler henüz
dağılmamıştı, "Gemi gitti" dediler, "25 dakika kadar oldu. Şimdi Büyükdere önlerindedir".
Çok üzülmüştü Hagop gemiyi kaçırdığına.
Günler sonra yeniden yola çıkacak
gemiyi beklemeye başladı.
İşte tam o sırada, tarihte ender rastlanabilecek bir şanssızlık gelir Hagop'un başına:
"Kim tahmin edebilirdi ki Sırbistan'da Avusturya veliahtı öldürülecekti?.. Avrupa tutuşacak, altı büyük devlet savaşacaklar... Ardından çok geçmedi, Türkiye de seferberlik ilan etti. Sokak sokak davullar çalındı. Bizi askere yazdılar. Artık nasıl memlekete gidebilirdim?.. Beni fırın işçileri sınıfından ekmekçi asker yaptılar. 1915 yılı nisan ayında İstanbul'daki Anadolulu Ermenilerin techiri başladı. Ben zaten askerdim. Mayıs ayında memleketten mektup gelmedi. İki kez cevaplı telgraf çekildi, cevaplanmadı. Üçüncüsünde 'Burada değiller, bilinmeyen bir yere yollandılar' diye cevaplandı."
Ailesinden bir daha haber alamadı
Hagop. Yaşamının sonuna dek dedesine, annesine, karısına ve üç çocuğuna ne olduğunu hiç öğrenemedi.
Belki de içine düştüğü büyük
yalnızlığın acısını yazarak dindirmeye çalıştı Hagop ve Ermeni köy edebiyatının son dönemdeki en ünlü temsilcisi oldu.
Ölümünden bir süre önce Ermenice yayımlanan Marmara gazetesine yazdığı bir 'açık mektup'ta, artık Ermeni köy edebiyatının son temsilcisi, bu zincirin son halkası olan Mıgırdiç Margosyan'a "Edebiyatı unutma, sabahından çal, gecenden çal, eser ver bize" diye çağrıda bulunur.
Margo da, bu çağrıya yazdığı yanıtın başlığını 'Anadili Serüvenim' koyar.
1915 Ermeni techiri bilinmeden, insanın neden 'anadili serüvenine' girmesi gerektiği de pek anlaşılmaz. Başka bir deyişle, Margo'yu bilmek için, Hagop'u öğrenmek gerekiyor.
Margo, Diyarbakır'ın Hançepek'inde, yani Gâvur Mahallesi'nde doğmuştu.
Babası Ali'nin asıl adı Sarkis'ti. 'Sürgün artığı' olduğu için bu adı kendisine
Siverekli Zaza bir köy ağası vermişti.
Belki de dört yaşında sünnet ettirilip Müslümanlaştırıldığından, ne pahasına olursa olsun, inatla oğlunun anadili Ermeniceyi öğrenmesini istiyordu. Belli
ki bu tarihle bir hesaplaşmasıydı.
Margos daha beş yaşındayken, babası Sarkis elinden tutup yaşlı öğretmen Ojin'in evine götürür, iki ay sonra da sorar:
- Hele, söle bağhayım, benim paşşa oğlım, sen Varjuhi Ojin'den ne ögrenmişsen?
Margo ile Ojin'in evinde derse devam eden, biraz Ermenice ile daha çok nakış, kanaviçe, örgü öğrenmeye gelen kızlar da vardır. Bunlardan duyduğu, ama anlamını
bilmediği Diyarbakır Ermenicesiyle müstehcen bir mani okuyunca
babasından bir güzel dayak yer. Anadilini öğrenmek girişiminin ilk tokadıdır bu.
Margo 13 yaşına gelince, düğünlerde çalgıcıyken, biraz Ermenice bildiği için çaresizlikten kiliseye papaz olan Der Arsen'in evine gönderilir anadilini öğrenmesi için.
1953 yılında, yani 15 yaşındayken "Haydi" der babası "anadilini öğrenmek için İstanbul'a gidiyorsun". Bir rahip gelmiştir ve İstanbul'da yeni açılacak bir okul için öğrenci toplamaktadır.
Şişli'de götürülüp yerleştirildikleri Karagözyan Ermeni Yetimhanesi'ndeki çocuklar Diyarbakır'ın Gâvur Mahallesi'nden gelen Margos'u "Koşuuun!Koşuuun! Anadolu'dan Kürtler gelmiş!" diye karşılar.
İstanbul'a gönderildiğinde Margo sekizinci sınıfa gitmektedir. Ancak Bağlarbaşı'nda yeni açılan Ruhban Okulu için toplanan öğrenciler altıncı sınıftan başlayacaklardır. Babası Sarkis, sırf anadilini öğrenmesi için iki yıl yitirmesini göze almıştır;" Git, yeter ki anadilini öğren" diye.
