|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
|
|
'Taxi' bir post-Tarantino filmi mi? 'Taxi' hız rekoruna ulaşmayı deneyen bir motosikletinin görüntüsüyle başlıyor. Kuralları çiğneme zevkinin sonuna kadar tadıldığı bu sahnede aynı zamanda 'Pulp Fiction'ın da açılış müziği olan 'Mısırlou' çalıyor. Bu irkiltici, hatta kışkırtıcı durum bir dizi soruyu da beraberinde getiriyor. 'Acaba aynı müziğin konması bir ithaf mı?', üstü kapalı bir gönderme mi? Yoksa basitçe bir yeniden kullanım mı?
Taxi filmindeki kullanım ise yukardaki hiçbir duruma uyacakmış gibi görünmüyor. İthaf olsa, filmin anlatımı 'Plup Fiction'a hiç uymuyor; hatta düz anlatımı ve konu seçimi itibariyle onun fersah fersah gerisinde: Mercedes çetesine karşı neredeyse teslim bayrağını çekmek üzere olan Marsilya polis ekibinden bir polis kişisel nedenlerle Cezayir kökenli bir taksi şoförünü yardım etmeye zorlar. Ve film adeta hiç utanmadan, hiçbir şekilde anlatımında zik zaklar çizmeden bu doğrultuda gelişir. Aslına bakılırsa bu durum Amerikan sinemasının eskiden beri vazgeçemediği bir tema: Kızılderililerle, Japonlarla, Vietkong'la, hatta gangsterlerle savaşabilmek için (istemeye istemeye) onların yöntemlerini benimsemek ve düşmana karşı
kullanmak. Aynı durum 'Taxi' için de geçerli; ama bir farkla. Polis (Emilien) burada tamamen karikatürleştirilmiş. Yardım isteyen polisin, yardımcısından hiçbir şey öğrenemeyeceği anlaşılıyor. Kısacası beyaz-Fransız polis bir anti-kahraman, Cezayirli taksi şoförü ise filmin gerçek kahramanı.
Bu kontrastı pekiştirmek için de 'Taxi' birbirine karşıtlık konusunda en beylik iki paradigma sunuyor: Emilien beceriksiz, kadınlar konusunda kendine olan güveni sıfır ve annesiyle birlikte yaşıyor. Dahası diğer meslektaşları ırkçı ve yakalayamadıkları Alman çetesini Naziler olarak görüyor. Öte yandan Daniel (taksi şoförü) yakın zamana kadar motosikletle pizza dağıtımı yaptığı için bir anlamda TIR ve Harley Davidson sürücülüğü geleneğini temsilen kanunlara boyun eğmeden yaşamak konusunda mitleşmiş Amerikan kahramanları portresini çiziyor. Emilien'in tam tersine Daniel becerikli ve akıllı; sevgilisiyle yaşadığı tek sorun 'hızlı' yaşamının beraberinde getirdiği zamansızlık. Ama bu ayrımların en çarpıcı olanı Daniel'in bizzat ırkçılığın öznesi olabilecekken bu durumdan alnının akıyla sıyrılması. Bu noktada beyazlar genelde sıkıcı ve tekdüze olarak tanıtılırken, Daniel'in ötekilik özellikleri onun cazibesi için önkoşul haline geliyor ve bu tam da Tarantino'nun 'Pulp Fiction' ve 'Jackie Brown'daki Samuel Jackson'a kişisel hayranlığını ifade eden sunuş biçimiyle örtüşüyor.
Filmin müziği gibi yine film ötesi gönderme yapan diğer bir öge de 'Taxi'nin posteri. Marsilya sokaklarında (gerçekten) uçan bir taksinin görüntüsü ve Luc Besson'un yapımcı olarak isminin filmin yönetmenini gölgelemesi, seyirciye daha başından 'Beşinci Güç'ü ve Vietkong'u unutamadığını varsayabileceğimiz taksi şoförü Bruce Willis'i düşündürüyor. Eğer film tüm bunları çağrıştırabiliyorsa, bu filmlerin birbirlerine yaptıkları sayısız göndermelere artık alışmış olan seyircilerin iz sürme yeteneği sayesinde gerçekleşiyor. İşin bu boyutu devre dışı bırakılınca filmden geriye hatırlanacak çok az şey kalıyor.
|
|
MERHABA '99
1998 yılını acısı ve tatlısıyla geride bırakıyoruz. Ancak yeniyılın heyecanı ile geçmişi hafızalardan silmemiz gerekmiyor. 1998'de neler vaadedildi, neler oldu, nele üzdü, neler sevindirdi? Neler olmalıydı, neler olmamalıydı? Görüşlerinizi bekliyoruz... TIKLAYIN
ANKET
Bitirmekte olduğumuz yıl içerisinde hem Türkiye'de hem de dünyada birçok gelişmeler yaşandı. Belki hepsi önemli ancak, sizin 1998 yılını ne ile hatırlayacağınızı öğrenmek istiyoruz. Anketimize katılmak çok kolay. Seçiminizi yapın ve yollayın... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
|
|