Ancak bu farklılık nedeniyle Ruhban Okulu'na gidemez Margo. Kumkapı'daki patrikhanede kalıp, Karaköy'deki Ermeni Lisesi'ne gider.
6-7 Eylül olayları meydana geldiğinde lise öğrencisidir Margo. O dehşet manzaralarına tanık olur.
Lise bitince Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne giriyor. Ancak, İstanbul'da ailesi olmadığı gibi, kalacak bir yeri yurdu da yoktur. Bu nedenle 'foto şipşak'çılığa başlar Beyoğlu'ndaki ve Boğaz'daki eğlence yerlerinde.
Beyoğlu'nda bir balıkçı ailenin yanında pansiyoner olarak bir oda tutar kazandığı parayla. Artık gece yarılarına kadar çalışmakta, sabah da okula gitmektedir.
Bir yıl süren 'şipşak'çılıktan sonra İstanbul'da ilk geldiği yer olan Karagözyan Ermeni Yetimhanesi'ne okutman olarak girer. Kalacak yer sorunu çözülmüştür artık, üç beş kuruş da para kazanmaktadır.
Eliz Kavukçuyan ödülü
Üniversiteyi bitirip, askerden döndükten sonra 1966'da Surp Haç Tıbrevank
Lisesi'ne, yani 13 yıl önce Diyarbakır'dan öğrenim görmek için getirildiği, ancak sınıfı büyük olduğu için okuyamadığı Ruhban Okulu'na müdür olur. Burada felsefe, psikoloji, edebiyat öğretmenliği yapar.
1972'de okuldan ayrılıp ticarete atılır, ama, edebiyatla olan ilişkisini hiç kesmez. Marmara gazetesine Ermenice öyküler yazar. 1988'de Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Vakfı Edebiyat Ödülü'nü alır Paris'te.
1992 yılında öyküleri, kitap olarak
Türkçe yayınlanmaya başlar. Kitaplarının gördüğü ilgiyi, yalnızca Ermenilerin değil, farklı etnik kesimden insanların olumlu tepki vermesini, kısa sürede kitaplarının bu kadar ses getirmesini "Bu öykülerde etnik sorun, etnik kimliğini anlatan insanlar var. Diyarbakır'ın Gâvur Mahallesi'ni anlatırken yalnızca Ermenileri anlatmıyorsun ki, Keldanileri, Süryanileri, Kürtleri de anlatıyorsun" diye açıklıyor Margos.
Köyü de köylüsü de kalmadı
Şu anda Margos, Türkçenin yanı sıra düzenli olarak Ermenice kitap basan tek yayınevinin yöneticisi. Margos "Amacımız, mümkün olduğu kadar Ermeni edebiyatını Türk okurlara ve Ermeni olup da Ermenice okuyamayanlara ulaştırmaktı" diyor.
Ermenicenin çeşitli nedenlerle öğrenmesi güç bir dil olduğunu anlatıyor Margos:
- Bir kere Ermenicede 38 harf ve her harfin birkaç versiyonu var. İmlası zor. Bir de dilin kullanıldığı yer ve sürekliliği önemli. 1915'lerde, o karanlık günlerde birtakım kopukluklar olmuş. Analarımız, babarımız biraz Kürtçe, biraz Zazaca, biraz Arapçayla karışık bir Ermenice konuşurlardı. Okullarımızda Ermenice öğretiliyor ama öğretmen sayısı ve kalitesi sürekli
düşüyor. Okullarda bütçe sıkıntısı var.
Yeterli ücret ödenemiyor öğretmenlere.
Margos'un beş yaşında Diyarbakır'ın Hançepek'inde, yani Gâvur Mahallesi'nde öğretmen Ojin'le başlayan 'anadilini öğrenme serüveni', 13 yaşında kilisenin papazı Der Arsen'le sürüyor. 15 yaşında anadilini öğrenmek için İstanbul yollarına düşüyor Margos. Ermenice öyküler yazıyor Marmara gazetesine. Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Ödülü'nü alıyor 50 yaşında. Margos, Ermeni edebiyatında köyü, taşrayı anlatan son kişi. Çünkü artık Anadolu'da ne Ermeni köyü kaldı, ne Ermeni köylüsü.
Margos'un anadilinin peşinde bir yaşam boyu koşmasının serüveni aslında öncesiyle ve sonrasıyla insanların kendilerinden olmayanlara, kendilerinden farklı saydıklarına karşı nasıl da hoyrat davrandıklarının acı bir öyküsü.
|
|
|
HAFTANIN TARTIŞMASI:
Bölücü terör örgütü Abdullah Öcalan'ın İtalya'da tutuklanmasının ardından ümitlenen Türkiye, sonradan gerçekleşen olumsuz gelişmelerle bir şaşkınlık içine düştü. Sizin bu konudaki fikirleriniz ve önerileriniz nedir? Katılımlarınızı bekliyoruz... TIKLAYIN
|
|